Miraç Öztürk

Miraç Öztürk

Bir yol hikayesi....

Samsun'da var Samsun için al...

İlk ortaya çıktığında gerçekten, "Benim de aklımdan böyle bir şey geçiyordu" dedirten bir çalışma...

 

Kendimi bildim bileli, Samsun'da üretilen şeyleri tüketmeye çalışır ve buna özen gösteririm. Bakkaldan su

alıyorsam Akdağ ilk tercihimdir yada yoğurt alacaksam Otat ilk sıradadır...

 

Buna ister mikro milliyetçilik deyin ister saplantı...

Ama önceki gün yaşadıklarımın ardından bu bakış açımı tamamen değiştirdiğimi söyleyebilirim.

 

Artık yok öyle Samsunculuk...

Bir söz vardır, "Deveye diken..." diye. Gerisi malum deyim...

 

Biz bırakalım Trabzonlulara özenmeyi bence... Yada Adanalılara yada Kayserililere yada Malatyalılara...

Onlardaki kentlilik bilinci, insanına sahip çıkma hevesi, birlik ve beraberlik Samsun için ütopyadır.

 

Yine bir İstanbul seyahati...

Bazen yaparım böyle, alır başımı giderim, kaçamak yaparım.

 

Neyle gideyim?

 

Metro ile... Ne de olsa sahibi hemşehrimiz, memleketimizin yüz akı, Samsun'a gitsin paramız...

 

"Merhaba, sabah 8 İstnabul'a yer var mı ?"

"Maalesef, dolu"

"Teşekkür ederim"

 

Sabah arabasıyla gitmem lazım...

Oraya git yok, buraya git yok. Bütün arabalar 12'den sonra...

 

Hah... Süzer...

Bi soralım bakalım.

Sabah 10 İstanbul... Güzel, bilet alındı.

Servis kaçta?

"9'da burada olun"

"Tamam, iyi akşamlar"

 

Güzel, ne de olsa Samsun firması sayılır Süzer...

Babam da Sezer'den emeklidir benim.

O "yezanelerde" geçti çocukluğum yani.

Hatta Sezer ile Süzer'in sahipleri kardeşti falan da derler...

Neyse...

 

Sabah 8.30 Meydan...

Sampi önü...

Samsun'un  gururu, meşhur Sampi...

Daha vakit var, bir şeyler atıştırmak gerek.

"Günaydın, çorba var mı?"

"Var"

"2 çorba alalım"

 

Çorbalar gelir...

Yenir, içilir...

Dükkan daha yeni temizlenmektedir.

Etrafta bir tane müşteri, bırakın müşteriyi insan yok.

Daha siftah bile yapılmamış...

 

"Borcumuz ne kadar?"

"8 TL efendim"

"Efendini yesinler senin, ne 8 TL'si, kazanı mı içtik len?" diyemiyorsun tabiki...

 

Paşa paşa ödüyor ve çıkıyorsun.

 

Marka ne?

Sampi...

Bir kase çorba ne kadar, 4 TL.

Kazıklanmanın bedeli: Paha biçilemez...

 

Çık Çiftliğe, gir Diyarbakırlıların, Tokatlıların, Trabzonluların işlettiği lokantaya...

Bir kase mercimek 1.5 Lira, hem de çay bedava...

Hizmet de 10 numara.

 

Mesele 3-5 TL meselesi değil... Bir anlayış...

 

Çorbayı içtik, hafif yanma var tabiki...

Bakalım otobüste rahat edecekmiyiz?

 

Sağolsun firmanın servisi, çorbacıdaki durumu anlamış, bizi oturtmadı, ayakta gittik garaja.

Kemal Sunal'ın bir filmi vardı hani, "Çökün" dediğinde herkes çöküyordu. O misal...

Arabaya normal binen "gebe" iniyor...

 

Neyse...

Samsun'un değeri Süzer...

 

Saat 10.00 İstanbul arabası...

Saat 9.45. Normalde araç gelir bavullar yüklenir vedalaşılır ve saat 10'da hareket eder...

Şoför bizi sevdiklerimizden hemen ayırmak istemiyor.

Saat 10.15, ne gelen var ne de giden.

 

Bu durum ne Süzer'in "yezanelerinde" çalışanların umrunda,

ne de Samsun Yusuf Ziya Yılmaz Şehirler Arası Otobüs Terminali yöneticilerinin...

 

Araçların giriş çıkışları, vaktinde geliş gidişleri çok da dert değil onlar için...

İşin ilginci, kimse merak da etmiyor, acaba kaza mı yaptılar falan diye...

 

Saat 10.20 araç gelir...

Muavin görünümlü şoföre sorulur...

"Bavulları ne tarafa alalım?"

Sonuçta bavullar gidilecek yere göre dizilir...

 

Şoför olduğu anlaşılan zat, güneş gözlüklerinin üzerinden bakarak, "Siz nereye gidecektiniz?"

 

"Beşiktaş"

"Tamam demek ki Esenler"

"Yok, Esenler değil Beşiktaş, hani böyle Kartal falan..."

"Bizim Beşiktaş'a servisimiz yok"

"Hayda, nasıl yok. Peki nasıl gideceğiz?"

 

Şoförden, "ezik"  bir cevap:

"Beyfendi biz Metro Turizm değiliz"

"Bu ne demek?"

 

"Yani servis yok demek, biz sizi yollarız oradan merak etmeyin bir şekliyle"

"Peki sizin nereye servisiniz var?"

"İkitelli"

"Neden?"

"Çünkü bizim arabamıza binenler hep İkitelli'ye gider"

"Yani Süzer'den bilet alan herkes İkitelli'ye gitmek zorunda mı?"

"Ya güzel abicim ayarlarız dert etme"

"Hadi bakalım"

 

Sanki bir skeç diyaloğu  değil mi?

Yılmaz Erdoğan'a versem bu diyalogları skeç yapar, Çok Güzel Hareketlerde zili çaldırtır...

 

Saat 10.35 araç kalkıyor...

Haydi Bismillah...

 

Öyle büyük şeyler beklemiyoruz tabiki, servis ikram falan hak getire.

Yola çıktığımız andan itibaren şoförümüzün tüm özel hayatına ortak oluyoruz ama...

Karısıyla yaşadığı problemlerinden kaynanasının dırdırına kadar...

 

Çoruma geldik hala bir elde telefon bir elde direksiyon...

Yanımdaki arkadaşıma espri yapıyorum,

"Bu adam bence trafik kazasından değil beyin kanserinden ölecek..." diye.

 

Ömür biter yol bitmez derler ya... Şükür, yol bitti...

Servis yok, bir şey yok...

 

Önce metroyla Aksaray'a, oradan tramvayla Kabataş'a, Kabataştan'da otobüsle Beşiktaş'a geldik...

Süzer sağolsun.

Zaten otogar sonrası masraflarımı kendilerine bilahare yollayacağım, banka hesabıma yatırsınlar...

Sağsalim geldik ya İstanbul'a ona da şükür...

Evimize falan yerleştik.

 

 

Ha şimdi bu kadar olayı anlattıktan sonra bağlamak lazım...

Bu yazıya son gerek şimdi...

Nereden nereye diye...

İşin hikayesini anlattık.

Mesajını da vermemiz lazım.

 

Bu benim yaşadıklarım...

Belki bunun gibi binlerce yaşanıyor.

Ama birileri sizi istismar ediyor...

Birileri sizden bir şeyler çalıyor...

 

Tekrar söylemekte fayda var, mesele 3-5 Lira meselesi değil bir anlayış meselesi...

 

Kampanya “Samsun'da var Saumsun için al” diyor...

Vatandaş da denileni yapıyor, alıyor...

 

Ama bu, birileri tarafından “Samsun'da enayi bol, Samsun için yol” kampanyasına da dönüşebiliyor...

 

Ha hangi firma ile döneceğime gelirsek, Giresunluların bir firması var Öz Mahmutoğulları

(şaka değil gerçek) diye...

Oradan alıp biletimi gelmeyi düşünüyorum...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Miraç Öztürk Arşivi
SON YAZILAR