KAPTAN-I DERYA

seminerden seminere koşarken başınız döner bazen de şaşırırsınız hangisi hangi amacı taşıyor diye
yada eskilerin tabiriyle maksat hasıl oldu mu diye ,,,
Toplum ne yapsın biz böyle  düşünürsek değil mi  ??!!
İç yapısında biriken çelişkilerin bir gün patlayışı sonucunda ortaya çıkan  aktivasyonun adı  “ihtilal”, kod adı ise darbedir ..

Öyleyse neymiş tekrar edelim mi ; bir grubun yönetime el koymasıyla, devletin siyasal ve sosyal yapısında oluşan ani ve şiddetli değişikliklermiş!!

Şartları  bir  tamam edersin ,birde Balkarsın ki yani kotarırsın  her şeyi  vakti  zamanı gelince de dersin ki ihtilal kaçınılmazdı biz ne yapalım
 
 Kabul ediyorum 27 Mayıs 1960 sabahı, Türk ordusunun aşağıdan yukarıya doğru ve Atatürk devrimleriyle demokrasiye sahip çıkmak için giriştiği bu hareketi, tartışmasız bir “ihtilal” olarak tanımlamak gerekir.
Peki bu adamlar ne zaman vatan haini ilan edilirlerdi bilin bakalım  Bu başarısız olduklarında değil mi , zaten bunu hayatlarıyla  da öderlerdi fazlasıyla .

İşte bu ihtilal ,,kod adı darbe; Toplumun sosyal ve siyasi yönden gelişmesinden rahatsızlık duyan tutucu çevrelerin yönetime el koymasıyla  adı verilir ve  oluşum gerçekleşir

12 Mart 1971 tarihinde ve 12 Eylül 1980 tarihinde, Türk ordusunun yukarıdan aşağıya doğru sadece komuta kademesi ile ve emperyalist Amerikan yanın ve Avrupa bunların uzantısı olan Mossad  güçlerinin  istekleri doğrultusunda giriştikleri bu hareketleri, tartışmasız bir “darbe” olarak tanımlamak gerekir.

 Bu işe soyunanların, başarısız olma gibi bir seçenekleri bulunmamaktadır.
Bunlarınki si devrim de değil zaten  ;
devrim  özünde toplumsal gelişmenin önünü açan bir güç taşır ve bir toplumdaki siyasal ve ekonomik kazanımların toplumun geniş kesimleri yararına hızla değişmesidir.  1961 Anayasası'yla getirilen yeni ve çağdaş kurumlarla, sosyal hukuk devletiyle, özgür seçimlere gidilmesiyle ve bütün bunların on yedi ay gibi çok kısa bir zaman içinde başarılmasıyla,  27 Mayıs 1960 tartışmasız bir devrim niteliğini kazanmıştır.

1961 Anayasası ile kazanılan tüm olguların,,, önce 12 Mart 1971, ardından,,12 Eylül 1980 ile yok edilmesi,,,bu hareketlerin devrim karşıtı olan bir darbe niteliği kazanmasını pekiştirir

Darbe yalnızca askerler tarafından yapılmamaktadır;
sivillerin de yaptıkları darbeler vardır.
İtalya'da Benito Mussolini,
 Almanya'da Adolf Hitler, gibi sivil diktatörlerin darbeleri, ülkelerini karanlıklara boğmuştur.
Ülkemizde emperyalist güçler eşliğinde  sistemli ve bilinçli bir şekilde sivil darbe uygulanmaktadır.
Sivil darbe, hukuk dışı yasalar çıkartılarak, tüm devlet kurumlarını ele geçirmek için sistemli bir şekilde kadrolaşmak ve kendilerine karşı olanları bir şekilde yargılayıp, susturmaktır.
Ülkeyi parçalamak isteyen güçlerle birlik olanlar , kendi ülkesinin ordusuna düşman ise, o ülkede sivil darbe yapılıyor demektir .
Ülkeyi yönetenler , ülkenin parlamentosu yerine kanun hükmünde kararnamelerle yasama görevini yerine getiriyorsa, o ülkede sivil darbe  zaten süreç içinde devamlı yapılıyordur.
Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararla laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğu kesinleşen AKP iktidarının, bu karara karşın ülkeyi yönetmesi bir sivil darbedir.
İhtilal sonucunda oluşan devrim, emperyalist güçlerden ülkeyi arındırarak topluma aydınlık ve özgürlük sunarken, darbeler topluma zulüm, baskı ve işkence vermektedir.Darbelerden önce yada darbeler yaşanırken ne olur bilirmisiniz Ulusal güçler sivil yada üniformalı yada akademik personel basın yayın ve Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurtsever muazzaf ve emekli mensubları  Silivri vari   tecrit edilirler  kapatılırlar Bu yurtsever insanların da suçları aynıdır: ülkelerini sevmek, sivil darbeye karşı olmak ve gerçek ama sadece göstermelik bir diktatörün sunacağı değil gerçekten  demokrasi istemektir .

Günümüzde 12 Eylül 1980 darbesiyle hesaplaşacaklarını söyleyenler, hukuku kendilerine bağımlı hale getirerek, bu darbenin sivil görünümlü olanıyla ülkeyi yönetmektedirler.
Siyasi iktidar, 12 Eylül 1980 darbesinin yapamadıklarını da, bir bir yapmaktadır.

12 Eylül 1980 darbesinde hukuk yoktu
ama yasa vardı.  Halbuki bugün…!!  ne hukuk, ne de  yasa var;
 sivil darbe tamamlanmaktadır.
Günümüzde 12 Eylül 1980 darbesiyle hesaplaşmak için uğraşanlar, demokrasi mücadelesi verdiklerini sanmaktadırlar.

Ancak bugünkü durumu görememektedirler ya da görmek istememektedirler,  “yetmez ama evet” söylemiyle demokrasicilik oynamaktadırlar. Darbe ya da darbe ortamlarının yaşanmaması, hukuk devleti ve demokrasinin hiçbir biçimde kesintiye uğramaması için, ülkeyi yöneten iktidarların hukuk devleti ilkelerine bağlı kalarak, gerçek demokrasiyi ve hukukun üstünlüğü ilkesin kuvvetler ayrılığı temelinde bütünleşmiş bir devletin işleyişini etkin hale getirmeleri gerekir.
Hukuk devleti ve demokrasiyi ortadan kaldıran askeri darbelerin ve yaşadığımız sivil darbe sürecinin, haklı ve meşru gösterilebilecek bir yanı yoktur.  Gerçek demokrasiyi yok eden darbelerin her türlüsüne, etkin olarak her zaman ve her koşulda karşı konulmalıdır.
Bu yüzden ülkemizde gerçek demokrasi etkin ve egemen kılınmalı, hukukun üstünlüğü gerçek anlamda sağlanmalıdır.  Yada celaleddin-i rum-i nin dediği gibi ^^eşeğin sidiğindeki saman çöpüne binmiş sinek kendini kaptan-ı derya zannedermiş^^misali övünüp dururuz ki bu da bizi tarih sahnesinden yok etmek isteyenlerin işine yarar en önemli silahları da Türk insanının övülmek ve beğenilmekten hoşlanan ,şımaran ve ne yaptığının farkına varamayan yapısıdır .
 bizi överek yere göğe sığdıramaz anlatımlarla başımızı  döndürüp ikiz düşünceli ve maksadı başka yasalar, anayasalar,çıkartıp parçalamaktır  
Yoksa akşama kadar demokrasi semineri yada konferansına katılalım yada düzenleyelim veya kurullar,komüsyonlar  kuralım bu sadece herkesin kendine göre yasa anayasa ve kanun çıkartarak hukukun arkasına dolanmasından  başka bir işe yaramaz 

Saygılarımla

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi
SON YAZILAR