• BIST 108.434
  • Altın 151,670
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • Samsun 16 °C
  • Ankara 15 °C
  • İstanbul 20 °C
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan

"AĞACIN KURDU"

M.Halistin Kukul

     "Ağacın Kurdu"; Em. Kurmay Albay Mustafa Önsel'in hapishânedeyken yazdığı "Beşiktaş'ta Sırtlan Pususu", "Silivri'de Firavun Töreni" ve "Casusluk Kumpası" adlı eserlerinden sonra kaleme aldığı dördüncü kitabının adıdır.

     Mustafa Önsel ile, aynı köydeniz. T(ı)rabzon'un Beşikdüzü ilçesinin Vardallı Köyü'nden...Dayısı Eczâcı Hayrettin Kalay arkadaşımdır. Önsel, tahliye olduktan sonra, kendisiyle sâdece bir defa -dayısının Beşikdüzü'ndeki eczâhânesinde-  görüştük.

     Zeki, cesûr ve vatansever bir insan!..

     Bu kitabını da, bana, sağolsun, dayısı verdi ve Mustafa Önsel adına, O, imzaladı. Kitabı verdiğinde, ben de, Samsun'dan yaz tatili için Beşikdüzü'ne gelmiştim. Temmuz ayı başlarıydı.  Kitabı verirken, "Mustafa, bu kitabıyla çok hücûma uğradı. O'na sâhip çıkmamız lâzım" dedi.

      Bu, beni ayrıca düşündürmüştü. Zîrâ; zâten her ân bir hücûma mârûzduk ve her ân da birbirimize sâhip çıkmamız gerekiyordu. Ancak; Hayrettin Kalay'ın îkazı/uyarısı çok daha farklı görünmüştü bana.

       Bu îkaz ve uyarıya rağmen, işlerimin yoğunluğu, yorgunluğum vs. sebepler, "Ağacın Kurdu"nu okumamı biraz daha engelledi / geciktirdi ve onu, ancak 15 Temmuz hâinler kalkışmasından/darbesinden sonra okuyabildim.

      Çok, hem de pek çok şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Kitabı; şâyet, bu darbeden önce okumuş olsaydım, Mustafa Önsel'in dîğer kitaplarını okumama ve onlar hakkında da geniş tahliller yapmama rağmen, içimden şöyle geçirebilirdim: "Mustafa kardeşim; tamam, tamam da, bu Harbiye/Kara Harp Okulu  da bu hâle nasıl gelir? Biraz mübalağa yapmıyor musun acaba?"

     Evet!..Belki de daha fazlasını düşünebilirdim. Fakat; benim böyle düşünmem, sanılmasın ki, evveliyatında, 15 Temmuz ihânet kalkışmacı darbecileriyle taa "diyalog safsatası"ndan beri, senelerdir berâber yürüyenler, onlarla mesaî yapanlar ve onlara geçit verenler için geçerlidir. Kat'iyyen!..

       Bu durum; sâdece benim gibi millî dâvâlara gönül vermişler ile, Kara Harp Okulu'nda, oranın 'ruhu" ile okumuşlar için geçerlidir.

      Mustafa Önsel, "Sunuş"unda mes'elenin esasını şu şekilde ortaya koyuyor:

       " (...) Söz konusu yapı; öncesinde hükümetten aldığı siyasî destekle, devlet mekanizması içersindeki etkinliğini alabildiğine arttırmış ve kolaylıkla tasfiye edilemeyecek, sökülüp atılamayacak bir güç haline gelmiştir...

         Öyle bir güce ulaşmıştı ki iktidara geldiklerinden beri onlardan siyasî desteklerini hiç esirgemeyen daha sonra da bu desteği, "Ne istediler de vermedik?" diyerek açıklayan hükümete, özellikle de o günkü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a bile saldırmakta beis görmemişlerdir.

     Bugün ise söz konusu yapı; Millî Güvenlik Kurulunda alınan kararla Millî Güvenlik Strateji Belgesi'ne tehdit olarak girmiştir. Kabul etmek gerekir ki bu, gecikmiş ama önemli ve doğru bir gelişmedir.

     Bazıları bu söylediklerime hükümet ve Erdoğan noktasında, şu şekilde itiraz edebilir: "Ama efendim, ortada bir yolsuzluk var, onu ortaya çıkarmasalar mıydı?"

     Özünde doğru olan bir sorudur bu. Ancak hormonlu, GDO'lu, korkunç bir yaratığa dönüşmüş bu yapının, yıllara sari olarak devam eden yolsuzluklardan bugüne kadar hiç haberi yok muydu?

     (...) Ne zaman ki istekleri  yapılmamaya başlandı, işte o zaman ellerindeki dosyaları açmaya , ötesinde hükümeti devirmeye yönelik yasal görünümlü operasyonlara başladılar.

      (...) Bu amaçla 17-25 Aralık 2013'te düğmeye bastılar.

       (...) Gelelim kitabımızın konusu olan TSK'deki duruma. Bunca kuruma sızan, sonra da devleti ele geçirmeyi düşünecek kadar kendini güçlü hisseden bir yapının TSK ile ilgili bir planının bulunmaması, orada örgütlü  olmaması mümkün mü? Önceki kitaplarımda bunun önemli ipuçlarını vermiştim.

        (...) Bu çalışmamda-pek çok yaşanmışlıktan hareketle-, açılan soruşturmalarda adı artık FETÖ, yani Fethullahçı Terör Örgütü olarak ifade edilen ihanet odağının TSK'de, başta askerî okullar olmak üzere, geldiği noktayı  içinde yaşayan biri olarak takdirlerinize sunuyorum.

     Burada anlatılanlarla ordunun nasıl bir ayrışmaya siyaset batağına çekilmeye  ve milli olmaktan çıkarılmaya çalışıldığını da ortaya koyarken aynı zamanda tehlikenin büyüklüğüne de dikkat çekmeye çalışacağım."

      Özet olarak naklettiğim bu satırları, Mustafa Önsel, 30 Aralık 2015 târihinde yazmıştır.

       Peki; Mustafa Önsel'in bildiği ve -en azından 2015'te- kayıt altına aldığı bu hâdiseleri, TSK'nın ilk büyük makamı olan Genel Kurmay Başkan(lar)ı, bilâhare Millî İstihbarat Teşkilâtı, Emniyet Genel Müdürü, Millî Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Başbakan(lar), Cumhurbaşkan(lar)ı nasıl bilemezler ve tedbirini zamanında al(a)mazlar anlamak mümkün değildir?

     Bu durumları Mustafa Önsel adında bir Emekli Kurmay Albay tespit, tahkik ve tetkik ederek analiz eder de, birinci vazifesi bu işler olan Millî İstihbarat Teşkilâtı niçin çözemez? Zamanın Başbakanı : "İnlerine gireceğiz, inlerine!.." dediği zamana kadar ve dedikten sonra, bu işlerden hiç mi haberdar değildi?

    Yukarıda da ifade ettim: Şâyet, Mustafa Önsel, bu kitabı, 15 Temmuz'dan sonra yazmış olsaydı, "Zâten bilinen şeylerdi!.." der geçerdim. Fakat öyle değil!..Çok mühim!..

     Bütün bu durumlar dile getirildiği hâlde, Mustafa Önsel'in üzerine gidilmiş, O'na hücûmlar o dereceye varmış ki, dayısı Hayrettin Kalay, bana, O'na sâhip çıkmamızın gerekliliğine ihtiyaç duymuştur.

     Ne hazîn ve ne fecî zamanlar geçirmişiz!..

     Gafiller uyumuş/uyutulmuş; uyanık olanlar da  sindirilmeye çalışılmış ve  meydan hâinlere bırakılmak istenmiştir!..İşte gelinen vaziyet.

           Peki; bu zamana kadar ilgililer ne yapmışlardır, sormamız ve cevap beklememiz gerekmez mi? Devlet'i teşkil edip, Türk milletinin vergileriyle -hepimiz dâhil- hayatlarını devam ettirenler, taşıdıkları salâhiyet ve mes'uliyetle ne yap(ma)mışlardır ki, bir Kurmay Albay'ın elde ettiği bilgilere ulaşamamışlardır?

     Bu, üzerinde titizlikle düşünülmesi gereken bir sorudur. Tâ ki, her şey çözülünceye kadar!..

     Burada, karşımıza iki ihtimal çıkıyor: Biri, bütün bu olup bitenlerden hiçbir ilgilinin haberi olmadı. Dîğeri ise, her salâhiyetlinin haberi oldu da, 'iş'in üzerine -bilerek-gitmedi.

      Mustafa Önsel'in bilip de, salâhiyetli ve mes'ullerin bu bilgilere ulaş(a)maması mümkün değildir. O hâlde, ikinci şık kalıyor ki, bu da, Devlet'in hangi hâllerde bulunduğunun işâreti olmuyor mu?

     Yıkıcı, vahşi, tahripkâr, acımasız bir "örgüt", adâleti, emniyeti, maarifi, diyâneti, Türk Silâhlı Kuvvetlerini, bâzı sivil kuruluşları ve pek çok 'kafa'yı murakabesi altına alıyor da, buna hiçbir  salâhiyetli, "lâf"ın ötesinde çâre olamıyor(du).

      "Ağacın Kurdu"; Mustafa Önsel'in sâdece bir önsezisi değildir. "Ağacın Kurdu", Türk Silâhlı Kuvvetleri nezdinde, Türk varlığını hırpalayıcı, kurutucu ve imhâ edici bir hamlenin sâdece önceden tesbit ve teşhisi de değildir; "Ağacın Kurdu", vatan, millet ve bayrak sevgisiyle dolu îmânlı bir Türk kurmayındaki zekânın cesâretle tezyîn edilmiş millî bir ifşâsıdır.

      Önsel'in, önceki kitaplarında, "ipuçları vermiştim" dediği -bilhassa Casusluk Kumpası'nda- hususlar, niçin o günlerden bugünlere -15 Temmuz'a-kadar  araştırılmamıştır. Niçin, bu hâdiselerin üzerine ciddiyetle gidilmemiş/gidilememiştir?

     Şu ânda, herkes  ve hâliyle, ben de konuşuyorum. Asıl mes'ele, o günlerde -15 Temmuz'dan önce- konuşabilmekti.  Mustafa Önsel, bunu yapmıştır. "İnlerine gireceğiz" sözü çok câzib, çarpıcı ve takdire şâyan bir sözdü(r). Fakat, bugün îtibâriyle görüyoruz ki, faaliyet ancak 15 Temmuz sonrası başlayabilmiştir.

      Peki; geçen zamanın mes'ulü kim(ler)dir? Bu güzel vatanın ve onun üzerinde asırlardır yaşayan azîz Türk milletinin bu tür eziyetlere mârûz kalmasının bedelini kimler ödeyecektir? Birilerinin ihmalinin p(i)sikolojik ve iktisâdî faturasını niçin mağdurlar ödesin!..

      Şunu ifade edeyim ki, Mustafa Önsel'in "Ağacın Kurdu" adlı kitabı -tıpkı dîğer kitapları gibi- anlatılmaz, okunur, ibret alınır.  Geldiğimiz şu günlerde, "Vaaay!..Bunları, o zamanlar nasıl da sezmiş, görmüş, araştırmış ve yazmış!..." denilir.

       Kaleme aldığı hâdiselerin hangi birini buraya alayım!..Ben, her şeyden önce, Askerî Lise'de ve Kara Harp Okulu'nda okumuş ve  adâletsizlik yüzünden oradan atılmış biri olarak, orada zulüm görmüş, haksızlığa uğramış ve adâletsizlikle oradan çıkarılan "Harbiyeliler"in mâcerâlarını okudukça, kendimi, hep onların yerine koyarak vahlandım. Zaman zaman gözlerim yaşardı. Mustafa Önsel'e ve o gencecik mağdur Harbiyelilere duâ ettim.

      Fakat!..

      Bu hâlleri gör(e)meyenlere, görüp de sessiz kalanlara, "Haksızlık karşısında susanlara..." Kâinatın Efendisi'nin tâbiriyle " dilsiz şeytân" demekten de kendimi alamam!..

      "Ağacın Kurdu"nun her sayfası bir ibret levhasıdır. Türk ordusu, Türk milletinin hayat teminatıdır. Ordusuz ve ordusu tahrip edilmiş bir milletin hayat damarları koparılmış demektir.

       "Ağacın Kurdu", 304 sayfadır. Cezâevinde bir süre berâber kaldıkları aynı zamanda silâh arkadaşı olan V. Murat Tulga'nın sâhibi bulunduğu Alibi Yayınevi'nde basılmıştır.

         Mustafa Önsel, kitabını "Sunuş" yazısından sonra, uzun bir "Başlarken" bölümü de koymuştur. Bu bölüm, apayrı dikkat edilmesi gereken bir değerlendirmedir. Bu bölümün sonundaki şu cümlelerinin bugün için ne kadar önemli olduğunu anlamamız bakımından, sözlerimi  bu cümlelerle bitirmek istiyorum.

     Önsel diyor ki:

      "Bu satırların yazıldığı 2015 yılı içersindeki durum böyledir ve vahim ötesidir."

      Devam ediyor:

      "TSK, bunlar yüzünden öncesinde olduğundan çok daha fazla siyaset batağına saplanmıştır.  Bu ağır seyreden hastalığı tedavi etmek için teşhis önemlidir.

        Bu eserde bunu yapmaya çalışacağım. Karargâh, kurum ve Kıt'alarda olanları; son dönemde özellikle askerî okullarda kıyıma  dönüşen Fethullahçı örgüt mensubu  olmayan asker çocukları ile başarılı askerî lise çıkışlı çocukların yaşadıklarını aktaracağım.

      Biz teşhis edelim, tedavi yapacaklar da bir an önce kolları sıvasınlar. Haydi başlayalım!" (Sf. 22)

      "Tedavi yapacaklar...bir an önce kolları sıva" dılar mı? Ne dersiniz?

(İsteme Adresi: Alibi Yayıncılık, Cihan Sokak, Nu: 10/5 (06430) Sıhhıye/ANKARA- Tel: 0. 539 669 60 69)

       

 

 

 

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim