• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Samsun 2 °C
  • Ankara -8 °C
  • İstanbul 3 °C
  • Samsun'un ve Samsunspor'un 28 yıllık acısı
  • 20 OCAK ATKILARI SATIŞA SUNULDU
  • Samsunspor'da gözler, Demirspor maçına çevrildi
  • Samsun'un ve Samsunspor'un 28 yıllık acısı
  • 20 OCAK ATKILARI SATIŞA SUNULDU
  • Samsunspor'da gözler, Demirspor maçına çevrildi

Üç örnekte Yasin Süresi

Salih Parlak

Yıllardır savunuyoruz: Yâ Sîn Sûresi, sadece ölülere veya ölüm komasındakilere okunmak için nazil olmamıştır… Yâ Sîn Sûresinin ana başlığı “Karye Ashabı”dır. Karye Ashabı, bugünkü anlamda ideolojik davranan devlet demektir. İslam, bir hayattır; Müslüman"ın yaşadığı hayatı anlatmaktadır. Müslüman nasıl ve ne zaman kalkınabilir? Müslüman nasıl düşünmelidir? Dostunu ve düşmanını nasıl anlamalıdır?

İşte Yâ Sîn Sûresini bugün de krizle karşılaşan iki Müslüman ve bir de Ehl-i Kitap ülkesini örnek vererek açıklamaya çalışalım:

İran İslam Cumhuriyeti Mustazafların Rehberi İmam Ali Hamaney: “İran milleti 11 Şubat günü İslam inkılâbının zafer yıl dönümünde sergileyeceği vahdet ve birlikteliği ile geçmişte olduğu gibi istikbar cephesini bir kez daha şaşırtacaktır” demiştir.

“İslam inkılabı düşmanları, müstekbirlik ve Siyonizm kuruluşlar İslam inkılabının istikrarı ve manevi iktidarını anlamaktan acizdirler” ifadesini kullanan İmam Ali Hamaney, “binlerce medya organı, yüzlerce beyin ve düşünce en modern propaganda metotları ve türlü türlü hilelerle sürekli olarak İslam nizamı aleyhinde propaganda hazırlamak ve uygulamakla meşguller, ancak şimdiye kadar bu nizama her hangi bir zarar veremediler” dedi.

Böylesine milyonluk bir kitlenin bir anda cadde ve sokaklara dökülmesinin arkasında ilahi lütuf ve iradenin yatmaktadır. İslam nizamı ilahi bir hareket olduğu için Allah Taala da bu hareketi desteklemektedir“dedi. Acaba?

ABD'nin Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu temsilcisi büyükelçi G. Schulte, "İran'ın atom bombası yapmaya çok yaklaştığını" ileri sürdü. "İran yönetiminin şu anda sahip olduğu zenginleştirilmiş uranyumu atom bombası yapacak kadar zenginleştirmeye çok yaklaştığını" söyledi.

İran"ın elinde “uran-235" olarak adlandırılan yüzde 5 oranında zenginleştirilmiş uranyum var. Atom bombası yapabilmek için uranyumun yüzde 90 oranında zenginleştirilmiş olması gerekir.

Suriye"nin nükleer faaliyetlerini de kaygıyla izlediklerini ifade eden büyükelçi, Suriye'yi yeni bir İran olarak görmediklerini vurguladı. "Ancak Suriye'nin de yeni bir İran olmaması için şimdiden bizimle şeffaf işbirliği yapması ve nükleer faaliyetlerini denetimimize koşulsuz açması gerektiğini" ifade etti.

İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Miliband, "Gelecek yılda küresel düzene yönelik en sıkı tehdit İran'ın eylemlerinden gelecek. İran'ın inat etmesi durumunda Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye ve diğer ülkelerin de kendi çıkarlarını korumak için nükleer silahlara ihtiyaçları olup olmadığını düşünmeye mecbur kalabileceğini söyledi.

Iran atom bombası yaparsa bir tehdit oluşturur mu? Uranyum seyreltmenin altında zaten atom bombası oluşturma vardır. İzotopu kendi üretmeye çalışıyor.

Rusya Bilimler Akademisi uzmanlarından Vladimir Yevseyev: “İran isterse 12 ayda atom bombası yapabilir!” dedi.

"İsrail'in İran'a saldırma ihtimali var. Burada Tahran'ın karşılık verebilmesi ABD'nin savaşın içine çekilip çekilmemesi ile ilgili. Suudi Arabistan, topraklarının kullanılmasına izin vermeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran halkı ne diyor? Güçlü bir muhalefet var: “İran'da bugün Mollaların iktidarında da halkın sömürüsü, yoksulluk ve sefaleti sürmektedir. İktidar olmanın avantajını kullanan Mollalar halkın üstünde ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmuşlardır ve giderek daha da palazlanıp zenginleşmektedirler. Ancak İran halkının kendi tarihinde de görüldüğü gibi halkı sömürerek, baskı ve zulüm politikasıyla hiçbir iktidar ilelebet kalıcı olamaz. İran halkı Mollalar iktidarını mutlaka yıkacak baskı ve zulüm politikasına son verecektir” denmektedir.

İşte bizi ilgilendiren İran Cumhuriyeti yetkilileri halkı yanına mı karşısına mı alıyor? İran"da bugün varolan siyasi yapının dine dayalı bir yapı olduğu doğru olmakla birlikte bu yapının İslam"ın haklar ve özgürlükler temelindeki siyaset teorisi ile ne denli uyum içinde olduğu tartışma konusu. Gelinen noktada İslam devrimini korumak ve mevcut siyasi modeli sürdürmek adına düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığı, kişi dokunulmazlığı ve güvenliğine “din” adına müdahale edildiği ve örgütlenme özgürlüğünün ciddi şekilde engellendiği gözleniyor. Anayasanın korunması için bir kurul oluşturulması, seçme ve seçilme özgürlüğünün “devrimin değerlerini korumak için” yine bu kurul tarafından sınırlandırılması ve meclis dışı dokunulmaz siyasi mekanizmaların egemenliğini sürdürmesi baskıcı ve tek tipçi rejimlerde görülen uygulamalar.

 Acaba İran siyaset yetkilileri halkının da güçlenmesine ve Sünnî hareketin de İslamî güç olması gerektiğine ne kadar inanmaktadır? Eğer bu hareketleri de yanına alsa elbette ABD, AB ve İsrail karşısında tüm İslam âlemine tercümanlık edecektir.

Afganistan"da Taliban"ın kalesi olan Helmand"ı ele geçirmek amacıyla NATO öncülüğündeki birliklerin beklenen geniş çaplı operasyonu, dün gece başlattığı bildirildi.

Molla Dadullah; Molla Ömer'den sonra, Taliban'ın 2. ismi ve taarruzları o yönetiyor... NATO güçlerinin, Kabil dışında etkili olamadığını söyleyen Dadullah, "Son bir yıldır, direniş çok güçlendi. ABD'nin propagandaları fos çıkınca, halk bize desteğini artırdı. Zafer çok yakın" diyor.

Taliban, Afganistan'ı İslâm'ın emirlerine göre yönetti. İslâm'ın emirlerinde de bize göre yanlışlar yoktur. Allah'ın emrettiği her şey meşru, istemediği her şey gayri meşrudur. Bu kuralları biz kendi düşüncemize göre üretmedik. Kur'an, Sünnet ve âlimlerimizin fetvalarından aldık. Bugün Afgan halkının tamamına yakını Taliban dönemini özlüyor. Çünkü Taliban, Afganistan'da şer'i kuralları uyguladı. İslâm Devleti döneminde Afganistan'a huzur geldi.

Pakistan'a İslam tüccarlarla, fıkıh alimleri ile değil, sufi dervişlerle gelmiş. Pakistan'da bugün bile Nakşibendi, Kadiriyye, Çeşdiye tarikatlarının alt kolları oldukça yaygın. Mevlana'yı yakından tanıyorlar, Mesnevi'yi, Yunus Emre'yi biliyorlar.

Kendilerini samimi bir Müslüman olarak tanımlayan birçok Pakistanlı, "Taliban'ın küçük bir azınlık olduğu ve ajandasının dini değil, siyasi olduğu" kanaatini taşıyorlar.

Halk neden Taliban'ı destekliyor? " Çünkü güç istiyorlar, birçok insan onların dini felsefesini desteklemese de siyasi olarak onlarla birlikte."

Pakistan'daki medreselerin çoğu Vahhabi idrakine uygun yapılandırılmış ve buralardaki hakimiyet Pakistanlı din adamlarından ziyade Suudilerin elinde.

Talibanlaşmanın nedenlerinin başında, insanların Kuran'ı kendi dillerinde okuyamamaları geliyor. İnsanlar Urdu dilinde Kur'an okuyamıyorlar. Bu nedenle mollalar onlara ne söyler, ne şekilde yorumlarsa ona inanıyorlar. Böylece onların İslam anlayışına ve belki de yanlış bir İslam yorumuna mahkum kalıyorlar."

İşte bizim Afganistan konusunda Yâ Sîn Sûresi uygulamasını tek tip ideolojik bir İslam"ı dayatmalarında görüyoruz. Bu İslam anlayışlarının düzeltilmesi gerekmektedir.  Türlü sakıncalılıkları olabilirse de İmam-Hatip modelinin Afganistan"da yaygınlaşması gerekmektedir.

Bu yazımızda, neden İran? Neden Afganistan? Nasıl olmaları gerekmektedir? Elbette Yâ Sîn Ashab-ı Karyesindeki ideolojik ve sadece kendi anladıkları İslam düşüncesinden vazgeçmeleri ve icmâ"-ı ümmet çoğulculuğunun yaygınlaşması gerekmektedir. Ancak o zaman hem İran ve hem de Afganistan ve ardından da Pakistan Müslümanlıkta birleşecekler ve küffara karşı topyekün savaşacaklardır.

Aynı paralelliği gösteren AB"nin Yunanistan bunalımı vardır. Yunanistan da Avrupa"nın ideolojik davranan ülkesi olmaktadır.

PASOK"un iktidara gelişinin ikinci yıl kutlamaları sırasında yaptığı konuşmada Papandreou; “... ilk işimiz Silahlı Kuvvetlerimizin gücünü artırmak ve ülkenin güvenlik ihtiyaçlarının gerektirdiği şekilde doğru olarak yerleştirmektir. Yunan Silahlı Kuvvetleri"nin dikkatinin kuzeye değil, tehlike ve tehditin geldiği doğuya -Türkiye"ye- yönelik olduğunu” söylemiş; “bağımsızlık ve toprak bütünlüğü olmadan barış olmaz,” demiştir.[

PASOK hükümetinin bu döneminde daha önce uygulanmaya çalışılan ideolojik yaklaşımlardan pragmatik yaklaşıma doğru bir kayışın olduğu söylenebilir. YDP lideri Mitsotakis, Papandreu"yu Türkiye"ye ödün vermekle suçlamış; “Papandreou, sözkonusu sondajları yasaklamakla, Türkiye"nin yayılmacılık siyasetini cesaretlendirmiştir,” demiştir.

Önemli ilerlemeler PASOK hükümetinin dış politikada Öcalan olayı ile düşmüş olduğu saygınlık kaybı ile gölgelenmiştir. Yunanistan Başpiskoposu Hristodoulos yapmış olduğu bir konuşma sırasında “Yunanlıların lideri olarak size Trabzon"daki Sümela Manastırı"nı yeniden açacağıma söz veriyorum. Biz Yunanlılar, yeniden Türkiye"ye kaptırdığımız topraklarımızı geri alacağız” demiştir.

İşte ideolojik davranan Yunanistan, bütün harcamalarını Türkiye tehdidine karşı hesapsız yapmış ve Avrupa Birliği"nin biraz buharlaşmasına neden olmuştur.

İdeolojik düşünen her ülke ergeç helak olacaktır. İcmâ"-ı Ümmet çoğulculuğu esastır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim