• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Samsun 24 °C
  • Ankara 21 °C
  • İstanbul 26 °C
  • HELAL OLSUN SANA !
  • DİALİBA MALATYASPOR’A VEDA ETTİ   
  • DAHA ÇOK ÇALIŞMALIYIZ !
  • HELAL OLSUN SANA !
  • DİALİBA MALATYASPOR’A VEDA ETTİ   
  • DAHA ÇOK ÇALIŞMALIYIZ !

BANKTA 30 DAKİKA

Adem Ertürk

BANKTA 30 DAKİKA

 

-Sıradan Anların Sıradışı Yanları:

 

Etraf hayli kalabalık, hava 16 derece civarında. Sıcak. Yanıma yaşlı bir amca oturdu. Selam verdi. Tam önümde güvercinler var. Bir kadın güvercinlere kuş yemi atıyor. Avuç avuç. Belli ki hayvansever. Güvercinler heyecanlı. Kanat çırpıyorlar. Teşekkür eder gibi. Yanımdaki amca: 'Onlar hiç doymazlar kızım' dedi. Kadın: 'Sanki biz doyuyoruz! Biz doyuyor muyuz ki onlar doysun' dedi. Hayatı bir cümleyle özetledi...

İşte burası tam hayatın orta yeri. Her şey meydanda. Alınacak ve yaşanılacak dersler var. Dedim ki kendi kendime: “Burada oturup etrafı gözlemlesem kimbilir neler çıkar ortaya.” Neden olmasın? Sıradan anların sıradışı yanları. Sevdim bunu. Tüm bu yaşanılanları kaleme almak gerek. Bunu başka yapan var mı diye araştırdım. Fransız yazar Georges Perec'e ulaştım. Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi'ni yazmış. Yıl 1974. İnternetten PDF'nine ulaşamadım. Endülüs Kitabevinde 1 adet olduğunu öğrendim. Lakin akşam eve varınca bu küçük hacimli kitap masamın üzerinde durduğunu gördüm. Süpriz!..

Bakalım bizim semtte neler oluyor:

Tarih: 24 Şubat 2015

Yer: Subaşı Yeraltı Cami Üstü

Saat: 11:30

Nesneler... Hareket halindeki her şey... Sesler... Renkler... Su havuzu birden çalışmaya başladı. Suları 1.5 metreye kadar ulaşıyordu ve köpüklüydü. Herkes birden su havuzuna bakmaya başladı. Demek ki hareket halindeki şeyler dikkat çekiyor. Bir müddet sonra insanlar alıştı. Başka şeylerle meşgul olmaya başladılar. Bir çocuk güvercinlerin peşinden koşarken yere düştü. Ağladı. Annesi kolundan tuttu. Tembihledi. Burası dört bir tarafı yolla çevrilmiş ada gibi. Şehrin alışveriş merkezi. Üstünde 12 tane bank var. Hepsi dolu. Beton zeminde, belediyenin turuncu–yeşil amblemi. Caminin yeşil kubbesi. Kısa çam ağaçları. Bir tanesine esnaf paspasını dayamış ters bir şekilde. Hemen yanında motosiklet park etmiş. Güvercinler doymuş olmalı. Yarın için, ne yiyeceğim endişeleri yok. Yok!  Hepsi birden etrafdaki tek katlı damlara kondular. Önlerinde üç tane küçük su kabı. Su kirlenmiş. Etrafta dükkanlar var. Tek katlı. İki katlı. Beş katlı... Saathane düzenleme çalışmaları buraya kadar gelmeli aslında. Atakum'dan istikametinden gelen otobüs yolcularını indirdi. Kalabalık. İnsanlar. Gelenler. Gidenler. Ve elleri dolu insanlar. Başında bordo eşarplı siyah çantalı bir kadın hızlı adımlarla önümden geçti. Suriyeli başka bir kadın yanında çocuğuyla karşı kaldırımda dileniyor. El le tutuşmuş bir çift kuyumcunun vitrinine bakıyor. Bir otobüs daha geldi yolcularını indirdi. İnsanlar önce etrafına bakındı. Sonra gideceği yöne doğru yol aldı. Turuncu eldivenli temizlik işçisi çöp kutularını boşalttı. Karşıda zabıta kulübesi. Cep telefonu kayıp ilanı camda. Bir kişi sigara izmaritini yere attı. Etrafta kavrulmuş leblebi ve taze çekilmiş kahve kokusu. Trafik çok yavaş ilerliyor. Korna sesleri. Kaldırımlar işgal edilmiş. Esnaf kaldırımlara yayılmış yayalar geçerken zorlanıyor. Zabıta kulübede. Otopark yok. Araçlar kısa süreli yük indiriyorlar. Karşı dükkanda biri Vakfıkebir ekmeği kestirdi. Çaycı elinde tepsiyle önümden geçti. (tepside üç çay, bir limon, bir su) Kuşlara yem harici ekmek ve simit atmak yasaktır levhası. Dürümcüden iki üniversite öğrencisi çıktı. Yeraltı çarşısına insanlar girip çıkıyor. Etraf hareketli. Saathane tarafındaki ağaç yeni budanmış. Telefonla konuşan genç: “Nereden bulacağım o zımbırtıyı şimdi?” dedi. Sonra bir başkası telefonda: “Müşteriyle benim aramda olacak. Sana bir şey yansımayacak” dedi. Bulutlar... Görüş alanımda yüzlerce kişi var. Hangi birini yazayım? Başım döndü. Her şey bir film şeridi gibi. İnsanlar. Arabalar. Renkler. Sesler. Her an her saniye değişiyor. Az önce gördüğüm kişiler, şimdi yok. Başkası var. O da gidecek. Bir başkası gelecek. Sonra sessizlik.. Akşam. Ve tekrar koşuşturmaca başlayacak.

Bir adam gazete okuyor. Genç bir kız. Neşeli. Telefonla konuşuyor. İhtimal sevgilisi. Beyaz eşyacının vitrinindeki televizyonlar açık. Simitcinin sesi duyuldu. Firma arabaları peşpeşe. Özellikle kadınların elleri dolu. Çantalar. Naylon poşetler. Bankta oturan bir genç elinde tablet internette dolaşıyor. Büfe karşıya taşınmış. Yolun böldüğü çarşının diğer yakasında çay bahçesi var. Bay bayan tuvaletleri. Mecidiye çarşısının girişi kalabalık. Öğle ezanı. Yanımdaki amca  camiye yöneldi. Abdesti var. Bir kaç kişi daha kalktı. Elinde bastonuyla bir amca yavaş adımlarla ilerliyor. Ezan bitti. Güvercinler çatılarda gagalarıyla temizleniyorlar. İki kişi ellerinde simit. Her şey olması gerektiği gibi. Sıradan. Beni kimse fark etmedi. Ta ki, iki genç 'abi bi fotoğrafımızı çeker misin?' diyene kadar. Herkes kendi dünyasında. Akşam olunca gizli bir el kalabalıkları elinden tutup evlerine bırakacak. Güvercinleri damlara.

Hayat belki de ayrıntıda gizliydi. Kimbilir.

 

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim