• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Samsun 17 °C
  • Ankara 13 °C
  • İstanbul 22 °C
  • SAMSUNSPOR'A 83 BİNLİK REKOR CEZA
  • BASIN TOPLANTISI İPTAL EDİLDİ
  • GÖSKU YAŞADIĞI O ANLARI ANLATTI
  • SAMSUNSPOR'A 83 BİNLİK REKOR CEZA
  • BASIN TOPLANTISI İPTAL EDİLDİ
  • GÖSKU YAŞADIĞI O ANLARI ANLATTI

12 EYLÜL 1980 DEPREMİ VE ARTÇI DEPREMLERİ

Aydın TOMAKİN

12 EYLÜL 1980 DEPREMİ VE ARTÇI DEPREMLERİ

 Büyük bir deprem olduktan sonra toprak altında sıkışan gazın tamamı çıkmıyor.

Toprak altında sıkışan ve tamamı yüzeye çıkmayan gazlardan kaynaklanan artçı depremleri yaşarız.

12 Eylül Depremi de böyle bir şey işte;

Artçı irili ufaklı o kadar deprem yaşadık ki saymakla bitmez.

Siyasi partiler kapatıldı,

Geçici hükümet kuruldu.

Kurucu Meclis oluşturuldu.

Yeni Anayasa yazıldı ve Netekim…! Kenan Evren kendisinin Devlet Başkanı olarak aynı anda oylamaya sundu.

12 Eylül Depremi boşluğundan istifade eden bazı uyanıklar banker furyasını başlattılar.

Daha çok İtalya ve Kolombiya'da görülen mafya yapılanması ülkemizde de oluşmaya başladı.

Yine bu boşlukta ve devamında ülkemizde mantar gibi bankalar kurulmaya başladı.

İçi boşaltılan bankalar birbiri ardına iflas bayrağını çekmeye başladılar.

12 Eylül depremi ile yurdumuzun büyük bir bölümünde ilan edilen Olağanüstü Hal Yasası uzun süre devam etti.

Olağanüstü Hal Yasası bazılarına dünyayı dar ederken bazılarına da kazanç kapısı oluşturdu.

Ülkemizde Askeri Vesayet kendisini iyiden iyiye hissettirmeye başlıyordu.

Hatta halen davaları sürmekte olan darbe teşebbüsleri dahi denenmişti

Vesaire, vesaire…

           

12 Eylül Darbesi, pardon depreminden sonra çok başka değişimlerde yaşadık ülkemizde;          

12 Eylül depreminden sonra Zaman, kişilerin ve dolayısı ile toplumsal hassasiyetlerimizi de törpüledi. Bakıyorum da gençlik yıllarımızda üzerine titrediğimiz, hakkında laf söyletmediğimiz konular artık vakayıadiyeden olmuşlar. Her şey ama her şey tartışma konusu haline gelmişti.

Öte yandan, Ülkücü camia olarak büyük bir travma geçirdik.         

12 Eylül darbesi ile sapla saman birbirine karıştırıldı. 12 Eylül hareketi toplumsal refleksimizi de bir hayli törpüledi. İhtilalle oluşan boşluk ortamında herkes bir yerlere savruldu. Bazı zaafları olan ülküdaşlarımız da bu boşlukta bocalayıp durdular ve sonunda bir yerlere angaje oldular.

Rahmetli Başbuğ başta olmak üzere binlerce idealist arkadaşımız içeride çile doldururken, dışarıda ise tam bir keşmekeş yaşanıyordu.

Başbuğ içeriden partimizi kurun artık diye talimat veriyordu.

Ama birileri artık yeni bir parti kurmaya gerek yok diyebiliyordu.

Hatta bu itirazlar sonucunda birilerinin evinin önünde dayak yediğine bile şahit oluyorduk.

           

İçeride yaşananları burada saymam zaten mümkün değil. O konularla ilgili onlarca kitaplar yazıldı, röportaj ve makaleler kaleme alındı. Dışarıda kalanların bir kısmı yanlış yollara saptılar.

Neyse ki rahmetli Başbuğumuz içeriden çıktıktan sonra hareketimize yeniden bir çeki düzen verildi. Birçok hizip oluşmuştu onları toplayıp bir pota içerisinde eritmesini bildi.

Ancak yukarıda da bahsettiğim gibi 12 Eylül sonrası oluşan boşlukla gelen gevşeklik zaman içerisinde bizim camiamız da da etkisini gösteriyordu.

12 Eylül'den sonra bazı arkadaşlarımız itirafçı olduklarını ilan ettiler. Gazeteler de boy boy itirafları yayınlandı. Boyalı basında yangına körükle gidiyordu o yıllarda.

Bazı arkadaşlarımız 12 Eylül sonrası kurulan parti ve kuruluşlarda yer almaya başladılar.

Hatta bu diğer partilere giden arkadaşlarımız yaptıkları ihanetin kılıfını da hazırlamışlardı.

Diyorlardı ki; biz Başbuğdan izin aldık. Bunlar tamamen yalandı. Başbuğ kimseye başka partilerde görev alın talimatı veya izni vermemişti.

12 Eylül sonrası oluşan bir felsefe ise; her şeyin menfaatle ölçülür hale gelmesi idi.

Geçmişte birlikte bir ekmeği bölüştüğümüz, birlikte namaza gittiğimiz insanlarımız bir tuhaf olmuştu.

Haydi, ezan okunuyor namaza gidelim dediğimiz de sözü; tamamda tabiri caizse, benim ne menfaatim olacak demeye getiriyorlardı.

Ha bu arada bir hakkı da teslim etmem gerekiyor.

Büyük bir çoğunluğu hala eskiden olduğu gibi ülkücülüğünü yaşıyor, ülküdaşlık hukukunu muhafaza ediyordu.

Ancak yine de o 12 Eylül öncesi birlik ve dayanışma ruhu kalmamıştı.

Hatta bazı arkadaşlarımız da eski bir hastalık olsa gerektir fitne ve iftira furyası da devam ediyordu.

12 Eylül öncesi ezkaza bir ülküdaşımız bir emniyet mensubu ile arkadaş olsa tamam hemen polis ajanı olarak adı çıkıyordu. Şimdiler de ise bir ülküdaşımız bizim iktidarda olmadığımız bir dönemde diğer parti mensupları ile bir işini yaptırabilmek için ilişki kursa tamam hemen iftira kampanyaları başlatılıyor.

Duydun mu filanca ülkücü filanca partili ile çok samimi imiş. Duydun mu filanca ülkücü filanca partiden aday adayı olmuş bir de hala ben ülkücüyüm diyor. Vs. vs.

Peygamberimizin bir düsturundan bahsedilir.” Bir olayı çıplak gözle dahi görseniz, gözünüzü ellerinizle silin tekrar bakın acaba ben doğru mu görüyorum” diye. Evet, arkadaşlar durum bu maalesef. Olay doğru mu diye araştırmak yok.

Ömrünü bu davaya adamış, bugüne kadar MHP'den başka partilere oy vermemiş arkadaşlarımız bir kalemde hain, ajan veya başka partilerle flört eden kişiler olarak ilan ediliyor. Bunu da fısıltı halinde yapıyorlar.

Suçlanılan kişi çağrılıp konunun aslı astarı nedir diye sorulmuyor. Yargısız infaz yapılıyor. Yetkili ve de etkili kişiler olayın aslı nedir diye araştıracakları yerde bu fısıltı gazetesinin haberine kendileri de alet oluyorlar.

Hani klasik bir laf vardır, eskilerin tabiri ile “Şüyuu vukuundan beterdir” diye. Evet, aynen öyle. Bu konuda söylenecek o kadar söz var ki daha fazlasını burada dile getiremiyoruz.

Konu nereden nereye geldi. Kişisel ve toplumsal refleksimizden bahsediyorduk.

12 Eylül ülkücü camianın refleksini büyük oranda kırmıştı. Hatta tehlike kapıma dayanmadan müdahale etmem diyenler vardı aramızda.  Ben artık balkondan ortalığı seyrediyorum felsefesi oluşmuştu.

Geçmişte bir iki askerimiz şehit edilse yer yerinden oynardı. Her taraf Türk Bayrakları ile donatılırdı. Şoförler siyah kurdele ile sokakta gezerlerdi. Kuruluşlarımız yürüyüş ve nümayişlerle olayı protesto ederlerdi.

Son Akppkk flörtü nedeniyle oluşan yalancı bahar kimseyi yanıltmasın.

Bu geçici ortamı bir kenara bırakırsak son yıllarda günde onar-yirmişer asker ve polisimiz şehit ediliyor ama toplumsal refleksimiz dumura uğramış olmalı ki küçük ve cılız birkaç ses dışında bir toplumsal tepki göremez olduk.

Dedikodu ve fitnenin sona erdiği, güzel günlerde buluşmak ümidi ile sağlıkla kalın.

 NE MUTLU TÜRKÜM VE MÜSLÜMANIM DİYENE VE DİYEBİLENE.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim