M.Halistin Kukul

M.Halistin Kukul

Vefâtının 34. Yılında:

  NECİP FÂZIL'A HASRET

    Türk gençliğinin önünde, dünyanın imrendiği, ilimde, mîmârîde, şiirde, devlet idâresinde ve askerlikte "numûne" insanlar vardır. Bunlar; sâdece kendi kültür ve medeniyetlerinin mensuplarına değil, cihânşümûl adımlar atmaları bakımından bütün insanlığa ışık tutmuş "önderler"dir. Üzüntüyle ifade edeyim ki, bunların pek çoğundan kendi insanımızın ve gençliğimizin haberleri yoktur.

   Yûsuf Has Hacib, Kâşgarlı Mahmud, Ahmed Yesevî, Mevlâna, Yûnus Emre, Mimar Sinan, Hattat Mustafa Râkım Efendi, Dede Efendi, Itrî, Hattat Yesarî Mehmet Esat , Molla Fenari, Süleyman Çelebi, İbn-i Kemal, Ebusuud Efendi,  Râzî, Uluğ Bey, Fuzulî, Ali Kuşçu, İmam-ı Âzam, İmam- Matüridî...bunlardan sâdece birkaçıdır.

   K(ı)lâsik aranıyorsa, bizim "millî k(ı)lâsiklerimiz" bunlardır. Kültür; bir cemiyetin özünde,"kendi kalması-kendi olması"dır; hüviyeti ve şahsiyetidir. Bu demektir ki; millî kültürümüzü idâme ettirebilmemiz için, bu şahsiyetlerin herbiri yol göstericidir.

    Elbette ki, Cumhuriyetle birlikte, devamları vardır ki, Mehmet  Âkif, Yahya Kemal, Ziya Gökalp, Ali Fuat Başgil, Orhan Şaik Gökyay, Ömer Seyfettin, Ârif Nihat Asya, Nihal Atsız, Peyami Safa ve Necip Fâzıl Kısakürek'le... bu silsile devam etmektedir, edecektir.

   Necip Fâzıl; elbette ki çok farklıdır. Zîrâ O; " şâir, hikâyeci, romancı, senarist, târih tahlilcisi, fıkra muharriri, dinî irşâd edici, heccâv, münekkit, gazeteci, muallim, estetikçi, polemikçi, nükteci, hatip, biyografici, otobiyografici, denemeci, tiyatro yazarı" vasıflarıyla, umûmî Türk Edebiyatı içersinde en öndeki yerini muhafaza etmektedir. Yalnız, şiirdedir ki - kendi tâbirleriyle-" Varılmaz derece; Yûnus'tadır."

   Düşünebiliyor musunuz; hangi talebe vardır ki, henüz hayatının ilkbaharında, yirmi yaşında iken hocasına: "Tarihin malı olduğunu unutma!" dedirtebilmiştir?

   Ve yine, düşünebiliyor musunuz; hangi şâir vardır ki, henüz yirmidört yaşındayken, zamanın  bir nâşir şâiri tarafından, kendisine: "Bir mısraı bir millete şeref verecek şâir!" dedirtebilmiştir?

       İşte o genç şâir, bu "mütefekkir şâir Necip Fâzıl"dır.

        Ve O; geriye dönüp, "Genç Adam!" diye seslendiği Türk gencine  yaptığı uzun tavsiyesinin ilk cümlesinde bile, hassasiyetinin en yüksek derecesiyle ileri görüşlülüğünü göstermektedir:

    " Genç adam, düşün! Evvelâ, insanoğlunun düşünmekten büyük haysiyeti olmadığını düşün!"

    1938'de yazdığı Büyük Doğu Marşı'nda da Türk gençliğine ve Türk Milleti'ne ne olduğunu ve nereye varması gerektiğini ifade eder:

           "Allah'ın seçtiği kurtulmuş millet!

           Güneşten başını göklere yükselt!

            Avlanır, kim sana atarsa kement,

            Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebet.

                             Allah'ın seçtiği kurtulmuş millet!

                             Güneşten başını göklere yükselt!

          

            Yürü altın nesli, o tunç Oğuz'un!

            Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.

            Nur yolu izinden git, KILAVUZ'un!

            Fethine çık, doğru, güzel, sonsuzun!"

                   Yürü altın nesli, o tunç Oğuz'un!

                    Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.

           

            Aynası ufkumun, ateşten bayrak!

            Babamın külleri, sen, kara toprak!

            Şahit ol, ey kılıç, kalem ve orak!

            Doğsun BÜYÜK DOĞU, benden doğarak!

                  Aynası ufkumun, ateşten bayrak!

                  Babamın külleri, sen, kara toprak!.."

       "Oğuz"un "altın nesli", "KILAVUZ"un "Nur yolu izinden" yürüyecektir. Nasihat budur!

        Necip Fâzıl, ancak kendisiyle tartılabilen ve yaşadığı cemiyetin dertlerini tek başına taşıyabilen adamdır.

         Bu sebepledir ki; O'nun kadar, kendi ölçeğinde kendini tartan olmamıştır.

         Bu sebepledir ki; O'nda, herkes kendinden bir şeyler bulmaktadır.

         Bu sebepledir ki; O, cihânşümûl terkibe ulaşan fikrî ve bediî mertebededir.

         Şiirlerini okuyuşunda da bir başka "hâkimiyet" vardı. Hiçbir şiirini yüksek sesle okumaz; mânâ derinliğini, kendi ses tonundaki bu "hâkimiyet unsuru" ile naklederdi. Harflere, sesiyle, âdeta şekil verirdi. Mimiklerini bu sese yüklerdi.

        O'nun mânâ dolu güçlü sesi, insanlık yaşadığı müddetçe, en öndeki seslerden biri olarak hüküm sürecektir.

         Hasretimizi, aramızdan ayrılışının  34. yılında, geçerliliğini ve tâzeliğini hâlâ muhafaza eden "Aman" başlıklı şiirinin bir bölümüyle, bir nebze olsun gidermek istiyorum:

             "Aman efendim, aman!

              Galiba Âhir Zaman!

              Manzarası yurdumun,

              Tufan gününden yaman!

              Göz görmez aydınlıkta;

              Âsumânedek duman.

              Yer dumanmış ne çıkar,

              Duman dolu âsumân.

              Türk evi delik deşik;

              Yıkık dökük hânüman.

              (...) Orman keleş, nebat kel;

               Nebat adamlar orman.

              (...) Tarih, kontra gerçeğe;

              Hürriyet hakka düşman.

              Millete kasdedenin

              İsmi millî kahraman.

              Yere batsın bu dünya,

              Bu dünyadan hayr uman!

              Genç adam, at yorganı!

              Sana haram, uyuman!

              Aman, efendim aman!

              Efendim, aman, aman!" (1964)

   

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
M.Halistin Kukul Arşivi
SON YAZILAR