• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • Samsun 13 °C
  • Ankara 4 °C
  • İstanbul 15 °C
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan

Devlet ve vatandaş ilişkisi: Aidiyet

Salih Parlak

Bir adrese sahip olmak gibi bir şey… sen o adrese uğramazsın; gidersin, gezersin, belki dönmezsin bile ama bir adresin vardır; bunu bilirsin. Sokakta yatmak zorunda kalan, sürekli üşüyen bir insan değilsindir; yerin yurdun bellidir. Annesi babasını hiç görmemiş bir çocuk da değilsindir; hayatında çok büyük muamma yoktur.
Çok basit bir örnek verecek olursak insanların bir kalabalık gördüklerinde gayri ihtiyari de olsa oraya yöneldiklerini gözlemlediğimiz çok olmuştur. Kalabalığın oluşma sebebini bilmese de o topluluğun içinde olma arzusu insanın yapısında içgüdüsel olarak mevcuttur.
Bireysel olarak zayıf olan insanlar genelde güçlü bir insanın veya güçlü olduğuna inandıkları bir düşüncenin etrafında kitle oluştururlar. Kişinin kendisinden daha büyük ve daha güçlü bir şeyin içinde sürüklenmesi, onun kendisini ait olduğu şeyle özdeşleştirmesine, aynileştiği şey kadar güçlü olduğunu hissetmesine sebep olur. Onlarca bedenin heyecanından, kolektif güçlülüğün yarattığı heyecan dalgasından daha büyük bir afrodizyak olabilir mi?
Anne-baba otoritesi, devlet baba otoritesi, ana vatan özlemi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma duygusu ve aşkı… Bunların tamamı, elbette kişiyi kendisinden daha büyük ve daha güçlü bir olağanüstü duyguna götürür.
Elbette öleceğiz ve bizi teneşir tahtasına yatıracaklar ve güçlü, ve büyük mahalle cemaatine soracaklar:
— Mevtayı; hâl-i hayatında nasıl bilirsiniz?  Cenaze namazına katılanlar:
— İyi biliriz; derler.
— Mevtâdan razı mısınız?
— Razıyız...
Sorular uzar gider. İşte insan, kendini her zaman kolektif güçlülüğün yaratacağı bu heyecan dalgasının içinde bulur ve mahalle baskısı yüzünden bağlılık duygusuna kapılır; derken kendini bir âidiyet içinde görür.
Cemaat ve kimlik duygusu, süregelen arkadaşlık ve bağlar; diyalogun, işbirliğinin ve rekabetin çeşitliliği ve kışkırtıcılığı insana cazip gelir.
Büyüme isteği kitlenin temel özelliğidir. Herkese açık, sınırları olmayan kitleler çok çabuk büyüyebilir, ancak bunların dağılmaları da kolay ve çabuk olur. Hastanelerdeki, postanelerdeki, otobüs duraklarındaki kalabalıklar; halk kuyrukları böyledir.
Cami cemâati, ihvan kaynaşmaları vb kitle hareketleri kapalı kitlelerdir; kendi içinde sınırları ve belli ortak kabulleri olan kitlelerdir. Burada sayıdan ziyade devamlılık, kalıcılık esastır, dağılmaları zordur. Bu kitleler zamanla kurumlara dönüşürler. Kitle hareket halinde olmayı ve bir hedefe doğru ilerlemeyi ister.
Öteki dünya, genelde bize günlük hayatımızdan daha gerçek gelir, çünkü “gerçek” benliklerimizi orada deneyebilir ve doğal olarak günlük rutinlerimizin önünü kapattığı derin hakikatlere ve aidiyetlere, orada ulaşabiliriz. Bireysel olarak gerçekleştiremeyeceğimiz şeyleri kitleler vasıtasıyla gerçekleştirdiğimizde, ait olduğumuz kitlenin başarılarını, vizyon ve duruşunu sahiplenir en azından ortak oluruz. Bu bir yönüyle kişinin kendisinden kaçış, bir yerlere sığınıştır. Diğer taraftan bir ortak hedef etrafında küçük küçük bireysel çaba ve kabiliyetlerin birleşmesi, kişiliklerin ortaya çıkmasıdır.
Türk, suların toplandığı havuzdur ve havuz kalması gerekir. Pınarlar bizdedir ve bizde kalmalıdır.
Havuz; üst kimliktir, pınarlar alt kimliktir. Havuz, pınarların varlığını ve sürekliliğini de gerekli kılar. Sayın Başbuğ çok ciddi bir demokratik açılımla, kimlikler konusundaki kireçlenmeyi esnetmiştir.
“Devlet, birey ve özgürlük kavramları, var olabilmek için birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Birinin, diğerinin aleyhine genişlemesi –bu güne kadar devletin kendi bekası için bireyi yok saydığı gibi- her üçünü birden tehlikeye sokar. Bu dengeyi sağlamak ve korumak ise siyaset adamlarına düşen önemli bir görevdir” söylemleri “ideolojik muhalefet” döneminin kapanmakta olduğunu gösteriyor. Bu söylem, "Devlet"i, ilk defa "birey"le eşit hakka sahip bir konuma oturtuyor ve onu bireyin hakkıyla eşit statüde değerlendiriyor. Aynı zamanda 80 yıllık "bireyi hiçe sayan" devletçi gelenekten de bir kopmanın dillendirilmesidir.
Yani bir devlet içinde vatandaşlar çok başlı olmamalıdır. Ama çokseslilik, hiçbir zaman zarar getirmez.
Bir devlet içinde Türkler 55.000.000, Kürtler 11.500.000, Araplar 550.000, Zazalar3.000.000, Lazlar 220.000, Çerkezler 150.000, Gürcüler 70.000, Boşnaklar 70.000, Arnavutlar  3.000.000, Romanlar 30.000 (KONDA) olarak düşünülmektedir.
 Bunların tümünün üst kimliği Türk ırkıdır. Başbakanımızın amacı Türkiye"de yaşayan insanları birleştirmek, Türkiye"nin bölünmez bütünlüğünü savunmak. Bunun için durmadan formüller üretiyorlar. Mozaik, Türkiyelilik derken şimdi de Anayasal vatandaşlık kavramını keşfetmişler.
“Türkiye Cumhuriyeti"ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” ve Atatürk milliyetçiliği esastır.
Tarih boyunca hiç bir zaman Amerikan milleti diye bir millet olmadı. Daha doğrusu bizim kullandığımız anlamı hiç taşımayan bir Amerikan milleti yüzlerce sene önce vardı var olmasına ama sömürgeciler o milletin 100 milyon evladını katlettikleri için şu an ABD"de bir Amerikan milleti yaşamıyor. Bugünkü Amerikalı dedikleri vatandaşlar, 200 sene önce Avrupa"nın farklı yerlerinden yağma için gelip de gerçek Amerikan milletini yok eden çapulcu haydutlardan başkası değil. ABD"nin kurulduğu toprakların gerçek sahipleri Kızılderililerdir. Amerikalı kimliği de onları katlederek oluşmuştur.
Türkiye toprakları üzerinde en az 1000 yıldır Türkler yaşamaktadır. Türkiye"de yaşayan farklı etnik topluluklar ise tarihsel seyir içinde egemen Türk kültürüyle bütünleşmiş ve adına Türk ırkı denilen tek bir topluluk oluşmuştur.
Türkiye"de yaşayanların %88.3"ünün anadili Türkçedir. Anadili Türkçe olmayan %11"lik kesim var. Kendini Türk olarak hisseden önemli bir kitle mevcuttur. Bu oran dünyada pek çok millette rastlanmayan homojen bir yapıyı belirtir. Üstelik Türkiye"de toparlanma, katliamlar ve savaşlarla değil tarihin doğal seyri içinde gerçekleşmiştir.
“Türkiyelilik” Türkiye"nin parçalanmasını önlemek içindir, yani somut olarak etnik bölücülüğe karşı bir önlemdir.
Tayyip"e göre Kürt kürdüm diyecek, Laz lazım diyecek ama tüm bunlar Türkiyeli kimliğinde birleşecektir. Çünkü Türk kimliği dışlayıcıdır.
Namık Kemal"e göre Osmanlıcılık “kavimler anlaşması”na benzer. “Osmanlı cemiyeti hukukta birbirine eşit, menfaatte ortak fakat dilde, cinsiyette, fikirlerde birbirine aykırı parçaların birleşmesinden meydana gelmiş bir heyettir” diyor.
Ben derim ki: Türk ırkındanım. Allah”ın cc boyasıyla boyanabilmek, tek idealimdir.

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim