• BIST 83.105
  • Altın 146,901
  • Dolar 3,7669
  • Euro 4,0418
  • Samsun 8 °C
  • Ankara -3 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Samsun'un ve Samsunspor'un 28 yıllık acısı
  • 20 OCAK ATKILARI SATIŞA SUNULDU
  • Samsunspor'da gözler, Demirspor maçına çevrildi
  • Samsun'un ve Samsunspor'un 28 yıllık acısı
  • 20 OCAK ATKILARI SATIŞA SUNULDU
  • Samsunspor'da gözler, Demirspor maçına çevrildi

İnanmış insanlar sadece kardeştir...

Salih Parlak

Bu âyet-i kerime mealleriyle sözüme başlamak istiyorum:

  “Aynı devletin iki etnik vatandaş grubu kavgalı olursa; aralarında uzlaştırıcı olun. Birisi ötekine baskın çıkarsa basan tarafı, Allah'ın yasal düzenine getirinceye kadar silah kullanınız. Eğer yasalara uyarlarsa, aralarını hukukla uzlaştırın; ortak çizgide buluşun; Allah, öyle buluşanları sever. Sadece aynı devlete inanan vatandaşlar kardeştir; iki kardeşinizin arasını uzlaştırın; rahmet ağı aralanır diye Allah'ın takvasından ayrılmayın.” Hucurât Sûresi: 9-10

                   Öznenin hem işi yaptığını hem de işten etkilendiğini bildiren eylemlere “dönüşlü eylemler” denir. Dönüşlü fiillerde iki ayrı yön bir arada alır, şöyle ki: özne vardır ve işi yapandır, bu yönüyle dönüşlü fiiller etkendir. Diğer bir yönü de dönüşlü fiiller edilgendir, çünkü özne aynı zamanda aynı zamanda yapılan işten etkilenendir. Dönüşlü çatılı fiillerde “kendi kendinelik” anlamı vardır.

Âyet-i kerimede geçen Arapça, “İktetelâ”, fiilinde de “kendi kendinelik” vardır. Savaşıyor, ama kendisiyle savaşıyor. Biz bu eyleme: kavga, arbede, sokak kavgası gibi isimler takarız. Silahsız iki grup vatandaşın, aynı ülkenin kolluk kuvvetleri önünde, karakola götürülmek üzere, taşlı-sopalı, belki de bıçaklı kavga etmesine: iktitâl denmektedir.

                   İşte âyet-i kerimenin anlamı böyle verilmiştir. Âyet-i kerimede kolluk güvenlik kuvvetlerine ve o güçleri görevlendiren siyasî irade sahiplerine seslenilmektedir: “Ey devleti kuran siyasî irade sahipleri, aynı devletin vatandaşı olan iki etnik veya siyasî grup; birisi mazlum ve haklı, öteki baskın ve haksız olan iki vatandaş grubu, aynı ülkenin güvenlik güçleri önünde, karakola çağrılmak üzere, taşlı-sopalı kavga ederlerse, taraf tutmadan ve iki grubun birisinin yanında yer almadan aralarını bulunuz”..

                   Âyet-i kerime sözünü şöyle sürdürüyor: “Bir etnik veya siyasî grup; ötekine baskın çıkar ve kavgayı öldüresiye dövmeye kadar taşırırsa, hiçbir tarafın içinde yer almadan, devletin yasalarında belirtilen alan içinde silah kullanın.”

                   Âyet-i kerimenin son bölümünde: “Her iki grup devletin mahkemeleri önüne çıkarılmak üzere sorgulanırken, hukuk devleti kurallarını taşırmayınız. Hukukun çizgisini aşmayınız. Allah, böyle tutarlı, Allah"ın hukukuna saygılı olan ve soruşturmayı yasalar çerçevesinde tamamlayanları sever.”

                   Bu bağlamda, bu açıklamaların gerekçesi de ikinci ayet-i kerimede şöyle anlatılıyor: “Aynı ülkenin gerçek inanmış vatandaşları, sadece kardeşlik bağıyla göbekten bağlıdırlar. Eğer bir ülkede sosyal gerilim içinde kavgaya tutuşacak ve patlamaya hazır bomba gibi gençlik varsa, uzlaştırma yerine gerilimi biraz daha arttıracak ateş körükleniyorsa, rahmet melekleri o ülkenin yakın semalarında o ülke insanı için mağfiret dileğinde bulunmuyorsa o ülkenin siyasî irade sahiplerine karşı özgüven krizi var demektir.”  

                   Bu âyet-i kerimeden sonra bir de hadis-i şerife de bakalım: “Kim, bir Müslüman"ın dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah Teâlâ da onu kıyamet günü sıkıntılardan korur. Kim, Müslüman"ın aybını örterse, Allah Teâlâ da onun dünya ve ahirette aybını örter. Kişi, arkadaşına yardımcı olduğu müddetçe, Allah Taâlâ da onun yardımcısı olur. Müslim

                   Kim bir ayıp örterse, diri diri kuma gömen suçsuz kız çocuğunu kurtarmış gibi sevap olur. Ebu Davud, Nesai, Hakim

(Kötülük etmeyin, ayıp araştırmayın! Kim bir Müslüman"ın aybını araştırırsa, Allah Teâlâ da onun aybını ortaya çıkarır ve böyle bir kimse, en gizli bir yerde sığınsa bile, onu rezil eder.)

Kim arkadaşını, tevbe ettiği bir günahtan dolayı ayıplarsa, o kimse, aynı günaha müptela olmadan ölmez. Tirmizi

Kendi aybını gören, Allahü teâlânın hayır dilediği kimsedir.

Kim bir ayıp örterse, diri diri kuma gömen suçsuz kız çocuğunu kurtarmış gibi sevap olur. Ebu Davud, Nesai, Hakim

Müslüman Müslüman"ın kardeşidir, ona zulmetmez, zulmedilmesine de yardımcı olmaz. Kim arkadaşının ihtiyacını giderirse, Allah Taâlâ da onun ihtiyacını giderir. Kim, Müslüman"ın sıkıntısını kaldırırsa, Allah Taâlâ da kıyamet günü onun sıkıntılarını kaldırır. Kim, Müslüman"ın aybını örterse, Allah Taâlâ da kıyamette onun aybını örter. Tirmizi

Bu açıklamalara neden gerek görüldü diyeceksini?

Bir dostum bana telefon etti: “Hocam, Adnan Bahadır"ın gazetesinde yazılarınızı gördüm. Ben derim ki o gazetede yazı yazmayın; bizi kötülüyor ve hakaretler yağdırıyor”…

İşte bu güzel uyarılar üzerine birkaç satır yazmak istedim.

Samsun"da uzun sayılacak yıllar öğretmenlik yaptım. Öğrenciler mezun ettik, bağları koparmadık, izledik. Milletvekilleri, avukatlar, doktorlar, mühendisler, öğretmenler… yetişti. İş hayatına atıldılar.

Hele bir öğrencimiz hiç aklımdan çıkmaz; milletvekili adayı sıralamasını beğenmemiş, baştakilerin iradesi olmadan tercihle üst sıralara yükselmişti.  Olmadı, dersane sahibi olmuştu. Bir başka öğrencimiz de çeşitli işler denedikten sonra dersane açmış ve sonra milletin vekili olmuştu.

Ama aynı okuldan mezun ve aynı dâvanın safları arasında, birlikte dâvanın önünde yer almış olsalar da, aynı şehirde doğup büyümelerine ve iş sahibi olmalarına rağmen asla bir araya gelmemişler ve birbirlerinin kuyusunu kazmışlardı.

Şimdi Adnan Bahadır"la Samsun"da aynı kaderi paylaştık. Delidolu, kabuğuna sığmayan, bildiği doğruları hiç kimseden korkmadan, gerekirse patavatsızca söylemekten çekinmeyen, gerekirse sövüp sayan, ama her zaman yerini bilen kardeşimizdir. Evet ben de okuyorum: dinozorlar, gergedanlar… diye sıralıyor. Ama kavgalarla, istenmeyerek gelen darbelerle törpülenmektedir.

            Geçen bir yazısında vurguladığı gibi, kimselere eyvallah çekmediğimizden aynı kadri paylaşıyoruz, ama ben onun kadar olamadım. Her zaman kendilerini ziyaret ederim.

            Şimdi gerçek dostlarımın uyarılarını dikkatle izliyorum ve yukarıda sözünü ettiğim ayet-i kerimelerin mantukunca yürümemiz ve hadis-i şeriflerin de anlamını iyi yaşamamız gerekmektedir. Değerli dostlarım yakında Samsun"a geldiğimde buluşalım, dertleşelim; ortak bir akılda karar kılalım. Kalın sağlıcakla…

                                                                                   

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim