Dostun dosta yaptığını...

Sözün gerek insan hafızasının zayıflığı dolayısıyla gerekse başka saiklerle unutulduğunu, yazının ise belge mahiyeti taşıdığından kalıcılığını vurgulamak için yaygın olarak “Söz uçar yazı kalır” vecizesi kullanılır. Bu münasebetle yazıya dökülen ifadelerin daha itina ile seçilmesi tabiri caizse kılı kırk yarma hassasiyetiyle kaleme alınması gerekmektedir. Hele bir şahıs veya kurum ile alakalı bir değerlendirme yapılıyorsa gösterilecek özen birkaç misli daha arttırılmalı ki telafisi zor olabilecek  gönül kırıklıklarına sebebiyet verilmesin. Ne var ki matbuatımızda  (milli-mahalli) kimi zaman bu özenin ihmal edildiği gözden kaçmamaktadır. Netice itibariyle mesnedi olmayan değerlendirmeler yorum hürriyeti çerçevesinde muhatabı kamuoyu nezdinde hiç de hak etmedikleri bir konuma düşürebilmektedir. Muhatap çoğu zaman hakkında ileri sürülenlere cevap verme imkânlarından mahrum olduğundan adeta hakkında yapılan isnadı kabullenmiş görüntüsüne düşüp itibar kaybına uğratılabilmektedir ki; buna kimsenin hakkı olmamalıdır.

 

Bütün bu girizgâh mensubu olmaktan gurur duyduğumuz Alperen Ocakları"nı konu edinen iki yazıya ilişkindir. Her iki yazı da Prof. Dr. Kenan ERZURUMLU tarafından kaleme alınmış olup; ilkyazı 18.07.2009 tarihli ve “Koca kurt"tan Alperen"e Açık Mektup” diğeri ise 18.04.2010 tarihli ve “Kıvırmayalım Beyler” başlıklı yazılardır. İlk makale isminden de anlaşılacağı üzere doğrudan Alperen Ocakları ile ilgili diğeri ise makalenin bir paragrafındaki  “BBP ve paralelindekiler” öznesiyle yapılan yorum sebebiyle ocağımızla ilgilidir. Bahse konu yazıların mahalli basın ve internet sitelerinde yer almış olmaları üzerinde durulmalarını ayrıca anlamlı hale getirmektedir.

 

Sayın ERZURUMLU ilk makalesinde Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanlığı"nın 11.07.2009 tarihinde Topkapı Sarayı"ndaki içkili konseri protesto etmesini konu ederek değerlendirmelerde bulunmuştur.(1) Hatırlanacağı üzere o tarihlerde Çin"in Doğu Türkistan"daki Türk kardeşlerimizi katli milletimizi derinden yaralıyor ve infiale sebep oluyordu. Tam bu esnada bir şarap firmasının sponsorluğunda Topkapı Sarayı"nda içkili bir konser tertip edilmesi Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanlığı tarafından protesto edilmiş; protesto bir kısım basın-yayın organları tarafından konsere ve konseri verecek olan İdil BİRET"e karşı yapılmış bir tepki olarak takdim edilmişti. Akabinde Alperen Ocakları Genel Merkezi konuya müdahale ederek Alperen Ocakları Genel Başkanı Abdullah GÜRGÜR başkanlığında,  İstanbul İl Başkanı"nın da bulunduğu bir heyet İdil BİRET"i ziyaret etmiş, kendisine çiçek takdim edilerek protestonun kendisine ve sanatına dönük olmadığı; hassas bir dönemde tarihi değeri olan bir mekânda içki içilmesine olduğu anlatılmıştı. Sayın ERZURUMLU makalesinin muhtevasında protestoyu haklı bulmakla birlikte son kısmında İdil BİRET"le yukarıda bahsettiğimiz çerçevedeki görüşmeyi farklı yorumlayarak “ Helal olsun: birileri, size tükürdüğünüzü yalattı. Bu milletin gönlünde Topkapı Sarayı"nda namaz kılan görüntülerinizin kazandırdığı artı puanları kaybettirdi. Rahmetli YAZICIOĞLU"nun senelerdir yürütmeye çalıştığı ilkeli siyaseti-saygınlığı, bir sazendenin ayakları altına kırmızı halı olarak serdirtti.” gibi yakışıksız ve daha da ileri giderek gönlü elvermemesine rağmen “Ya Alperen kalın; ya da ocağı…” kapatın gibi maksadını aşan ifadelerde bulunmuştur.

 

Sayın ERZURUMLU “Kıvırmayalım Beyler” isimli diğer makalesinde ise Samsun"da Ahmet TÜRK"e İsmail ÇEVİK isimli bir genç tarafından atılan yumruğun kınanmasını tenkit ediyor; ” En komiğime giden ise BBP ve parelelindekilerin kınama yarışında ilk adımı atan olmasıdır. Sanki onlara ne olduysa. Ahmet Türk savunuculuğu yaparak oylarını artıracaklarını umuyorlar belkide.”(2) değerlendirmesiyle maalesef yine ölçüyü kaçırarak (Basın açıklamasının bütünü gözardı ederek) (3) Alperen Ocakları Samsun İl Başkanlığı"nın  şahsında bir camiaya hiç de hak etmediği ve gerçek olmayan bir isnadda bulunuyor.

 

 Sayın ERZURUMLU bu değerlendirmeleri kamuoyu ile paylaşmadan evvel ilk elden Alperen Ocakları yetkilileri ile paylaşsa (her ne kadar bir mecburiyeti yoksa bile)daha doğru olmaz mıydı? Biz inanıyoruz ki; gerek Topkapı Sarayı protestosu gerekse Ahmet TÜRK"e yumruk saldırısının kınanması mevzuunda görüş alış-verişinde bulunulsa idi Sayın ERZURUMLU bu değerlendirmelerde bulunmayacaktı. Zira ortak bir camianın mensupları olmamız dolayısıyla Sayın ERZURUMLU da çok iyi bilir ki;

 

1. Alperen Ocakları ve mensuplarına ( Allah"ın izniyle) tükürdüğünü yalatacak bir irade      mevcut değildir.

 

2. Rahmetli şehit liderimiz Muhsin YAZICIOĞLU"nun şahsında tebellür etmiş olan Türk-İslam Medeniyeti"nin yeniden inşası mücadelemizin saygınlığı her birimizin vazgeçilmezidir ki; değil bir sazendenin ayaklarının altı, uğruna her birimizin canı fedadır.

 

3. Alperen Ocakları"nın faaliyetleri ve bekası ile ilgili tek yetkili mercii Alperen Ocakları Genel Merkezi"dir.Bunun dışındaki yorumların hiç bir bağlayıcılığı yoktur.

 

4. Alperen Ocakları"nın hangi konuda, ne zaman ve nasıl tepki koyacağını veya teklifte bulunacağını kendi iradesiyle şekillendirecek müesses bir düzeni ve çalışma anlayışı mevcuttur.

 

5. Alperen Ocakları"nın dünden bugüne teröre ve terör örgütüne karşı en açık ve istikrarlı tavrıyla mümeyyiz bir kuruluş olduğu izah gerektirmeyecek kadar açıktır.

 

6. Alperen Ocakları milletinin menfaati söz konusu olduğunda kendi kurum menfaatlerini dahi hiçe sayacak bir anlayışı özümsemiş kadronun toplandığı müessesedir.

 

Yukarıda yazılanlara sebep Sayın ERZURUMLU"nun kendisiyle 24.04.2010 tarihinde yaptığımız yüz yüze görüşmenin sonrasındaki tutumudur. Bu görüşmede her iki yazıda Alperen Ocakları ile ilgili yukarıda ayrıntılı olarak açıkladığımız tutum ve ifadelerinin yersiz, mesnedsiz ve ağır ifadeler olduğunu söylediğimizde Sayın ERZURUMLU bizi teyiden her iki yazıdaki ifadelerin maksadı aşan nitelikte olduğunu kabul ve ifade etmiş olmasına ve telafi edeceğini söylemesine rağmen 25.04.2010 tarihli “Samsun ve PKK” başlıklı makalesinin sonunda “Geçen haftaki “Kıvırmayalım Beyler” yazım için Alperen Ocakları"ndan görüşme talebi oldu. Sayın Recep Temel ve Sami Taşkın Beyefendiler ziyaretime gelerek, milli konulardaki hassasiyetlerini ve Ahmet Türk"ün yumruklama olayındaki tutumlarını açıkladılar. Kendileri hakkındaki ifademi ağır bulduklarını ifade ettiler. Teşekkür ediyorum. Milli-manevi konulardaki ortak paydalarımız tartışılmazdır. Ancak siyaseten o açıklamanın Partileri tarafından yapılması daha doğru olurdu diye düşünüyorum.”(4) şeklindeki suya sabuna dokunmayan ifadesiyle bile diğer iki yazıdaki tavrını sürdürüp ocağımız tarafından yapılan açıklamanın Parti tarafından yapılması gerektiği yorumundaki tüzel kişiliğimizi yok sayma eğilimiyle ölçüyü bir kez daha ayarlamayarak adeta “özrü kabahatinden büyük”  durumuna düşmüştür.  Hal böyle olunca Hocamızın Alperen Ocakları"yla ilgili yersiz, mesnetsiz ve maksadını aşan ifadelerini ve bunların gerçeklerini kamuoyuna duyurmak ve yazının kalıcılığı mahiyetinde bir belge oluşturması düşüncesiyle kayda geçirmek kurumumuzun hukukunu korumak görevimiz dolayısıyla üzerimize farz oldu.

Baki selam….

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi
SON YAZILAR