• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Samsun 13 °C
  • Ankara 10 °C
  • İstanbul 17 °C
  • TFF'DEN SAMSUNSPOR'A REKOR CEZA !
  • SAMSUNSPOR'UN TRASNFER TAHTASI KAPANDI
  • ESKİ TAKIM ARKADAŞLARI BİR BİRLERİNE RAKİP OLDU
  • TFF'DEN SAMSUNSPOR'A REKOR CEZA !
  • SAMSUNSPOR'UN TRASNFER TAHTASI KAPANDI
  • ESKİ TAKIM ARKADAŞLARI BİR BİRLERİNE RAKİP OLDU

BU TÜR SÜRPRİZLERE...

Adnan Bahadır

BU TÜR SÜRPRİZLERE ALIŞIK DEĞİLİM

 

Gerek yetiştiğim aile ortamında, gerekse edindiğim eş, dost ortamında sürekli eleştirilere alışık olduğumdan, ve kendimi bu eleştiriler doğrultusunda bir hayat tarzına alıştırmış olduğumdan, geçtiğimiz 20 Ocak tarihli gazetemizin çalışanları, köşe yazarları ve çocuklarımın hazırlamış oldukları ve yayınladıkları yazılar beni şaşırttı. Hayatım boyunca inanmadığım hiçbir şeyi konuşmadığım gibi, yanımda çalışan insanları da kendi ailemden hiçbir zaman ayırt etmedim. İnsanların dinlerine, dillerine, siyasi düşüncelerine bakmaksızın onların karakterleri doğrultusunda değer verdiğimi, bu satırlarda defalarca okumuşsunuzdur. Gazetemizin kuruluşundan itibaren, geçen iki yıllık süre içerisinde, hayli insanlarla çalıştık, hiç birisine en ufak yan gözle bakmadık. Kendi yemediğimizi onlara asla yedirmedik, kendimize layık görmediğimiz hiçbir şeyi onlara da layık görmedik. Mutlulukları mutluluğumuz, üzüntüleri üzüntümüz olmuştur. Kişiliği, karakteri kriterlerimize uymayanlar bırakıp gitti. Karakteri bizimle uyanlar ve işini adam gibi yapanlar ise, kurulduğu günden beri bizimle birlikte yol arkadaşı oldu. Zorunluluk veya işi gereği bırakıp gidenlerden, müesseseye ihanet etmeyenler, istedikleri zaman işlerine gelip yeniden çalışmaya başladı. Zayıf karakterli, ufak tefek menfaate kananlar veya korkanlar bırakıp gitti. Bazısı gitmekle kalmadı müesseseyi yıkmak için elinden gelen her türlü ihaneti yaptı. Biz bunları ciddiye almadan işimizi yaptık ve Mevla"da lütfetti. Bunca direnişe, ihanete, yıkma girişimlerine rağmen, bölgenin en çok okunan, haberin hakkını veren bir gazete olma özelliğini yakaladık. 20 Ocak tarihli gazetemizde gerek çalışan arkadaşların tam sayfa ilanları, gerek Salih Parlak Hocanın köşe yazısı, gerekse İhsan Bey"in daha önceki yazıları ve Hamit Seven" in 25 Ocak tarihli yazısı beni onurlandırdı. Cenabı Haktan nefsimizi öne almaksızın, kendi rızasına uygun yaptığı işi onun dilediği istikamette yapmayı nasip eylemesini niyaz ediyorum. Kıymetli Hocam Salih Parlak Bey"in yazdığı yazı, beni olduğu gibi tarif etmiş ve ne eksiği var ne fazlası. Salih Hoca benim lise yıllarımda dersime girmedi, ancak kendisinden 3 yıldan fazla özel Arapça Tefsir Akaid dersleri aldım. Hoca tam bir cefakar, fedakar, çilekeş, dava adamıdır.  Onun para, makam ve mevki ile işi yoktur. Onun işi ilim ve irfandır. Hoca fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, eski usulde medrese eğitimini aldıktan daha sonra, ilkokul, ortaokul ve liseyi dışardan bitirmiş, öğretmenlik hayatına başlamıştır. Bir müddet Trabzon İmam Hatip Lisesi"nde öğretmen olarak çalıştıktan sonra, Samsun"a gelip yerleşmiş. Bir yandan Samsun İmam Hatip Lisesi"nde öğretmenlik yaparken, bir yandan da sosyal faaliyetlerle uğraşıyordu. Hoca o kadar idealist bir insan ki, ta 1980"li yıllardan sonra Çağrı diye bir film çevirme faaliyetinde bulunmuş, bununla ilgili 3 ay hapis yatmıştı. Hocayı isterseniz gecenin saat üçünde, evinden alıp bir sohbete getirebilirsiniz, onun için hiç önemli değil, onun için önemli olan bir nebzecik olsun hizmet etmek. Sonunda Samsun"da Yüksek İslam Enstitüsü kurulduğu yıllarda, Salih Hoca sınava girip, oradan akademik kariyer yapmak istese de, şehirdeki egemen güçler Hocayı kendi hegemonyalarına alamadıkları için buna izin vermediler. Hocanın eline su dökemeyecek insanlar enstitüye girdi. Hoca ise yazılı sınavlardan en yüksek puanları almasına rağmen, sözlü mülakattan geçemiyordu. Sizin anlayacağınız hocanın kaderi, şehirdeki egemen güçler tarafından engelleniyordu. Aynı egemen güçlerin şu anda bizim karşımızda olduğunu unutmayalım. Salih Hoca, 1980"li yıllarda "Bağnaz evladım seni bu şehirde rahat bırakmayacaklar, haberin olsun" demişti. Salih Hoca bu şehre yerleşmiş bir insandı. Kerimbey" de asfalt  kenarında evi arazisi bahçesi hayvanları her şeyi vardı. Düzenini kurmuş, çoluğuna çocuğuna bu şehirde istikbal aramak niyetinde idi. Fakat adamcağızı o kadar uğraştırdılar ki, ne yaptıysa bir türlü çemberi kıramıyordu. En sonunda baktı ki olacak gibi değil, 1987 yılında tayinini İstanbul Üsküdar İmam Hatip Lisesi"ne aldırıp, hayatını orada idame ettirmeye karar verdi. Adamcağız  o kadar kahretti ki, evini ocağını sattı. Orada kendisine yeni bir düzen kurdu. O zamanlar ben henüz ticaret hayatımın baharında olduğumdan, Salih Hoca"ya gerekli desteği veremiyordum. Versem de yeterli olmuyordu. Bugün benim karşımda olan insanların büyük bir kısmı, o gün Salih Hoca"nın bu şehri terk etmesine neden olan insanlardır. Ama ben o günlerde ahdetmiştim, hocayı bu şehirden gönderenlerin bunu yanlarına kar bırakmayacaktım. Sanırım emelime nail oldum. Geçenlerde Ertuğrul Özkök kendisine mektup yazan bir okurunun mektubunu köşesine taşımış; Adamın İzmir"de bir kızı vardı. Kızı Banka Müdiresi, eşi geçen sene göğüs kanserinden vefat etmiş. Adamcağız hayatın çok boş olduğunu söyleyerek devam ediyordu. “Şu anda her gün deniz kenarına gidip, orada kuşlarla sohbet ediyorum. Hayatın çok boş ve üç günden ibaret olduğunu anladım.” Adamcağız geriye baktığında, sadece yiyip içip makam mevkiden ibaret bir hayat bıraktığını görüyor. Şayet mücadele ederek yaratılış ruhuna uygun bir hayat geçirmiş olsa idi, o zaman bu satırları kaleme almaz geçmişiyle gurur duyardı. 47 yaşına ayak bastığım 20 Ocak günü geriye dönüp baktığımda, Cenabı Hakka binlerce kez şükredip yaptıklarıma bir bakıyorum. Öğrencilik hayatımdan sonra yaptığım görevlere sırasıyla baktığımda, gerek ticari hayatımdaki başarının ve dürüstlüğün, gerek sosyal hayattaki dernekçilik, vakıfçılık faaliyetlerindeki yaptıklarım, gerek siyasal yaşamda altına imza attığım radikal değişikliklerin son olarak alışılagelmiş güçler dengesine göre kurulu gazetecilik anlayışını aşarak ortaya koyduğumuz duruş şekli ve habercilik anlayışı ile inandıklarımızı hayata geçirmenin mutluluğunu yaşıyorum. Diyeceksin ki iyi güzelde, o Medrese-i Yusufiye"de işin ne?  Unutmayın ki her şeyin bir bedeli olduğu gibi, dürüstlüğünde bedeli vardır. İşte biz bu bedeli ödüyoruz. Herkes gibi güç dengelerinin işine gelen, haber ve köşe yazıları yazıp, gününü gün etmesini bilmekten aciz değilim. Ama Cenabı Hak o kör davranışlardan beni uzak tutsun. Yaptığımız bu çalışmalarda bizleri yalnız bırakmayarak, en çok okunan gazete olma özelliğini bize bahşeden, başta Yüce Mevlaya, ardından siz kıymetli okurlarımıza, aileme, gazete çalışanlarına, köşe yazarlarına teşekkürü borç bilirken, gazetemizde yeni köşe yazısı yazmaya başlayan arkadaşlara hoş geldin diyorum. Bu arkadaşlardan bir kısmını tanımasam da, içlerinden çok eskiden beri tanıdığım ve gazetemize değer katacağına inandığım eğitimci Mehmet Akyüz Bey"e de hoş geldiniz diyorum. Bu arada lisede edebiyat derslerime giren değerli hocam Hasan Anayol beyin yazılarını göremediğimden, Sayın Hocama yazılarının neden olmadığını sorarak yazıma son vermek istiyorum. Cenabı Hak doğru yolda hepimizin yar ve yardımcısı olsun. Kalın Sağlıcakla…

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim