• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • Samsun 2 °C
  • Ankara -1 °C
  • İstanbul 13 °C
  • SAMARAS'IN KEYFİ YERİNDE
  • DERBİ HAZIRLIKLARI SÜRÜYOR
  • Ayite, Giresunspor Maçında yok
  • SAMARAS'IN KEYFİ YERİNDE
  • DERBİ HAZIRLIKLARI SÜRÜYOR
  • Ayite, Giresunspor Maçında yok

YUMURTA ( 2007 )

Ahmet Ufuk Erkan

YUMURTA ( 2007 )

 

(İÇİNDEKİLERİ BİRBİRİNE KARIŞTIRMAYAN HATTA ONLARDAN BİR CAN ÇIKARAN TEK ŞEY)

Yönetmen : Semih Kaplanoğlu

Senaryo : Semih Kaplanoğlu, Orçun Köksal

Oyuncular: Nejat İşler, Saadet Aksoy, Ufuk Bayraktar ....

İmdb linki: http://www.imdb.com/title/tt1021004/

 

                        Aklımın uçuştuğunu sanırdım;hatta buradan da yazmıştım. Yok. Aklım uçuşmuyormuş. Zira –laf aramızda ya da laf aramızda kalmasın- bu delilik alameti gibidir. Akıl uçuşuyorsa, delilik sizi yokluyordur. Hep böyle düşünmüştüm, hep, aklımın uçuştuğunu sanmıştım.

 

                        Öyle değil. Bir sahneden, o sahnenin sizde uyandırdığı intibaı-aslında intibayı demek lazım ama- düşünüyorsunuz. O bir filmse o sahnenin, eğer –ne bileyim işte- romansa, hikayeyse ya da öyle yazılı türden bir şey; o cümlenin izdüşümünü düşürüyorsunuz aklınıza. Aklınız uçuşmuyor. Aklım uçuşmuyor. Eski uyanıyor seyrederken, okurken…Hepsi bu. Yani hepsi buymuş.

 

                        Filmde, odayı dolduran saat tiktakları. Benim eski evim gibi. Evin hayatta olduğunu anlardınız bu sayede. İnsanın nefes alması gibi. Tüm evi kaplayan o ses, evin hayatta olduğunun göstergesi. Yani göstergesiydi… Şimdi o ses yok. Evlerin hayatta olduğunu, başka şekillerde anlıyoruz artık. Bu bir akıl uçuşması değil. Bu, sizin de okuyunca –eğer aynı yaştaysak- anlayacağınız bir hatıra geri gelmesi.

 

                        (Evler yaşıyor mu?)

 

                        Sinemada perdeye bakarken, daha acil düşünüyor insan. Zira durdurup bakmaya mahal yok sinemada. Evde seyretmek bu yüzden biraz daha güzel. Durdurursunuz, o sahneye kana kana bakarsınız. Sizde uyananı tahlil edersiniz. (yine de sinemada seyretmek, tüm aceleye rağmen güzeldir; sonra da o filmi alıp evde seyredeceksiniz ki tadından yenmez)

 

                        Annesi ölüyor. O, eski memleketine geliyor. Tam orada, bir mezarlık sahnesi var.Orası, filmde kayboluyor,niyeyse. Kabrin yanında bir çocuk. Elinde boş bir bidon. “Hadi su getir” gibi bir laf ediyor filmin kahramanı. Çocuk, artık nasıl bir yetenekse bu rolü yapmak, gerçekleştirmek, ayakları beline değecek şekilde koşuyor. Suyla geliyor, o suyu şöyle bir döküp, ellerini bacaklarına    yaslayarak dua şekline sokuyor. O minik avuca kağıt para bırakıyor kahraman. Sonra- ki hala anlayamadım nasıl olduğunu- aynı evde buluşuyorlar o veletle. Cebinden çıkarıp geri veriyor kağıt parayı… (Eğer diğer filmlerle anlaşılır olacaksa, ayıp etmeyeyim,zira bu bir seri film…O çocuk kim, niye o evde? Bunu anlayamadım.O evdeyse, demek ki yabancı değil.İmdb'den adını buldum o çocuğun: Kaan Karabacak- çapacı çocuk…) –Sonra , o sahafta görünen kadın kimdi? Niye oradaydı? Büyük ihtimal, diğer filmlerde, yani bu filmin devamlarında anlatılacak bunlar. Seyredeceğim…-

 

                        Filmin kahramanı, rahmeti rahmana kavuşmuş annesinin adağını yerine getiriyor. Orası Tire. Hiç görmediğim bir yer. Ben Ege'yi hiç gezmedim; gezmemişim İzmir hariç, bu da benim ayıbım olsun. Bir gün param olursa, oraları da gezeceğim. Bir oralar kalmış gezmediğim…Adak koçunu merdivenden indirirken,elimle beslediğim kurbanlık koçları hatırlıyorum. Benim de alnıma sürülmüştü o kan… O, büyümek alameti miydi? O gün için öyleydi. Halamın bahçesinde, rahmetli dedem, beslediğim koçu kesmişti. Kanı alnıma sürülmüştü. Halaoğlum Faruk daha bebek… O'nun da alnına sürmüşlerdi. Dedim ya, aklım uçuşmuyor. Hatıralar canlanıyor sadece. Fakat çok da dalmayayım. Yoksa sonu gelmez lafın. (Yoksa lafın sonu gelmez).

 

                        Sırf, adından çok söz edildi diye bu filmi seyretmemiştim. Bilirim, meşhur olan ne varsa, biraz yarımdır. Yanılmışım… Bu film öyle değil. Yani sırf meşhur diye Orhan Pamuk kitaplarını hep çok geç okudum, bunda yanılmadım; cidden değmezdi acilen okumaya.Bunda yanılmadım… Bu filmde ise yanılmışım. İtiraf ediyorum: Yanıldım bu filmde. Müthiş güzel. Çocukların tabiriyle, “manyak güzel” bir film. Manyak güzel…

 

                        Odamın sessizliğinin değerini anlıyorum. Yalnızlığımın değerini anlıyorum. Yalnız kalmak için harcadığım çabayı anlıyorum. Kurtulduğum tüm vefasız kalabalıktan ötürü şükrediyorum seyrederken. Durdurup başa alıyorum filmi. O saat tiktaklarını tekrar dinliyorum. Hatırlıyorum hayatta olduğumu.

 

                        Aklım uçuşmuyor. Sadece eski olan, yeni halime   göz kırpıyor. Artık ne kadar yeniysem, o da ayrı hikaye…

 

                        Müthiş şekilde halamı özlüyorum mesela. Mesela o beslediğim koçları özlüyorum. Çocukluğumun gümrah zamanlarını özlüyorum mesela. Tekbirlerle kurbanları kurban eden dedemi özlüyorum. O'nun omzunda, Hançerli'den Pazar Mahallesi'ne gelişimi özlüyorum.

 

                        Aynı evde olduğumuz halde babamı özlüyorum. Kapımı açıp bakıyorum O'na. Nefes alışını seyrediyorum, başucuna gelip.

 

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim