• BIST 108.392
  • Altın 142,851
  • Dolar 3,5345
  • Euro 4,1192
  • Samsun 28 °C
  • Ankara 35 °C
  • İstanbul 21 °C
  • KOMBİNELER SATIŞA ÇIKTI 
  • ÇAĞRI ATTI SAMSUNSPOR KAZANDI
  • ÇARŞAMBASPOR TOPBAŞI YAPTI 
  • KOMBİNELER SATIŞA ÇIKTI 
  • ÇAĞRI ATTI SAMSUNSPOR KAZANDI
  • ÇARŞAMBASPOR TOPBAŞI YAPTI 

Pkk ve kürtçülükle ilgili bir yazı daha....

Salih Parlak

PKK VE KÜRTÇÜLÜKLE İLGİLİ BİR YAZI DAHA…

Biz, gazete yazarlığı denemesindeyiz; bakalım ilâhiyatçı olarak ve Kur"an-ı Kerimin 21. yy"da nasıl algılanması ve yorumlanması gerektiği konusunda alışılmışın dışında bir tefsir anlayışımızı topluma nasıl aktaracağız ve iletişim kuracağız diye...

şe yazılarımızda her yazımızda kesinlikle bir veya birkaç âyet-i kerime üzerinde durmaktayız. Amaç, Kur"an mesajını nasıl köşe yazılarına aktarabiliriz? Toplumun beğeneceği ve Kur"anı yalın biçimde anlayacağı biçime getirebiliriz?

Denge Gazete sahibi Sayın Adnan Bahadır, benim ortaöğretim öğrencimdir. Dik duruş karakterimiz de uyuşmaktadır. Ama onu tanıyan ve beraber çalıştıkları öğrencilerim şifahi veya telefonla gazetede yazı yazmamam konusunda beni uyarmaktadırlar. Gerçekten, sonuna kadar haklılık payeleri olduğuna inanmıyorum. Ancak eksiksiz insan bulmak, ancak meleklere aittir; sadece melekler kusursuzdur:

“O, kulları üstünde ezici üstünlüğe sahiptir ve üzerinizde koruyucu melekler gezdirir. Hatta herhangi birinize ölüm olayı geldiğinde Resul meleklerimiz onu öte âleme götürür ve onlar hiç gevşemezler”.  En"âm Sûresi: 61.

Adnan da kusursuz olamaz. Ben şu yönüne hayran kalıyorum: Kendisine güç verecek, nimetlerinden yararlanacağı belli bir cemâati yoktur. Siyonizm"in kötü ve gizli cemiyetlerinin de üyesi değildir. Birçok basın kuruluşumuzu bu gibi kötü ve gizli cemiyetlerin kirli elleri beslemektedir. Bu gibi günlük gideri 30-40 bin liralara varan basın kuruluşunu kişisel çabalarıyla ve sermayesiyle nasıl sırtlanmaktadır? Allah kolaylık versin. Bu yönüne hayranlık duyarak kendisinden kopamıyorum.

İşte Samsun"un bölgesel ve etnik meseleleriyle ilgilenemiyorum. Uzaktayım ve o gibi konularla ilgilenmek benim karakterime hiç uymamaktadır. Ben ancak daha büyük ve üst düzeyde kültürel ve siyasi konularla ilgilenmeyi kendi karakterime uygun görmekteyim. Bu cümleden olarak üç yazımı “PKK ve Kürtçülük” konusuna ayırdım. Amacım oy verdiğim hükümeti ve siyasi iktidarı övmek değildir. Böyle kuru kuruya övgüler yağdırmak ve iş bulmada aracı olmak temennileri de gönlümde yatmamaktadır.

Şimdi iradem dışı doğumumla kendimi zoraki aidiyeti içinde kendimi bulduğum ülkemi yıllarca yöneten siyasi iktidar sahiplerinin başaramadığı bir konuya neşter vurmak üzere olması beni de gururlandırmaktadır. Eski siyasi iktidarlar terler dökerek ve kilometrelerce yollar kat"ederek zor işlere hiç girişmemişler. Konuyu askeri operasyonlara emanet etmişler ve birkaç tumturaklı söylemler ve demeçlerle geçiştirmişlerdir.

Siyasi iktidar, kendisine yardımcı olur ümidiyle özel harekat timleri kurmuş, Güneydoğu"yu onlara emanet emişti. Ancak o özel harekat mensupları, asayişi sağlamak yerine uyuşturucu ticaretiyle rantlar sağlama yolunu yeğlemişlerdir. Güneydoğu köylerindeki vatandaşların köylerini boşaltmaya zorlamışlar ve ormanlarını yakmışlardır. Siyasi iktidarlar için onulması mümkün olmayan gerilimlere neden olmuşlardır.

İHD yetkilileri, hazırlanan raporlara göre özel harekat ile birlikte yürüyen köy korucularının 1990-2002 yılları arasında 1349 insan hak ihlali gerçekleştirdikleri açıklandı. İHD"nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi"ni kapsayan raporda özel harekat emrindeki korucular: "38 köy yakma, 14 köy boşaltma, 12 taciz ve tecavüz, 22 adam kaçırma, 294 silahlı saldırı, 176 saldırı sonucu yaralama, 132 yaşamını yitirenler, 2 kayıp infazı, 50 infaz, 70 gasp, 454 işkence ve kötü muamele, 59 gözaltına alma, 9 intihara sebebiyet verme, 17 orman yakma" olayına karışmışlardır.

Diğer yandan Türkiye'nin doğusunda, Tunceli Dernekleri Federasyonu"nun açıklamasında; orman yangınları devam ediyor. Dersim'de askeriyenin operasyonlarından sonra ormanların yandığı açıklandı ve hala yangına müdahale edilmediği aktarıldı.

Tunceli Türkiye'nin en büyük milli parkına sahip, yeşil bir kent… TUDEF, Tunceli'nin PKK kontrolündeki kırsalında yapılan askeri operasyonlar sonucunda orman yangınlarının çıkartıldığını açıkladı.

Yaklaşık 8 hektarın bu şekilde yandığı Şırnak, Cudi Dağı'nda ordunun güvenlik gerekçeli çıkardığı ilk yangının ardından bölgede orman yangınlarının sayısı artmıştı. Yerel kaynaklar ve köylüler askeri helikopterlerin bölgeye gitmesinin ardından orman yangınının başladığını söylüyor.

Bu gerginliğin acısını çıkartmak için, tatil yörelerinde gerçekleşen orman yangınlarını Kürdistan Özgürlük Şahinleri üstlenmiştir.

Savaşın koşulları nasıl olursa olsun insanların doğaya zarar vermesi kabullenemez. Nasıl devlet operasyonları bahane ederek yaktığı doğu ormanları milli servet ise, devletin orman yakmasını gerekçe göstererek intikam alan bir örgütün yaktığı batı ormanları da milli servettir. Bu eylemlerin ikisi de insani değildir. Doğa üzerinden egemenlik kurulmasına karşıyız.

İşin ilginç yanı, Güneydoğu"daki özel harekat içindeki askerler PKK ile ortaklaşa uyuşturucu satıcılığı da yapmıştır.

3 ton eroinle batırıldığı açıklanan Kısmetim-1 boşaltıldıktan sonra batırıldı. Eroini Ergenekon, iki kamu görevlisi ve uyuşturucu kaçakçısı Nejat Daş paylaştı. Aralık 1992'de batan gemideki eroin parasını Daş, Daş'ın yakın olduğu JİTEM'in Ergenekon kanadı ve sonradan ortak olan iki kamu görevlisi arasında paylaşıldığı öne sürülüyor.

Gemi Akdeniz'in ortasında boş batırılacak, eroin yurtdışına satılarak parası bölüşülecekti. O günlerde Daş polisin elindeydi. Gemideki mala ortak olmak isteyen üst düzey iki kamu görevlisi pazarlıklara dahil edildi. Ergenekon adına pazarlığı JİTEM'ci yüzbaşı yürütüyordu. Gemi, delilleri yok etmek için kaçakçılar tarafından nasıl batırıldığı İstanbul'dan götürülen gazetecilerce görüntülendi. İki kamu görevlisinin ortak olduğu eroi yerine ulaştırıldı. Veli Küçük, iki kamu görevlisinin sonradan ortak olmasına çok kızmıştı".

Özel harekatla ortak yürüyen örgüt, tamamen yeraltına inerek uyuşturucuya bulaştı. Doğu'dan gelen eroinin Türkiye üzerinden geçişini organize ediyordu. Bunun için, Irak'ta Talabani ve Barzani, İran'ın Gladiosu olan MOD, ABD'li CAK isimli firmayla işbirliği yaptı. Veli Küçük'ün MOD'la arası çok iyiydi.

Fransızların Türkiye'deki uyuşturucuyla ilgili raporunda Veli Küçük'ün uyuşturucu işini Fransızların OJD'si yürütüyordu. OJD daha sonra, JİTEM"in Karadeniz'de uyuşturucu ticareti yaptığı belgesini de yayınladı. Sami Hoştan'ın üzerinden, bir grup askerin yıllardır uyuşturucu işi yaptığını söylüyordu.

Özel harekat, isim değiştirebiliyorlar. Mesela JİTEM, bir ara isim değiştirdi, Psikolojik Harekât adı altında bir birim oldu. JİTEM doğrudan Ankara"ya bağlı bir birim. Jandarma istihbarat şubeleri gibi değil. Onlar, İstihbarat Gruplar Komutanlığı"na ve oradan da Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı"na ve oradan da Jandarma Genel Komutanlığı"na bağlılar.

PKK itirafçısı JİTEM"ci Abdülkadir Aygan itiraflarında diyor ki:

Ben PKK"dan firar ettim. Bizi JİTEM"e sivil memur olarak aldılar. Ben Diyarbakır JİTEM"de her türlü pis iş, iyi iş olmak üzere dokuz yıl görev yaptım. Terörist gibi giydirilip dağlara da gönderildim. Barzani ile görüşmede masaya oturup tercümanlık da yaptım. Zaho"daki operasyonda kırk gün PKK"lıların telsiz konuşmalarını tercüme ettim. Bunun için takdir ve para ödülü aldım.

Gördüklerimden ötürü psikolojim bozuldu. Geçmişi sporcu olan bir insanım, madalyalı atletim. Hayatımda içki içmezken içmeye başladım. Geceleri eve gelmemeye başladım. Aile düzenim bozuldu.

Ben 1990′dan 1999′a kadar dokuz yıl Diyarbakır"da JİTEM"de kalmışım. Deşifre olmuşum, hedef olmuşum. Can güvenliğim yok. Diyarbakır"da istediğim silahı taşımışım. İster ruhsatlı, ister ruhsatsız çifte silahla dolaşmışım, evimde silah, bomba, kalaşnikof her türlü silahı bulundurma imkânım var. Benimle işleri bitti Burdur"a Jandarma İstihbarat"a gönderildim, çırılçıplak kaldım. Bıçak taşıma yetkim bile yok. Bize ihtiyaçları kalmadı, biz deşifre olduk, bazı şeyleri mırıldanmaya başladık, bu işlerine gelmez, bizi kızağa aldılar.

TEM, Jandarma bünyesinde adeta bir paravan şirket gibi kurulmuş. Bu işleri yapsın diye kurulmuş. Çünkü Jandarma Komutanlığı yaparsa gelecek tepki farklıdır. JİTEM yaptı mı farklıdır. “Bunlar kanun dışına çıkmışlar” deyip JİTEM"i feshedebilir, personelini dağıtır sonra başka elemanlarla farklı bir isimle tekrar aynı yapıyı kurar.

O örgütlenmelerdekiler, zevk alan kişilerdi. Bir komutan olarak üç genci diz çöktürüp, kafalarına arkadan kurşun sıkıp öldürmek başka nasıl açıklanabilir? Eğer zevk alınmıyorsa yapılmaz bu iş. Emrinde bir sürü astsubay, uzman çavuş, memur var.

TEM bünyesindekiler kendini beğenmiş bir havadaydı. “Ben istediğimi alırım, sorgularım, öldürürüm kimse bana karışamaz” diyorlardı. Eeeee… Bunu yaparken hem kendi kurumunun amirlerinden hem de dönemin hükümetinden, siyasetçilerinden sırt alıyorlardı.

Hasan Kondakçı Paşa"nın anlattığına göre: “Bildiğiniz yolda devam edin, maddi manevi, hukuki ne gerekiyorsa ben sizi destekleyeceğim, sizin arkanızdayım” diyen Tansu Çiller başbakandı. anlatmış bunu. Bunu bir ülkenin başbakanı söylerse JİTEM komutanı da tabii ki pervasızlaşır. Gider gençleri alır, sorgular kafalarına kurşun sıkar… JİTEM kendini böyle bir yere koymuştu ve böyle bir psikolojiye bürünmüştü.

  “Ben en iyisini yapıyorum. Diğerleri yanlış yapıyor. Onların içinde hainler var. Türkiye ancak benim girdiğim yoldan terör belasından kurtulur. En iyisini asker ve askerin JİTEM bölümü yapar” diye düşünüyorlardı. Onun için de MİT"e, Emniyet"e tepeden bakıyorlardı. Yaptıkları hiçbir işten onları haberdar etmiyorlardı. Yoksa MİT ve polisin dinleme ağı çok daha gelişmişti ve JİTEM"in yaptığı kirli işleri biliyorlardı. Ama bir şey yapamıyorlardı.

Sapanca şeytan üçgenindeki infazlar hep JİTEM sisteminin devamıydı. Veli Küçük JİTEM komutanı olmasa da, onun bulunduğu yerin JİTEM timi bir şey yaparken ona danışmak, bildirmek, onayını almak zorundaydı. Veya bazı operasyonları kendisi de emretmiş olabilir.

Bunları ben neden buraya aldım diye sorarsanız, bugünkü iktidarın ne zor koşullar altında görev yaptığını anlatmak istiyorum. Eğer bu kirli çemberi kırmamış olsaydı bugünkü iktidar, onlar da diğer hükümetler gibi çoktan iktidardan uzaklaştırılacaktı.

Ama şimdi bu Ergenekon Terör Örgütü olarak yargılananlar, yeniden iktidar sahibi olurlarsa, daha doğrusu deşifre olmayan dışarıdaki adamları bugünkü iktidarın bir zaafından yararlanarak yeniden güçlenirlerse ne olacak? Bugünkü sorgulamacı savcıları sanık sandalyesine oturtma hayalleri gerçekleşirse ne olacak?

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Oğuz Alparslan Abdulkadir, Kuvayı Milliye Derneği bünyesinde alınması planlanan motosikletler, arama kurtarma ekibi için değil, uyuşturucu kuryesi olarak kullanılacaktı. Kuvay-ı Milliye Dernekleri de özel harekatla ilgiliydi. Abdülkadir Kuvayı Milliye 1919 Derneği'ne girmişti.

Emekli Albay Erdal Sarızeybek de bölücü terör örgütü PKK ile uyuşturucu işi yapmış. Albay Erdal Sarızeybek,1992-1994 yıllarında Şemdinli Hudut Tabur Komutanlığı görevinde bulunmuş, 2005 yılında Ankara Uzman Jandarma Öğrenci Alay Komutanı iken kendi isteğiyle emekliye ayrılmıştı.

  Şimdi siyasi iktidarın üzerinde durduğu üçüncü bir konu, dağdaki silahlı çeteleri besleyen şehir örgütlerini çökertmek ve onların Avrupa"daki uzantılarını etkisiz hale getirmek için yoğun diplomasiyi harekete geçirmektir.

PKK'nın Avrupa kadrosu gözaltında… Fransız polisi, terör örgütü PKK'ya yönelik geniş çaplı operasyon yürütüyor. Dün örgütün Avrupa'daki yönetici kadrosundan isimlerin de olduğu 7 kişi gözaltına alındı. İki yıl önce PKK'nın Fransa'daki yapılanmasına karşı harekete geçen ve bazı elebaşılarını tutuklayan terörle mücadele birimleri, derinleştirilen soruşturma kapsamında dün Paris ve Bordeaux şehirlerinde farklı adreslere baskınlar düzenledi. Operasyonlar sırasında Türkiye'nin Paris Büyükelçiliği çevresinde de güvenlik tedbirleri artırıldı.

Gözaltına alınanlardan İdris Güzel'in İtalya'da, Cemal Kavak'ın İsviçre'de, Adil Daşkın'ın ise Almanya'da örgütün çalışmalarını örgütlediği bildirildi.

Bu kişilerin, 2007'nin Şubat ayında PKK'nın Fransa'daki üslerine şafak operasyonları düzenleyen Fransız terörle mücadele birimleri, örgütün üst düzey isimlerinin de bulunduğu 13 kişiyi gözaltına almıştı. Paris İstinaf Mahkemesi'nin tutuksuz yargılanmalarına karar verdiği PKK'lılardan, Avrupa sorumlusu Rıza Altun, Viyana üzerinden Kuzey Irak'a kaçmıştı. Örgütün "kasası" olarak bilinen Nedim Seven ise kaçmaya çalışırken Roma Havaalanı'nda yakalanıp Fransa'ya geri iade edildi.

Fransa, beş konuda Türkiye'den ek bilgi talebinde bulunacaklarını gerekçe göstererek duruşmayı 16 Eylül'e erteledi. Bu arada, tutuklanan PKK'lılar hakkındaki terör soruşturmasında sona yaklaşıldığı ve davanın sene sonuna doğru başlayabileceği bildiriliyor.

Geçmişte Ankara'nın PKK ile ilgili taleplerini ciddiye almayan Fransa, son dönemde iki ülke ilişkilerinin gelişmesi sonucu örgüte yönelik tavrını gözden geçirmeye başladı. 

İşte eski siyasi iktidarlar, PKK terörüyle mücadelenin bütün yükünü askere yüklemişti. Askerin de ne işlerle uğraştığı yukarıdaki örneklerde besbelli… Ama şu andaki siyasi iktidar, bütün sorumluluğu üzerine alarak askere de yön vermektedir.

Bu dik duruşlu çalışmalarla Avrupa Birliği ölçütlerini de yakalayan siyasi iktidar, “Osmanlının Dönüşü”  düşünü de gerçekleştirmektedir. Obama için de göz doldurucu olmaktadır.

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim