Yeniden "Aldatmak"

Okuduğum kitabı bir daha okumayı sevmem. Hele ki bu Ahmet Altan'sa benim iyice sinirimi bozar. Ama nereden geçtiyse elime yine geçti "Aldatmak" kitabı... Şöyle hızlıca çevirdim sayfaları... Altını çizdiğim cümlelere baktım yeniden... Yanına düştüğüm notları okudum bir daha...
Bu kadar güzel anlatılamazdı insan hayatında gizem arayışının yıkımla sonuçlanan süreçleri... Ve aslında hemen herkesin aynı duyguları yaşadığı... Yeniden sinirim bozuldu, tekrar okuduğumda yeniden sinirimin bozulmasına...
Bu defa satır aralarını okudum kitabın...
Edebiyat yapasım geldi bugünkü yazıda...
Ve son paragrafa takıldı gözlerim...
Ve kadın "Cem gibi gülümsüyordu" geçmişine...
Ve satır arasında, kocası hala bıraktığı yerdeydi kadının...
Kitap beynimde devam ediyordu...
Ve kadın bıraktığı yerdeydi kocasının...
Kocası dönüp baktı kadını bıraktığı yere...
Kan gördü adam kin çamuruna bulanmış... Kırmızıya boyanmış bir kahverengi bulaşıyordu adamın masumiyetine... İhaneti gördü adam... Gözyaşlarıyla dolan bir rahimde tuzlu su içen bir bebek gördü adam... Muhtaçlığın alevi sardı adamın umudunu... Çaldığı, biblolalar değildi karısının... Ortak bir mutluluğu çalmıştı özgürlük bahanesine sıkışmış yarınlardan...
Adam "Cem'in gülüşünü" değil ama yalanları görmüştü karısının gözlerinde... Gerçeklerin sırlarıyla zehirlenen yaraları açılıyordu irinleşmiş geçmişinde... Cerahatin altındaki Cem'i görüyordu adam... Cem ise hiçbir zaman hayata geçemeyecek olan ters çevrilmiş şemsiyelerden evlerin maketlerini yapıyordu. Açılmış bir şemsiyeyle uğraşan kadın hala "Cem gibi gülüyordu".
Aklayabileceği hiçbir şey yoktu yaşanmışlıklarda kadının... Suçlayabileceği bir şey bulsaydı kurtulurdu kocasının yanında olmaktan...
Ardlarında bıraktığı fısıltılar Sakarya'ya kadar takip edecekti onları... Ama bunları sadece kadın duyuyordu. Kocasını da çekebilseydi bu girdaba daha direngen savaşırdı hatalarıyla. Ama unutuyordu adamın tek başına hayata ve insanlara meydan okuyan dürüstlüğünü... Bu dürüstlük bu fısıltı girdabını umursamazdı ki...
Ama adam saygısızlık gördü karısını bıraktığı yerde... Karısını bıraktığı yerde gördü, bir zamanlar üzerine zorla yapıştırmaya çalıştığı yaldızları... Döküntüler arasında bir ucubeyi gördü adam...
Çıplaklığın utanç veren bedenini seyretti adam...
Ucubeyi olduğu gibi bırakmakla, zarar vermesin diye toplumdan uzaklaştırmak arasında kaldı adam... Ve Cem bırakmıştı olduğu gibi...
Kadın "benim anlattıklarım dışında herşey yalan" diyordu... Ve adam kadının yalanlarına tıkadı kulaklarını... Ve adam kadının bakışlarına kapattı gözlerini...
Ve adam aldı götürdü kadını... Bir başka ihanete... Bir başka hırsızlığa... Bir başka yalana... Bir başka terkedilmişliğe... Bir başka saygısızlığa... Bir başka paranoyaya... Bir başka keşmekeş ilişkiler yumağına... Bir başka sömürüye...
Keşke bakmasaydı adam, karısını bıraktığı yere be Ahmet Altan!..
Belki o zaman kendisiyle hiç alakası olmayan çirkefliklerin, üzerine dökülen tozundan silkelenip kurtulabilirdi...

Daha fazla sinirim bozulmadan kapattım kitabın sayfalarını... Geçme elime bir daha "Aldatmak"... Bu sefer benzin döküp yakarım seni...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Neval Sultan Arşivi
SON YAZILAR