• BIST 97.717
  • Altın 144,143
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • Samsun 13 °C
  • Ankara 11 °C
  • İstanbul 18 °C
  • GÖZ YAŞLARINI TUTAMADI
  • FUTBOLCULAR'DAN VEDA MESAJI
  • KOREOGRAFİ KRALI TRİBÜNÜ BIRAKTI
  • GÖZ YAŞLARINI TUTAMADI
  • FUTBOLCULAR'DAN VEDA MESAJI
  • KOREOGRAFİ KRALI TRİBÜNÜ BIRAKTI

KADIN CİNÂYETLERİNİN ARKA P(İ)LÂNI / 2

M.Halistin Kukul

(Dünden devam)
        Kadınını koruyamayan devlet; kadınına sâhip çıkamayan âile ve cemiyet ile, kadınını öldüren fert, bilinmelidir ki, istikbâlini katletmektedir.
         Âyeti kerîmede buyurulduğu gibi, kız çocuk doğumlarında, bâzı evleri hüzün kaplamaktadır. Bu dehşetli hâli çehresinde gördüğümüz ana-babalar nasıl bir şerefsiz idâke sâhiptirler. 
         Yine, çok defa şâhidim ki, ölüm ilânlarında, erkek evlâtlar ve damatların isimleri okunduğu hâlde, kız evlâtların ve gelinlerin isimleri okunmamaktadır.
        Kadınlara ve kızlara -umûmî bakış olarak- öyle menfî tavırlar yüklenmiştir ve onlar için öyle  terkipler üretilmiştir ki, içler acısıdır. Bu terkiplerin hiçbiri erkekler için vârid değildir. Meselâ: karılık yapmak, dul karılar gibi, karı /kadın kılıklı, tıpkı evde kalmış karı...bunlardan bâzılarıdır.
      Dulluk; bir erkek için, fazla vakit geçirmeden ikinci bir evliliğin arifesi, fakat, kocası ölen kadın için, bütün civar gözlerin üzerine dikildiği bir zamanın başlangıcıdır. Her ân, bir iftiraya mârûz kalma tehlikesinin muhatabı, korku ve endîşenin ilk adımlarının sezildiği zamanlardır.  Niçin?
       Sağlıklı cemiyetlerde bu hâl ne kadar geçerli/mümkün olabilir?
       Kadın gibi gülmek, kadın gibi kırıtmak, karı kız peşinde koşmak, karı oynatmak, kız kaçırmak, saçı uzun aklı kısa...bu husustaki bâzı aşağılayıcı/küçümseyici tâbirlerdendir.
       Birçok kişide, şu cümlenin söylendiğine  şâhit oldum: “Cici kız, benim gelinim olur musun?” Bu kişi veya kişilerin, hiçbir erkek çocuğa: “Benim damadım olur musun” dediğine ise, hiç şâhit olmadım. Niçin? 
       Birini söyleten ve diğerini söyletmeyen hangi p(i)sikolojidir?
       Bunların herbiri, sosyal yapının zayıflıkları, çatlaklıklarıdır. Meselâ; “Kadın kısmı” ne demektir? 
        Bir filmde; annesine veya eşine serzenişte bulunan biri ile, muhatabı arasındaki bir konuşma şöyle: 
        Erkek: “Kadın kısmının orada ne işi var?”
        Kadın: “Kadın kısmı, senin yüzünden borç ödüyor ya!..” 
       Evet; “Kadın kısmı, bu!” Tabiî ki, toplumumuzda “erkek milletinin” yiğitlikleri, bonkörlükleri  ve kabadayılıkları ve “kadın milletinin”, insanı utandıracak (!) hâlleriyle her an karşılaşmak mümkündür.
        Tabiî ki, acaipliklerle de karşılaşmaktayız: Meselâ; televizyonlarda ve gazete sayfalarında, kadınların vücûtlarının müstehcene varan derecede teşhir edilmelerine, ne yazık ki, birçok kadın kuruluşu/cemiyeti karşı çıkmamaktadır. Bunda da illâ ki, bir p(i)sikolojik hâl mevcuttur.
      Kadını istismar eden ve aşağılayan her türlü söz, resim/fotograf ve tavra karşı, insanlık âlemi bir bütün olarak karşı durmalıdır.
    Bir erkeğin, gayrı meşrû bir tavır olan çapkınlığı/hovardalığı/kadın avcılığı mâkul görülür, övgüyle anlatılır, takdîm edilirse hattâ alkışlanırsa, o cemiyetin âhengini sağlayacak olan diğer ‘denk unsur’ nasıl ayakta durabilir?
    Kadın mes’elesini, ‘insan merkezli’ olarak ele almayışın neticesi, telâfisi mümkün olmayan dehşetli yanlışlıklara sebebiyet vermektedir.
      Demek ki, mes’eleyi, insanlığın müşterek tavrı olarak değil de, ondan ayrı müstakil bir ‘kadın’ mes’elesi olarak gördüğümüz müddetçe, karşımızdan hiç eksilmeyecek bir dağ ile mücâdele edilecektir.  Zayıf, mâsûm, mazlum, mağdur ve korunması ve himâye edilmesi gerekenler, acaba niçin, dâimî bir şekilde ‘suçlu’ hânesinde ikamettedirler, düşünmek lâzımdır.        

En önemli husus, ‘zihniyet’ çarpıklığıdır.  Bizim gibi, erkek hâkimiyetinin bulunduğu cemiyetlerde, eş, anne-nine, kız kardeş, hala, teyze, yenge, gelin, görümce, baldız...herbiri kendi yerinde mûteber şahsiyetler olarak kıymet bulmuş/bulmaktadır. Fakat, iş, kendi çevremizden biraz dışarı taştığında/çıktığında, korkunç bir vaziyet almaktadır, niçin?
         Mes’elenin  vahametini daha iyi anlayabilmek için bâzı gazete haberlerine ve bu haberlerdeki ifadelere bakmamız gerekiyor. Bu konuda, üzerinde en fazla durulan hâdise “Özgecan Aslan”ın vahşice katledilmesidir. Elbette ki, bir de, bunun netîcesi olarak, onun kaatiline verilen cezâdan sonraki durumdur.
       Sanki, bu cezâyla, kamu vicdânı sulh ve sükûna kavuşmuş ve taşlar yerli yerine oturmuş gibi, herkesi bir rehâvet basmıştır. 
      Okuyalım:  “Özgecan’ın katillerine (doğrusu: kaatil) ağırlaştırılmış müebbet. Hak ettikleri cezayı aldılar.
      Hunharca öldürülen üniversiteli Özgecan’ın katillerine hiçbir indirim uygulanmadı. Özgecan Aslan’ın anne ve babasının evlilik yıldönümüne denk gelen karar, salondaki avukatlar tarafından alkışlandı.” (Yeniçağ Gazetesi, 04 Aralık 2016, Sf. 3)
       Özgecan, 20 yaşında, üniversiteli bir kızdır. Öldürülüp yakılmıştır.  Mahkemenin karar günü, bu genç kızın annesiyle babasının evlilik yıldönümüne rastgetirilmiştir. Ne büyük mükâfat mı (!) diyelim?..Ve ağlayalım mı gülelim mi, ne dersiniz?.. Başka?.. 
      Başkası şu: “Karar, salondaki avukatlar tarafından alkışlandı.”
       Yâni; bu “karar”, avukatlarca “kamu vicdânını” tatmin etti. Dahası, anne baba da bundan rahat bir nefes aldı. Daha başka; sanıklara, “herhangi bir cezai indirim uygulanmaması” sevindirdi. Bir de şu var: “Hak ettikleri cezayı aldılar.”
       Arkadaş, lütfen kendinize geliniz!..Lütfen!..Lütfen!..Lütfen!..
       Şâyet suç sâbit ise,  ve ortada bir insanın tasarlanarak ve eziyet çektirilerek öldürülmesinde karar kılınmış ise,  kime, hangi nezâketi uyguluyorsunuz? Bundan, nasıl tatmin olabiliyorsunuz?
       Karar esnâsında da, Tarsus Adliye’nin bahçesinde toplanan birçok hanım, pankartlarla,”Özgecan Aslan’ın öldürülmesini ve kadın cinâyetlerini protesto” etmiş. 
        Pankartlardaki yazıların birinde şöyle yazıyor: “Eşitsizliğin kadın düşmanlarının üstüne yürüyoruz”
       “Eşitsizlik” ne? “Kadın düşmanları” kim? Ve siz “nereye yürüyor”sunuz?
        Hayır, o pankartlarda şu yazılmalıydı: “Hiçbir canlının ömrü, bu kadar ucuz olamaz. Bu, hele de insan hayatı ise, aslâ! ..
         Bu sebeple; Bakara sûresinin 178. ve 179. âyetlerinde buyurulan: “Ey îmân edenler! Kasden öldürülenler için size kısâs yapmak farz kılındı. Ey akıl sâhipleri! Bu kısâsta sizin için bir hayât vardır. Ümit edilir ki, siz (haksız yere adam öldürmekten) sakınırsınız.” 
      (Devamı yarın)

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim