• BIST 107.115
  • Altın 143,813
  • Dolar 3,5581
  • Euro 4,1457
  • Samsun 26 °C
  • Ankara 26 °C
  • İstanbul 31 °C
  • BİLLY ATTI SAMSUNSPOR KAZANDI 
  • DİALİBA TAMAM GİBİ    
  • TAKIMDAKİ EN ÇALIŞKAN OYUNCULARDAN BİRİ 
  • BİLLY ATTI SAMSUNSPOR KAZANDI 
  • DİALİBA TAMAM GİBİ    
  • TAKIMDAKİ EN ÇALIŞKAN OYUNCULARDAN BİRİ 

Zuhr-i Ahir Namazı

Salih Parlak

Bugün de dinî bir konuyu ve kangren olmuş bir yarayı gündemimize taşımak istedim. Zuhr-i Âhir namazı… Cum"a günü, Cuma namazından sonra kıldığımız namaz… Sadece Hz Peygamberimizin SAV dönemi olan Asr-ı Saâdet döneminde hiç kılınmamış ve o dönemin ardından gelen Hulefa-i Raşidin döneminde de kılınmamış. Kılınması da tartışılmamıştır.

Ancak Emevîlerin iktidarı döneminde, Hz Peygamberimizi SAV sevenler ve İslam Milliyetçiliğini canlandırmak isteyenlerin şehit edildiği ve siyasi Müslümanlara karşı devlet terörü uygulandığı dönemde zuhr-i âhir konusu gündeme gelmiştir.

O çağda, Muaviye"yi sevenler, Muaviye ve oğulları ve siyasi adamlarının siyasi Müslümanlara karşı estirdiği yıldırma ve öldürmeleri onaylayan Müslümanlar zuhr-i âhir gibi bir konu gündeme getirmemiştir. Ama Hz Muhammed"in devlet politikasından yana olanlar zuhr-i âhir olayını gündeme getirmişler ve halen o tartışma aynı biçimde sürdürülmektedir.

Abbasîler döneminde İmam Azam Ebu Hanife, kendilerini “Allah"ın Gölgesi” olarak ilan eden devlet başkanı halifelere asla biat etmiyordu. O Abbasi halifelerini koyun postuna bürünmüş tilki olarak görüyordu. Teklif ettikleri devlet memurluklarını asla kabul etmiyordu. Abbasi halifeleri ve hükümetlerine karşı silahlı veya silahsız verilen çatışma ve isyan hareketlerini cihad olarak görüyor ve isyancılara el altından her türlü lojistik yardımı yapıyordu. İşte İmam Azam Hazretleri normal ölüm döşeğinde değil, teröristlere yataklık etmekten suçlu bulunarak Abbasi hükümetinin cezaevinde şehit olmuştur.

İşte İmam Azam"a göre, böyle bir iktidar döneminde Cum"a namazı kabul değildir. Dolayısıyla Cum"a günü camide, imamın arkasında, Cuma namazını kıldıktan sonra yine camide o vaktin henüz vakti geçmemiş öğlen namazını kılmak gerekmektedir.

Ama en yakın dava arkadaşı olan İmam Ebu Yusuf"a göre Abbasi devlet adamlarına biat etmek farzdır. İmam Ebu Yusuf, Abbasi halifelerinin verdiği görevi ve devlet memurluğunu kabul etmiş ve aldığı yüksek maaşı helal görmüştür. Ona göre devletin camilerinde ve devletin tayin ettiği imamların arkasında kılınan Cuma namazları Allah katında kabul olacağından zuhr-i âhir namazına asla gerek yoktur.

Bu bilgileri geçen yıl da bu sahifelerden gündeme getirmiştim. Ama herkes kendi şeyhinin görüşünü esas alıyor. Devletin ve 86 yıllık Cumhuriyetimizin izlediği devlet politikasını onaylayan ve bu devlet bey"at eden tarikat şeyhlerine göre Cuma namazı kabuldür, dolayısıyla zuhe-i âhir namazına asla gerek yoktur.

İsmailağa cemaatinin önde gelenlerinden Mehmet Talu Hoca diyor ki:

“Bu namaz öğle namazının farzı gibi kılınabileceği gibi, dört rekâtlık bir sünnet gibi de kılınabilir. Gerekçe: `Şayet Cuma namazı sahih olmamışsa bu dört rekât ile o günün öğle namazı kılınmış olur.` görüşüdür” diyor ve ekliyor:

“Bununla beraber, Cuma namazının farzından ayrı olarak zuhr-ı âhir adında bir namazın kılınacağına dair bir rivayet ne İmam Âzam`dan, ne İmam Muhammed ve İmam Ebû Yusuf`tan rivayet edilmiş değildir”.

“Bu namaz kılınacak olsa dahi, daha önce kazaya kalmış bir öğle namazının farzına niyet edilerek kılınabilir”.

İşte Talu Hocanın bu görüşüne katılmıyorum. İmam Azam ve İmam Ebu Yusuf, yukarıda anlattığım çekişmeyi yaşamışlardır. Bugün de aynı sıkıntı vardır. Devlet rejimiyle uyumlu olmak veya resmi devlet ideolojisine karşı isyanları desteklemek…

Yeni bir cemâat adayı olan M. İslamoğlu"na göre de:

“Cuma farzı dışında efendimiz çoklukla sadece iki veya bazen de dört rekat nafile kılardı. Zuhru ahir diye bir namazı asla kılmamıştır. Çünkü bu namaz "öğle namazının farzı"dır. İki farz bir arada olmaz. Fakat Emeviler döneminde bazı alimler onların ardında kıldıkları cumaların sahih olmadığından yola çıkarak öğleyi de kılmışlardır derken kendi görüşünü açıklama cesaretini gösterememiştir.

Dr Ebubekir Sifil Hoca da en geniş açıklamalarını Milli Gazete"deki köşe yazılarında yazmıştır:

“Cuma namazı ve zuhr-i ahir meselesinde tarafların bir kısmının siyasî mülahazalarla hareket ettiği de biliniyor. Türkiye"nin “daru"l-harp” olup olmadığı münakaşa ediliyor. Tartışılan bu zuhr-i âhir meselesi de, tıpkı “dar” tartışması gibi sonuçlandırılmadan gündemden düşmüyor.”

“Türkiye"nin “daru"l-İslam” olduğunu söyleyenler, Cuma namazının sıhhat şartlarının mevcudiyetinde herhangi bir şüphe bulunmadığı gerekçesiyle zuhr-i ahir diye bir namazın kılınmaması gerektiğini söylerken, aksi görüşte olanlar, sıhhat şartlarının mevcudiyetinde şüphe bulunduğu noktasına vurgu yapmışlardı…”

Hanefî mezhebi içinde, böylesi önemli bir ibadet konusundaki görüşlerden birini seçerek diğerlerini görmezden gelenler oluyor.

`Cuma namazının bir şehirde bir tek yerde kılınması şart mıdır, yoksa birden fazla yerde de kılınır mı? `Bu konuda `şehir` tarifindeki ihtilaflar sebebiyle köylerde ve hatta kentlerde Cuma kılınıp kılınmayacağı tartışması baş göstermektedir. Bunun yanında mezhep ulemasınca Cuma cemaatinin sayısı, Ulu`l-Emr`in izninin şart olup olmadığı ve birden fazla camide Cuma kılınmasının cevazı gibi konularda ihtilaf bulunduğunu görüyoruz:

Cum"a namazındaki 12 rekâtta herhangi bir tartışma söz konusu değil. Zuhr-i âhir için hocalarımız öğle namazının kazaya kalan farzına niyet ediyor, bazıları da zuhr-ı âhir niyetiyle kılıyorlar. En sonunda da 2 rekât ya vaktin son sünneti veya kazaya kalmış sabah namazının farzına niyet edip kılıyorlar.

İslâm"ın ilk dönemlerindeki ulemâ, Cuma namazının bir tek câmide kılınmasını uygun görmüşler. Ancak zamanla Müslümanların sayısı arttı. Yerleşim merkezlerinin nüfusu kalabalıklaştı. Neticede bir köyde veya şehirdeki Müslümanların bir camide Cuma namazı kılmaları imkânsız hâle geldi.

Daha sonraki ulemâdan İmam Serahsî başta olmak üzere birçok âlim, Cuma namazının bir şehirdeki her câmide kılınabileceği fetvasını verdiler. Ayrıca İbni Âbidin de bu görüşü benimsiyor. Bkz el-Feteva`l-Hindiyye, 1:145;İbni Âbidin, 1:541.

İmam Şâfiî de Bağdat`ta birden fazla camide Cuma namazının kılındığını gördüğü halde buna itiraz etmemiştir. Evet, tek bir camide Cuma namazı kılmanın mümkün olmadığını, farklı camilerde de Cuma namazı kılmanın câiz olduğunu söyleyen âlimlerin görüşü daha ağırlıktadır. Biz de zaten bu fetvaya göre hareket ediyoruz.

İşte bu anlatılanlardan anlıyoruz ki Cum"a namazının en önemli yanı, bir şehirde veya küçük kasabada yalnız bir camide, Salatîn Camiinde kılındığıdır. Ayrıca ikinci önemli yanı da hutbeyi kimin okuması gerektiğidir.

Tek camide kılınmasının önemi, o camide o gün, o kasabanın önemli konularının karara bağlandığı gün olmasıdır. Eğer bir camide, din açısından değeri olmayan ve o kasabayı ilgilendirmeyen konuların dillendirilmesi Cum"a gününü hafife almaktır. Kaleme almakta olduğum ve bir yıl içinde piyasaya inşallah çıkacak olan araştırma kitabımda, “İslam"da Belediyecilik” konusunu araştırmaktayım ve gördüğüm odur ki Cum"a namazı, belediyesi olan belde veya şehirde, halkın oylarıyla Belediye Başkanlığına seçilen kişi hutbeyi okuyacak ve namazı kıldıracaktır. Öteki mahalle camilerinde Cum"a namazı kılınmayacak ve ilgili cemâat belediye binasının bulunduğu merkez camiinde kılacaktır.

İşte bu konuyu biz de zamanla biraz daha irdeleyeceğiz. Şunu iyi bilelim ki Cum"a namazının siyasi yönü çok ağırlık kazanmaktadır. Balıkesir Hutbesi çok ünlüdür:

Arkadaşlar! Cenab-ı Peygamber günlük çalışmalarında, iki evi vardı. Biri ailesinin evi, diğeri Allah'in kamusal evi idi. Millet işlerini Allah'ın evi mescidlerde görüşürlerdi. Hazret-i peygamber'in mübarek yollarını izleyerek bu dakikada kamunun ve Türk halkının şimdiki ve geleceğine ait konuları kamunun evi olan Allah'ın huzurundayız. Beni bu şerefe kavuşturan Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümit ediyorum.

 Binaenaleyh benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim. "Efendiler! Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, bir yandan tam bağlılıkla Allah"a kulluk etmek, bir yandan da din ve dünya için neler yapılması lâzım geldiğini tartışmak için yapılmıştır.

Türk toplumunu ilgilendiren ve tüm Türk toplumunun kaderini çizen konuları sadece tepeden bakan bir komutan ayarlamaz. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz için her şeyden önce hakimiyetimiz için neler düşündüğümüzü hepbirlik meydana koyalım.

Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşüncelerini anlamak istiyorum. Millî emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, millet fertlerinin tamamının arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir. Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim."

07 Şubat 1923 BALIKESIR - Zagnos Paşa Camii.

 İşte Cum"a günü hafta tatilidir ve tatilde tüm halk belediye civarındaki tek camide toplanıp, sadece iki rekat namaz için bir araya gelmeyecek. Hutbeyi okuyan, belediyenin en yetkili kişisi halkla birlikte beldenin meselelerini tartışacaklardır. Bu konuyu biraz daha iyi tartışacağız.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim