• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • Samsun 28 °C
  • Ankara 24 °C
  • İstanbul 28 °C
  • KÖKTAŞ'TAN SAMSUNSPOR'A ZİYARET
  • SAMSUNSPOR'DA DURMAK YOK
  • SAMSUNSPOR'UN RAKİBİ GİRESUNSPOR
  • KÖKTAŞ'TAN SAMSUNSPOR'A ZİYARET
  • SAMSUNSPOR'DA DURMAK YOK
  • SAMSUNSPOR'UN RAKİBİ GİRESUNSPOR

AH, O ESKİ BAYRAMLAR…

Salih Parlak

Hep bu cümleyi tekrarlar dururuz. Acaba yok mudur o eski ramazan bayramlarına veya öteki bayramlara ulaşmak imkanımız? Veya hiç uğraştık mı o ecdad bayram kutlamaları ortamına? 

Ömer Hayam bir dizesinde diyor ki:

Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,

Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.

Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,

Onlar gibi olmayana adam demezler.

 

Eski günlerinde Sovyetler Birliği Yöneticileri"nin; halkını dış dünya ile bağlantılarını koparmak için uyguladığı kurnazca bir yöntem vardı. Devlet yok pahasına radyo satar; ancak çok ucuza satılan radyolardan satın alan insanlar evlerine gelip de radyoyu çalıştırdıklarında, bu radyoların sadece tek bir frekansa ayarlı çalıştığını görürdü.

Ve bu frekans da Sovyetler Birliği"nin resmi radyo kanalıydı elbette…

Peki, bizler de televizyon kanallarında her Ramazan gecesi, ıftar ve sahur programlarında, bu hikayenin bir benzerini yaşamıyor muyuz?

Zira televizyon kanallarındaki iftar ve sahur programları senelerdir sürekli aynı frekanstan yayın yapıyor: Hz Peygamberimizin bedensel varlığını ululamaklar, putlaştırmalar… .oysa Kur"an-ı Kerim dilinden açık açık şöyle haykırıyor; ben de sizin gibi et-kemik insanı beşerim. Hep aranızda dolanırım ve sizlerden parçayım; ama benim nefs-i vahidem sizlerden farklı seçilmiş; ben vahiy alabiliyorum. Miraçta o ruhtan parça varlığımın melekler eşliğinde taşınmasıyla göklerötesine seyahat ettiriliyorum:

1- “Ta baştan, ne kadar Resûl görevlendirmiş isek tümü insan gibi yiyip içer, çarşı-pazar gezinirlerdi. Ama sizi birbirinize düşürdük; bakalım sabreden olacak mısınız? Senin Rabbin, önseziden öte sezgi sahibidir. Furkan Sûresi: 20

 2- “Kendilerine bir ayet getirmediğinde: "Keşke oradan buradan kırpsaydın!" derler. De ki: "Ben sadece Rabbimce bana vahiyle gelene uyarım. Bunlar, Kitap ve Rabbinizden bakan kalp gözleri sezgi güçleri toplamıdır. Dolayısıyla iman eden topluma yönelik mefkûre, rahmet ağıdır” Araf Sûresi: 203.

“De ki: "Ben, yalnızca sizin gibi et-kemik insanıyım; bana da sizin ilahınızın sadece tek bir ilah olduğu vahiy yoluyla bildiriliyor” Kehf Sûresi: 110.

Biz Resûlüllah"ın sav bedensel varlığını; sakalını, hırkasını, nalınlarını… ululamayacağız. Onun bedensel varlığının göklerde olduğunu veya Adem"den as çok önce cennette yaratıldığını, Hz Adem"in zürriyetinden önce yaratıldığını söylemek, boş yere ululamaktır. Ama biz Peygamberimizi sevmeyelim mi? elbette seveceğiz, ama sevgili peygamberimizin yaşadığı ve bize de yaşanmasını salık verdiği sünnet-i seniyyesini yaşatarak sevgimizi ispatlamaya çalışacağız.

Ama biz onun sünnet-i seniyyesini yaşayamıyor ve yaşatamıyoruz; Batı ve Avrupa yaşam biçimini bize dayatanlar, Resûlüllah"ın sünnetine karşı savaş açmışlar. Biz de aynen boyalı basın organı gazete, çıplak magazin dergileri, bir sürü televizyon dizi programlarını, gecenin her dakikasında ve gündüzün her saatinde kafamızın içine sokan televizyon programlarını bayram olmasına rağmen seyrediyorsak bizde bir hastalık var demektir. Resûlüllah"ın sav sünnetini yaşayacak hiçbir eser bırakmamışlar. Bizler de hiçbir tepki gösteremediğimiz gibi, programın içine girecek kadar gönlümüzü kaptırıyoruz.

Ramazanda hocaefendilerin teravihi kısa tutturmalarını, kısa âyetler okuyarak hemen bitirmelerini, yarım saatten daha az zamanda bitirmelerini emrediyoruz. Hatimle teravih kıldıranları tarihe gömüyoruz. Camiden çıkar çıkmaz hemen televizyonlarımızın karşısına geçip dizilerimizi kaçırmamaya özen gösteriyoruz. Ondan sonra da Resûlüllah sevgisi ve sünnetinin ihyası dendiğinde de mangallarda kül bırakmıyoruz. Müslüman kesilen TV kanallarındaki programlarda da hiçbir yenilik ve Resûlüllah"ın sav sünnetinden zere kadar nasiplenmemiş hocaefendileri dinliyoruz. Bu bayramımızda da öyle yapmayalım; bu kronik alışkanlıklarımızı terk edelim.

Bugün de bayram… Bayram namazını kıldığımız gibi hemen eski yaşam biçimimizi sürdürecek isek, dinî bayramın hiçbir anlamı kalmayacaktır.

Sisteme en ufak bir serzenişte bulunmadan yapılan uzun sohbetler, suya sabuna dokunmayan sıkıcı konuşmalar, hiç olmayacak şeylerden gereksiz mana çıkarmalar, bir de üstüne yerli yersiz duygulanmalar ve izleyiciye her an ağlamaya başlayacakmış hissi veren o sulu gözlü suretlerde çok sakil duran bir romantizm… İnsanın izlerken ruhunu teslim edesi geliyor…

Ancak hepsi bu kadar değil ve altı çizilmesi gereken başka bir nokta var aslında. Tüm bu televizyon programlarının ortak özelliği, konuşmacıların genelde gerçeği değil de uyduruk tasavvufi öğretilerden besleniyor gibi duruyor olmaları. Yani izleyenler üzerinde ilk bakışta bıraktıkları etki tamamen bu çünkü… Yapılan sohbetler genelde kuru ve sahte tasavvuf üzerine yoğunlaşıyor. Çoklukla önemli sufilerden bahis açılıyor ve bunların hayat hikayelerinden bazı kesitler aktarılıyor. Ama anlatan da inanmamış gibi gözüküyor.

Tıpkı kendi küçük dünyalarında bir şeylerle oyalanmanın yollarını arayan bunalımlı kimselere yapılan “Mevlana okur rahatlarsın” türünden nasihatlarda olduğu gibi, sufizmi de adeta “dünyanın dertlerinden elini eteğini çekmiş, gamsız-kasavetsiz hatta düpedüz basiretsiz” insanların sahip olduğu türden, bolca romantizm soslu basit bir ideoloji mertebesine indirerek…

Oysa bizler biliyoruz ki; İslam şeriatının ikizi olan ve resmi iktidarlara karşı sayısız hareketin doğmasına neden olan sufizm aslında bir başkaldırı hareketi. Temelde mülke tapınmaya karşı protesto olarak doğuyor ve resmi İslam tarafından tarihin her döneminde ciddi bir tehdit olarak algılanıyor.

Yani gerçek tasavvuf erbabı, “dünya meselelerinden elini eteğini çekmiş, gamsız-kasavetsiz ve sulu gözlü” insanlar değiller aslında…

Bir davaları, adına yaşamak dediğimiz gölge oyunu ile bir meseleleri var…

O nedenle, Allah aşkına sulu gözlü suretlerde çok sakil duran o romantizm sufizm sanılmasın artık… Veyahut budalaca duygusal sendromlar tasavvufa mal edilmekten vazgeçilsin…

Müslümanların bir ay boyunca ibadet edip oruç tutarak dualarla, aminlerle uğurladıkları bir ay sonrasında Allah"ın müminlere bahşettiği kutsal bir bayramı İslam dışı gayelerine alet ederek zihinleri korsakoflaştıranlara uymayalım.

Yüzyıllar önce ortaya çıkan paganist gelenek nesneler üzerinden bayramlar icad edilmiş ve ilahi dinlerin içini boşaltarak kişilere ve nesnelere kutsallık atfedilmiş; bu kutsiyet yüklenmesi çeşitli şölenlere ve ayinlere dönüştürülmüştür. Biz bu güzel bayramınızı bu duruma düşürmeyelim.

Dini kabul eden birisi için teşvik ve uyarma olacaktır. Dini bütün bir Müslüman ailesine, eşine, çoluğuna, çocuğuna, dostuna, arkadaşına dini görevler konusunda uyarılarda bulunabilir, teşvikte, tavsiyede bulunabilir. Dinde zorlama yoktur ilkesi sulandırıldığından bu yana dindar yaşamak istemeyen insanlar için dini uygulama dışı bir hayat çekici gösterilmekte mahalle baskısı gündemde tutulmaktadır. Profan bir yaşama meşruiyet kazandırılmaktadır.

Bu mübarek günümüzde, İslam"ı Yüce Mevlamızın emrettiği biçimde yaşayalım ve evladımıza da, yakın çevreize de yaşatmaya çalışalım. Bayramınız mutlu ve kutlu olsun.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim