• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Samsun -1 °C
  • Ankara -8 °C
  • İstanbul 5 °C
  • TARAFTARLAR YALNIZ BIRAKMAYACAK
  • ŞİMDİ GALİBİYET ZAMANI
  • ÇARŞAMBA'DA KÖTÜ GİDİŞ DEVAM EDİYOR 1-0
  • TARAFTARLAR YALNIZ BIRAKMAYACAK
  • ŞİMDİ GALİBİYET ZAMANI
  • ÇARŞAMBA'DA KÖTÜ GİDİŞ DEVAM EDİYOR 1-0

Skolastizm ve İslam

Salih Parlak

İşte bu Bugünkü yazımızda, skolastizm dedik. Ne demektir? İnternet sitelerinin verdği bilgiye göre: inanç ve bilgiyi kiliseyle, özellikle Aristo düşüncesiyle birleştirmeye çalışan ortaçağ Avrupa"sının felsefe anlayışı.

Körü körüne bağlanmak anlamına gelen, sorgulamanın yasak olduğu düşünce tarzı… orta çağ döneminde batıda kiliseye dayanan, her şeyi İncil"e göre açıklayan düşünce sistemi. Bilim ve sanatın gelişmesini zorlaştırmıştır.

Aslında bugün için asker-siyasi irade çatışmaları da bu düşünceden kaynaklanmaktadır. Biz bu örtüşmeyi biraz daha dillendirmek istedik. Ortaçağda engizisyon mahkemelerini kuran kim? Papazlar… Ne amaçla kurulmuş, bu mahkemeler? Din elden gidiyor. Allah"ın cc iradesine müdahale ediliyor. Dünya yuvarlak değil de dümdüz olduğunu Allah cc bildiği halde, ille de yuvarlak olduğunu inatla ileri sürerek Allah"ın cc iradesini hasıraltı etmek isteyen inançsızları Allah adına mahkum edenlerin tek kurtarıcısı mahkemeler… ortaçağ kilisesini eline geçirenlerin koltuk kavgalarında Allah"ın cc kutsal ve yüce adını arkalayarak, din adına ve Allah"ın yeryüzündeki tek halifesi ve Kitabı"nın tek koruyucusu olduklarını ileri sürerek bilime, bilimselliğe karşı koyanlar, engizisyon mahkemelerini kurmuşlardır.

 İşte biz bugün dinî skolastizmin baş koruyucusu Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu"na karşı bayrak açıyoruz. Bıraksınlar bu engizisyon mahkemelerini koruma fobilerini... Açsınlar bağılarını bilimsel gelişmelere… Bıraksınlar 1000 yıl, 1300 yıl önceki o zamanın büyük din düşünürlerinin çömezi olmayı… Olsunlar kendi yüzyıllarının çağdaş düşünceli Muhyiddin-i Arabîleri, İbni Sînaları, Ahmed  Serhendîleri… 

“Birisi: "Üç kişilerdi; dördüncüleri de köpekleriydi!" derken öteki: "Yoo! Beş kişilerdi; altıncıları köpekleriydi" der. Amaç gayba taş çomak sokmaktır. Öteki: "Yo, Yoo! Yedi kişilerdi; sekizincisi köpekleri!" biçiminde masal uydururlar. De ki: "Sayılarını en iyi Rabbim bilir. Onları öngörüyle sadece pek az öngörülü anlar". Öyleyse onlara ilişkin ilkenin dışında, hiçbir şeyi kestirip atma. Onlara ilişkin o gibi atıp tutanlardan görüş isteme” Kehf Sûresi: 22.

İşte Ashab-ı Kehf hakkında kestirip atamazsınız. Çünkü sayılarını sadece Rabbimin bildiği Ashab-ı Kehf gençlerin sayısını ancak vahiyle kimlere ne kadarını bildirmişse ancak o kadarını bilebilirsiniz. Kim görmüş Ashab-ı Kehf olan gençleri? Allah"ın cc vahiy ile bilgilendirdiği peygamberlerinden başka, çok ama çok has kulları mı var? Kerametle vahiy aynı değildir. Keramet sahipleri, vahiy alanlarına asla çıkamaz. Çok dar alanları vardır. Allah"ın cc kendi katından vahiyle bilgilendirdiğinden başkasını havlayanlar, Allah adına ahkam kesenlerdir. O kişilere Allah cc sesleniyor:

“Yapmayın, Allah adına kestirip atmayın” diye. Bizlere de sesleniyor:

“O gibi skolastik düşünen ulemadan fetva istemeyin”.  “Üniversite hocası da olabilir. Bilmem hangi büyük şehrin müftüsü de olabilir. Dünyevî makamlarının yükselmesiyle halkın gönlünde kendilerine makam edinemiyorlarsa o skolastik düşünen hocaya veya müftü efendiye fetva sormayın”. Allah cc yukarıda âyet-i kerimede bunları emrediyor.

“Gönül gözü, gözün gördüklerine7 saçma dememişken; 12 gözle gördüklerine  karşı, ona bilgiçlik mi taslıyorsunuz?” Necm Sûresi: 11-12.

Gönül gözü, sezgi gücümüzle algıladığımız alanı görür. Hz Peygamberimiz"in SAV miraçta gördükleri gönül gözüyle olmuştur. Ama yine bedenleşip halk arasına döndüklerinin ertesi günü, Mekke sokakları: “Muhammed göklere çıkmış”  

nidalarıyla çalkalanırken, “Hz Muhammed söylemişse hemen inanırım” diyen Hz Ebu Bekir RA dışındaki Hz Ömer ve bazı Ashab-ı Kiram RA: “Sorup öğrenirim; ondan sonra inanırım”  demişler.

Çünkü mirac da rü"ya boyutunda vahiy olayıdır. O konuda kestirip atmalar, tamamen skolastiktir. Allah cc vahiyle neyi bildirmişse o kadarını bilebiliriz. Onun dışındakiler kestirip atmalardır. Hz Muhammed SAV:

“Rabbinden sana vahiy yoluyla bildirileni kendine örnek al” En"âm Sûresi: 106.

“Sana vahiyle bildirilen; Rabbinin  İslam mefkûresi Kitabını yaşa-tanıt. Onun sosyal yapı kelimelerinin yenisini koyacak güç yok! Ona rağmen hiçbir sığınılacak makam bulamayacaksın” Kehf Sûresi: 27.

De ki: "Onu kendiliğimden değiştirme yetkim yok! Ben sadece bana vahiy olunana kendimi uydururum. Şayet ben, Rabbime karşı çıkarsam büyük Günün azabından pek çok korkarım." Yunus Sûresi: 15.

“De ki: "Ben, yalnızca sizin gibi et-kemik insanıyım; bana da sizin ilahınızın sadece tek bir ilah olduğu vahiy yoluyla bildiriliyor. O halde herkim Rabbiyle buluşmayı candan dilerse onu sosyal etkinliklerle dışa vursun. Böylece hiçbir güçü, Rabbine ibadetle ortak görmesin” Kehf Sûresi: 110.

“De ki: "Ben sadece sizin gibi et-kemik insanıyım. Bana vahiyle: İlâhınızın; sadece Tek bir ilâh olduğu bildiriliyor. Öyleyse şaşmadan Ona yönelip yarlığanmanızı Ondan dileyin. Müşriklerin vay haline!..” Fussılet Sûresi: 6.

Hz Muhammed de SAV et-kemik insanı olduğuyla gurur duyduğu halde aynı İlahiyat Fakültesi diploması almış makam sahibi ulema kendilerini nasıl vahit almış gibi dev aynasına çıkartır?

Aralayalım Ortaçağ kafasına karşı Rönesans ve Reform hareketinin kapısını… Bilimsel düşünmenin ve üniversitelerde okutulan kitapların Kur"an-ı Kerim tefsirlerine aykırı olmadığının kapısını… Allah"ın cc Kur"an-ı Kerimi, öncelikli olarak ümmî ve anne-babasından aldığı kültür çemberini kıramayan avam kesimine indirmemiştir. Öncelikli olarak o yüce Kitab"ı, kapılarını bilimsel gelişmelere açık bırakmış ve sürekli kendini yenilemek için herkesi dinleyen üniversite hocaları anlasın diye indirmiştir. Eğer bir üniversite hocası, en üst düzey bilimsel kariyeri kazanmış olmakla artık herkesin önünde diz çökmesi gerekeceğini ve artık 104 kitabı yuttuğunu ballar balını bulduğu Donkişotluğuna soyunmuşsa o kapkara cahil ve tanrılık iddiasındaki kişidir. Skolastik düşünmektedir.

Başka bir tanıma göre de skolastizim, sorgulayan insanı değil, her şeyi olduğu gibi kabul eden aklı esas alan akım diye algılamaktadır. Biz hiçbir fikrin karşısında el-pençe asla durmayacağız; sorgulayacağız; ama yıkmayacağız. İnancımızın temellerini sarsacak kadar aşırılık içinde olmayacağız.

İşte bugünkü 61. hükümet kelle koltukta neyin mücadelesini vermektedir? Vatanı kurtarmak ve onu fırtınalardan, kasırgalardan, tayfunlardan, boralardan kurtarıp düzlüğe çıkarmak… Avrupa Birliği müktesebatı kapsamında neler getirilmek isteniyor? Skolastik düşünen asker ve her şeye 1919 rejimini korumak adına karşı çıkan ve Kemalizm hastalığından bir türlü vazgeçmeyen askerî hiyerarşiyi hizaya getirmek… Çağdaş düşünce, skolastizmi yıkan tek güçtür; işte istenen tek şey, çağdaş düşünce çizgisine götürme savaşıdır.

Vatan kurtarma mücadelesi kapsamında, vatan kurtarıcı tutukluların vatan kurtarmak ve kafalarındaki Kemalizm dogmasını egemen kılmak için kurdukları Ergenekon Örgütü yüzünden, bir gün devleti yıkmak için kurulmuş terör örgütü olarak yargılanacaklarını akıllarının köşelerinden bile geçirirler miydi? 

Babadan oğla veya dâmâda devren sürdürülen ve müritleri birer sürü olarak gören tarikatçılık da skolastizimdir.

Her ne olursa olsun, akıllı olsun veya deli olsun hiç fark etmez; ille de oğlunun kendinden sonra partisinin başkanı olmasını istemeyenleri vatan hainliğiyle suçlayan parti başkanı ve o partililer de skolastik düşünmektedir.

İşte Hanbeli mezhebinden, İbni Teymiyeci, krallıkla yönetilen ve Vahhabî olan Suûd Sülalesi de skolastik düşünmektedir.

Oğullarıyla harem hayatı kurmuş ve kendisi gibi düşünmeyen damatlarını dar ağacına çekmekten haz duymuş Saddamcılar da skolastikti.

Bizim skolastik düşünen Ehl-i Sünnet uleması diyorlar ki:

“Dünya ve ahirette saadet ve selametin elde edilebilmesi için, evvela doğru ve sağlam bir itikad lazımdır”. Burası çok doğru..

“Doğru ve sağlam itikad ise Ehl-i Sünnet ve"l-Cemaat akidesini iyi öğrenmek ve kalplere nakşetmekle elde edilir. İkinci olarak Salih ameller işlemek, yani Cenab-ı Hakk"ın emrettiği şeyleri yapıp, nehyettiklerinden uzak durmak icab etmektedir” Burası da çok doğru….

Ama: “Mübarek mektuplarından birinde İmam-ı Rabbânî Hz. şöyle buyuruyorlar : “ Ey saadete muvaffak kılınmış olan evladım. Hepimize lazım olan, Ehl-i Sünnet ve"l-Cemaat alimlerinin, Kitab ve Sünnet"i layık olduğu şekilde anladıktan sonra çıkardıkları hükümlerle itikadımızı tashih etmektir. Ehl-i Sünnet"in büyüklerinin görüşlerine muvafık olmadığı müddetçe hiç birimizin görüşü muteber değildir. Görülmüyor mu ki, her bid"atçi ve sapık, kendi batıl görüşlerini Kitab ve Sünnet"ten aldığını iddia etmektedir.”

Burada bid"at ve hurafe” denilen görüşler, bilimselliktir. Biliselliğe karşı savaş açmışlardır. Bilmiyorum:

“Gelişmekte olan ülkelerin markası yok; gelişmiş ülkelerin markası var. Bugün bakın Güney Kore"ye. 1997"nin Kore"siyle 2000"in Kore"si arasında çok fark var. 1997 yılında doğru düzgün araba yok iken 2000"li yıllara baktığınızda caddelerdeki otomobillerin hepsi kendi markalarından oluşmuş Amerikan tipi lüks arabalar. Kore"de bir tane yabancı araba göremezsiniz” bu konuya el attık mı? Her Müslüman"ın kapısının önünde oğlumuzun, kızımızın… en lüks marka otomobillerinin olması, dinen bid"at değil mi?

“Önceden perde pahalı bir emtiaydı. Bugün pahalı değil artık. Son zamanlarda Türkiye"de de ürün çeşidinin artması ve fiyatların düşmesiyle birlikte pazarda derinlik oluşmaya başladı. Eskiden 8 yılda bir perde değiştirilirdi. Bu oran Avrupa"da 2,5. Amerika"da ise yılda birdi. Çünkü bu ülkelerde vatandaş hazır perde alıyor”. Bütün paralarımızı cihada değil de marka olmaları için, birkaç yılda bir yeni moda perdeye harcamamız bid"at değil mi?

 “Türkiye"de şu an, markaya yatırım yapmış şirket yok denecek durumda. İç pazardaki tüketiciye bugüne kadarkinden daha farklı bir hizmet sunmak bizim öncelikli amacımız” diyen tekstilci, marka olabilmek için daha fazla tüketim istemektedir. Tüketim ise Türkiye"de tefessüh etmiş ahlak için tasaddük edilecek paramızı istemektedir. O zaman tasaddük için paramızı boş şeylere harcamak bidat değil midir?

Yukarıdaki Ehl-i Sünnet ve"l-Cemâat"ı savunanlar, otomoiblde olsun, koltukta olsun, tekstilde olsun ellerindeki varını yoğunu dünyevî zevkler için harcaması bid"at değil mi? Ahkam kesen, evinde, bürosunda, villasında, yazlığında… en lüksü kullanmaya çalışan bu skolastik hoca efendiler bid"at ve hurafenin adresini yanlış vermekteler.

 İşte ben de skolastik düşüncenin egemen olduğu Ehl-i Sünnetten değilim. Kendini çağına göre yenileyen bir Ehl-i Sünnet beklentisi içindeyim. Ben Kur"an-ı Kerimi 21. yüzyılın elektronik düşünen zeka sahibi özellikle genç ve yaşlıları için yorumladım. Tek amaç skolastizme karşı çıkan bir gençlik yetiştirmektir. Elbette 61. hükümetin asker başta olmak üzere yasamayı, yürütmeyi, yargıyı, üniversiteyi skolastizmden kurtarma savaşına girmesi gibi skolastik Ehl-i Sünneti savunucusu DİB Din İşleri Yüksek Kurulunu da inşallah skolastizm belasından kurtaracaktır. Benim çalışmalarım, cihadım, niyazım ve dualarım o yöndedir.

 

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim