1. YAZARLAR

  2. Reşit Öztürk

  3. Neyin peşindeyiz?
Reşit Öztürk

Reşit Öztürk

Neyin peşindeyiz?

A+A-

                  Deprem çadırında üşüyen bebeğini, nefesiyle üfleyerek ısıtmaya çalışan anneler var ülkemizde. Enkaz altında saatlerce kalan ve bebeğini tükürüğüyle beslediğini söyleyen anneler bacılar gördük hepimiz. Afet bölgesine gönderilen eşyalar arasında unutulan beşbin lirayı, sahibine iade eden millet yetiştirdik biz. Fakat, beni deprem değil ırkçı söylemler öldürdü diyen kardeşlerimiz de oldu. İhtiyacı olmadığı halde çadır alıp, bu çadırları depremzedelere para ile satan insanların olduğu da söylendi.
                    Depremde, iki günden sonra kurtulanların böbrekleri, su içmedikleri için iflas ettiğini öğrenen vatandaşlarımız, yataklarının başına pet şişelerle su koydular. Kendilerine daha rahat ulaşılması ve ışık kaynağı olması için, cep telefonlarını yataklarının başından hiç eksik etmediler. Bulundukları mekândaki dolapları, duvara sabitlediler ve depremle yaşamayı öğrenmek için, bir adım daha atmış oldular. Yangın anında, yangın merdiveni olmayanlar da kendilerini pencereden aşağı sarkıtmak için, düğümlü ip evlerinde bulundurdular. Bütün bu gayretler yaşama tutunma çabalarından başka bir şey değildi ve bütün bunları biz gördük ve yaşadık.
                    Bir başka husus; Ben siftah ettim, onu da koşumdan al, diyen bir ceddin torunları olarak, tüm işimizi yaparken bu prensipten sapmamalıyız. Yoksa başımızdan felaketler eksik olmadığında çok geç kalmış olacağız. Bütün gayretimiz bu uyarıları yapmak, bilgi ve paylaşma bilincini açık tutmaktır.
                    Öte yandan, bu topraklar için ne gerekiyorsa elinden geldiğini yapmaktan aciz insanlar, artık mide bulandırıyor. Rabbim onları tez zamanda ıslah eder inşallah. Ama çalışmak için dertli olmak lazım, sıkıntılı olmak lazım, bu milletin derdini düşüncesini tanımak lazım.  Milletle devletin her kademede bir beraber saygı ve güven içinde olması lazım, bu güveni geliştirmek yaymak gerek ve bu gayretlere duyarsız kalmamak gerek.
                    Her gün yeni bir şey öğrenmiyorum diyen, zarardadır. Eski tabirle, iki gününü birbirine eşit geçiren ziyandadır. Artık ne Türkiye eski Türkiye, ne de dünya eski dünya. Toplumlar artık bağırsaklarını temizliyor, yükselen değerin insan hakları olduğunu herkes söylüyor ve görüyor. Anadolu'nun ücra bir yerinden, bir genç kız İstanbul'daki ulusal bir televizyon kanalına çıkıp, yakın çevresindeki insanları eleştirebiliyor ve bu toplum buna aşırı bir tepki vermiyor.
                     Diğer yandan uyuşturucu madde bağımlısı yaptığı gençleri, tedavi gördüğü hastanede de rahat bırakmayıp orada da eroin veren insanlar var. Kırk yaşın üstünde olduğu halde, oğlunun el öptükten sonra para alacağını söyleyen babalar da var. Saygı ve edeple maddiyatı karıştıranlar var. Her daire sakinine, seni yönetim kuruluna alacağım diyerek oy alıp, yönetici olmak isteyenler var.
                    Okul meclis başkanının kendi sınıfından çıkması için, diğer sınıftan iki aday çıkartıp onların oy sayısını bölmeye çalışanlar var. Satacağı hayvanı, etli gözüksün diye, deri altını şişiren iğne kullananlar var. Bütün bunları ancak iyi bir eğitim ve denetimle aşabiliriz. Unutmayalım ki, bir anne babanın çocuğuna verebileceği en değerli şey, aile terbiyesidir. Aile terbiyesinden yoksun yetişen insanların yaptığı işlerdir bunlar.
                    Sınıflardaki çöp kovalarını, sınıfın arkasına almak için profesör olmaya gerek yok. Temiz olan bir insan, bunu düşünür ve çözümünü de bulur. Böylece arka tarafta duran çöp kovaları hem görüntü kirliliği oluşturmayacak hem de ders esnasında çöpe giden öğrenciler, diğer öğrencilerin dikkatini dağıtmamış olacak. Bildiğini veren insan her gün yeni şeyler alır öğrenir yenilenir, canlı olur, faydalı olur. Bunu yapmayanlar da yapanlara hayran olur.
                     Köpeğine başka bir milletin adını takan insanların, bu davranışlarının nedenini, üniversitedeki araştırma görevlisi arkadaşlar lütfen araştırsın. Örneğin neden biz köpeklerimize yıllardır arap adını koyduk? Bunu birçok insan merak ediyor. Diğer yandan, bir lokma bir hırka mantığı mı bizi teknoloji ve bilimde geri bıraktı? Bunu da ilahiyatçı arkadaşlar bu millete bir izah ediversinler de biz de rahatlayalım.
                     Hayat, alafranga tuvalet ile pisuvar ikilimi gibi bir şey. Pratik olsun diye geliştirilen pisuvarı mı kullanmak daha sağlıklı, yoksa biraz zaman ayırıp alaturka tuvaleti mi kullanmak daha sağlıklı? Bunun ve diğer birçok şeyin hangisinin daha doğru olduğunu zaman gösterecek. İnşallah güzel şeyler görürüz. Yaşamak sevmektir, bir garip insanoğluyuz şu koca dünyada, sahi neyin peşindeydik? Bilen var mı?   

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum