1. YAZARLAR

  2. Sami Kesmen

  3. "KALP"LERİN DİLİ
Sami Kesmen

Sami Kesmen

"KALP"LERİN DİLİ

A+A-

Müslümanlar birbirlerini kokularından tanırlar. Onların; hissiyatları, düşünceleri ve bunu yansıtan bakışları birbirine benzer.

Kişinin yüzünde hem secde izi hem de günah izleri görülür, fark edilir. Bakan gözle, bakılan yüz arasında meydana gelen elektriksel git-geller, manyetik bir okumayı gerçekleştirir. Tecrübeli bir büyükten duymuştum, "Hocam ! Herkesin alnında ne olduğu yazar ama okumasını bilmek gerekir" diye. Çok doğru ve yerinde bir tespit olduğunu, her duyarlı kimse kendi hayatında tecrübe etmiştir. 

Her organın bir dili vardır. Kendi haliyle diğer organlara bir şeyler söylerler. Bazen de kişiler arasında organların konuşma ve anlaşma diline şahit olur insanlar. Lisan dilini kullanmadan birbirleriyle anlaştıkları görülür insanların bazen. Lisanı bilinmeyen bir memlekette gözler, eller ve hallarle anlatılır hissiyatlar ve istekler. Karşı tarafta genellikle anlatılanı anlar. 

Özellikle kalp dili öylesine hassas ve etkilidir ki, karşıdakinin ne düşündüğünü büyük bir isabetle hisseder. Ne yapmak ve ne demek istediğini anlar. Bu nedenle de, birbirine benzeyenlerle benzemeyenler bulundukları ortamda hemen ayrışırlar ve aidiyet merkezli gruplar oluştururlar. 

Birbiriyle sevgili ve düşman olanlar genellikle kalp dilini kullanarak konuşurlar. Sevgileri arttıkça sesleri kısılır/azalır, kin ve nefretleri arttıkça da sesleri çoğalır/yükselir. Bu konuyu çok güzel ve isabetle ifade eden bir örnek tablo sunulur bazı yazılı ve sözlü ortamlarda, konunun anlaşılması için bu örnek diyaloğu paylaşıyorum. 

"Yaşlı bir ermiş öğrencileri ile gezinirken nehir kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak
bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”

“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.” demiş"

Kalp dili en önemli diyalog lisanıdır. İnsanlar arasında güzel ortamların oluşması ve süreçlerin gelişmesi için vazgeçilmez dil kalbi lisandır. Bu dil; gönüldür, hissiyattır.  Yalanı, hilesi olmayan en doğru ifade şekli kalp dilidir. Kalbin sesine kulak vermek en sağlıklı diyalogları geliştirir. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.