• BIST 108.434
  • Altın 151,237
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • Samsun 13 °C
  • Ankara 2 °C
  • İstanbul 14 °C
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan

DEVLET TERBİYESİ ALMAMIŞ BÜROKRATLAR...

Adnan Bahadır

DEVLET TERBİYESİ ALMAMIŞ BÜROKRATLAR ÇUVALLAMAYA MAHKUMDURLAR

Osmanlı Devleti memur olacak kişilerden, siyaset adamlarına hatta padişah olacak şehzadelere varıncaya dek herkesi önce belli bir eğitimden geçirip ardından sosyal hayatın içerisine salardı. Esnaflık yapacak olanları ahi evran ocaklarında, Şehzadeleri Lalaların eğitiminden geçirdikten sonra, memur olacak olanları normal mekteplerin yanında aile ocaklarında eğittikten sonra esnaf veya idarecilik makamına getirirlerdi. Sizin anlayacağınız devlet umuru dedikleri şey hem ticari hayatta, hem siyasi hayatta hem de bürokraside belli bir süzgeçten geçirildikten sonra hayata geçiriliyordu.

Cumhuriyet döneminde eğitim kurumları tevhidi tedrisat kanunu ile tek çatı altında toplanmış, esnaf ve ticaret erbabının bağlı oldukları kurumlar esnaf odaları ile Ticaret ve Sanayi Odaları olmuş, böylece cumhuriyet dönemi rejimi tüm kurumları ile oturmuştur. Cumhuriyet döneminde yetişen devlet adamları okullarda aldıkları eğitimle yeterli kalmamış, üst amirlerinin ahlakı, devlet anlayışı ve aile kültürü ile kendilerini yetiştirmeye başlamışlardır. Bu tür insanlar oturmasını, kalkmasını, kendi ast ve üstlerine davranmasını çok iyi bilirler, Vakar ile kibiri, tevazu ile zilleti biri birinden çok iyi ayırt ederler, devletin malını kendi mallarının üzerinde tutarlar, vicdan muhasebesi yaparken gayet hassas davranırlar.

Günümüz bürokratlarının tayin, atama ve terfi işlemlerinde liyakat esasından ziyade siyaset esas alındığından siyasetçilere yakın olan bürokratların hak ettiğine veya liyakatine bakılmaksızın üst makamlara atanması şehrimiz ve ülkemiz adına üzücü bir durumdur. Belli makamlara gelen insanlar o makamlarda ölünceye dek kalacaklarmış gibi davranıp, devlet malını hoyratça kullanmak istemeleri bu saydığım nedenlerden ötürü ortaya çıkmaktadır. Avrupa ülkelerinde bir bakan şehre geldiğinde trafikte en ufak bir aksama olmaksızın seyretmesi eşyanın tabiatıdır. Ülkemizde ise bir bakan bir şehre geldiğinde trafik adeta felç olma noktasına geliyor ise buna görgüsüzlük denmez de ne denir?

Siyaset adamları belli bir olgunlukta olmayınca, bürokratlar da aynı yolda devam etmenin çok doğru bir yol olduğunu zannediyorlar. Örneğin şehrimize yeni tayin olan bir bürokratın taşınacağı lojmanın tüm eşyalarını değiştirmek istemesi görgüsüzlüğün devlet umuru bilmemenin ta kendisi değil de nedir? Defterdarlığa yeni atanan arkadaşımız henüz Sinop'tan gelmeden taşınacağı lojmanın tüm eşyalarını değiştirmeye kalkması Devlet terbiyesi almadığının göstergesi değil de nedir? Bir insan taşınacağı dairenin işiyle uğraşmaktan ziyade yeni atandığı şehrin sorunlarını öğrenip, henüz gelmeden onlarla ilgili çözüm önerileri mi hazırlamalı, yoksa oturacağı lojmanı mı düşünmeli?

Acemilik, toyluk veya küçük ilden büyük ile atanmanın verdiği hava ile makamını hazmedemeyen kişilerin yapacağı iş ufak, tefek işlerle uğraşmaktır. Defterdarlık eskiden önemli bir görevdi zira şehrin kamu adına tahsil edilen tüm gelirleri ve giderleri ondan sorulurdu, Vergi Daire Başkanlıkları veya bölge müdürlükleri kurulduktan sonra defterdarlık makamına sadece Milli Emlak Müdürlüğü bağlı kalınca yapacak pek bir şeyleri yok. İşte bu nedenle zavallı adam lojman tadilatı, tadilatı yapacak müteahhidin seçimi gibi işlerle uğraşıyor.

İnsanlar belli olgunluğa gelmeden hazmedemeyecekleri makamlara getirilmemeli, şayet getirirseniz fuzuli işlerle uğraşıp asıl yapması gerekenleri ıskalar. Bu arkadaşımıza tavsiyem önce adab, erkan, usul öğrenmeli, ardından misafir karşılamanın usulünü öğrenmeli, kendisinden birisi randevu aldığı zaman randevusuna icabet etmişse hangi şartlarda olursa olsun o misafirden önce kimseyi kabul etmemeli, yok kabul edecekse o zaman o misafirden izin almalı. Yaptığı hatayı kabul edip, özür dilemesini bilmeli, yok bilemez ise ona öğreteceklerini de bilmeli. Ne demek istediğimi anlayacak kapasitededir. Sanırım anlamıştır, gerçi bu kadar ciddi hatalar yapan birinin anlama şansı yoktur ancak anlamazsa anlatırlar. Kalın sağlıcakla.

 

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim