1. YAZARLAR

  2. Reşit Öztürk

  3. EĞİTİM SENDİKALARI
Reşit Öztürk

Reşit Öztürk

EĞİTİM SENDİKALARI

A+A-

Sevgili okurlar, bu hafta eğitim sendikalarını konu alacağız. Bu konuda bildiklerimizi, düşündüklerimizi halkımızla sizinle paylaşmanın verimli olacağı kanaatindeyim. Malum, düşünceler ifade edildikçe anlamlıdır. Aksi takdirde bir odanın içinde oksijensizlikten ölmeye mahkûmdurlar.

            2007 yılında kendi isteği ile sendikalı olmuş bir kardeşinizim. Öncelikle, tüm eğitim sendikalarının eğitim ve eğitim çalışanları için gayret ettiklerine inanan biri olduğumu söylemek istiyorum. Bu pencerenin dışında hiç görmedim bu olayı. Benim tek sıkıntım, moda sendikanın, demode sendikalardan istifade etmiyor olmasıdır.

            Doğanın kanunudur gelmek ve gitmek. Hiçbirimiz bu dünyaya kazık olmaya gelmedik ve gönderilmedik te. Bu yüzdendir ki, bir zamanların moda olan sendikaları, bugün demode olarak kendi kabuklarına çekilmiş durumdadırlar. Ancak son 10 yılda en çok üyeye sahip olan sendikamızın, sanki daha önce bu işlerle hiç uğraşan yokmuş gibi, bu sorunlar daha önce yokmuş gibi, sadece biz demeleri doğru değildir.

            Elbette ki kendilerine olan güvenleri güzel bir durum ancak, daha önceleri bu sorunlarla çokça uğraşmış ve bir yığın tecrübe sahibi olmuş kişileri görmezden gelmek, onları yok saymak, onların tecrübesinden istifade etme yollarına girmemek,  biz eğitim çalışanlarını son derece üzmekte ve sorunlarımız tam anlamıyla çözülmediği için, kafamızdaki soru işretleri tam anlamıyla giderilmediği için mağdur durumdayız.

           Çalışan öğretmenin en büyük soru işareti, yer değiştirmelerdeki inandırıcılıktır, güvendir. Bu duruma her birimiz tek tek şahit oluyor ve gözlemliyoruz. Bu durumu da birilerinin görmesi, anlaması ve çözmesi gerekmez mi? Bir ülkede öğretmeni mutlu etmeden insanı mutlu etmek ve sorunları çözmek mümkün mü?  

            Örneğin bir İlksan ( İlkokul Öğretmenleri Sandığı ) olayında dahi, eğitim sendikalarının ortak bir doğrusu yoksa, ben burada bir bilimsellikten, bir objektiflikten, bir samimiyetten söz edemem. Kimse kusura bakmasın, karşınızda çocuk da yok, çocuk oyuncağı da. Belki bu gün binlerce çocuk öğretmeni olarak çalışıyorsak, çocuk öğretmeni olarak görülüyorsak, bu çocukça düşündüğümüz anlamına gelmesin. Elbette ki sınıf öğretmenleri çocuklarla uğraşan öğretmenlerdir. Ama bu onların gerçekleri görmesine engel teşkil edecek bir durum değildir.

            Evet, sevgili arkadaşlar, sendikalar da diğer sivil toplum kuruluşları da temsil ettikleri insanlar için vardırlar. Bu amaçlarını unuttukları zaman kendilerini inkâr etmiş olurlar. 20 yıl önce A sendikası bu işlerle uğraşmışsa, 30 yıl önce de B sendikası bu işler için zaman ve emek ayırmıştır. Şimdi sıranın C sendikasında olması, yaşanmış hiçbir gerçeği örtmez. Sorunlar yine aynı sorunladır, şartlar yine aynı şartlardır, bilimsel kanunlar yine aynı bilimsel kanunlardır.

             Hiç kimseyi yok sayarak bir yere varmak mümkün değildir. Bu işte gurur yapmanın, danışmaya gitmekten çekinmenin bir getirisi olmayacaktır. İktidarda olanlar, yönetici pozisyonunda olanlar sorumluluk içindedirler. Her kapıya gitmek, her kapıyı çalmak onların görevidir ve hakkıdır. Taa ki bu kapı defalarca yüzlerine kapanana kadar. Umutlar tükenene kadar.

            Gelenek böyle diye, eski gelenekleri sürdürmeye çalışanlar, eski yolu tutanlar, eskilerin yaşadığı kaderi yaşamaktan kurtulamazlar. Ama eskilerin tecrübesinden istifade edip, akıllıca düşünüp yeni kapılar açanlar, büyük düşünüp öylece çalışanlar, küçük hesaplar yerine büyük hedefler koyanlar inşallah daha güzel işleri başarmak için doğru bir yolda olduklarını görecek ve herkese göstereceklerdir, diye düşünüyorum.

             Tarihimiz düşünüp akıl edenler için ibretlerle doludur. Bu gün ne yaşıyorsak, hangi kilidin anahtarını bulamıyorsak, doğru yer geçmişte yaşananlardır ve tarihtir dersek yanlış söylemiş olmayız. Hiçbir şey yoktur ki yoktan var edilmiş olsun. Ve hiçbir şey yoktur ki var iken yok olsun. Tüm gayretim, bu gerçekleri unutarak iş yapmaktan sakınmamız.

             Ne diyor mısralarda üstat.  'Başın öne eğilmesin! Aldırma gönül aldırma.' Rabbim kimseyi başını öne eğdirecek iş yaptırmasın. Bunun içindir ki hatırlatma, aklı iyi kullanma ve tecrübelerden istifade etme önemlidir. İçinizdeki yaşama sevinciniz hep daim olsun. Sevgiyle saygıyla kalın.       

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.