• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033
  • Samsun 12 °C
  • Ankara 8 °C
  • İstanbul 16 °C
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan
  • 'SORUN KALMADI KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM'
  • 4 FUTBOLCU TAKIMDAN AYRI ÇALIŞTI
  • Hedef 3 Puan

Artık Analar Ağlamasın

Salih Parlak

ARTIK ANALAR AĞLAMASIN…

Kürt açılımı… Alevi açılımı… Bugünkü iktidar partisinin kendisine ateşe atma oyunu… Böyle bir çıkış, Cumhuriyet tarihinden beri hiç yaşanmamıştı. İktidardaki bütün siyasi partiler, bütün uluslararası ilişkileri tamamen askerin inisiyatifine bırakmışlar; yan gelip yatmışlardı. Osmanlı ecdadından devraldıkları askeri-sivil iktidarı aynen kopya etmişlerdi.

Osmanlı imparatorluğu da Türkmencilik geleneği olarak aynı politikayı izlemişti. Bugün muhalefet partileri CHP ve MHP; babaerkil dayatmacı, ulus devletçiliğin yıkılmasından ürkmektedirler. Fatih Sultan Mehmet neden kardeşi öldürmeyi yasalaştırmıştı? Çünkü Osmanlı aşiret padişahları; içinden yeni koptukları Şah İsmail Türkmenciliğinden kurtulmak için yeni Osmanlı geleneğini sürdürmek istemektedirler. Oysa Osmanlı devletinin vatandaşları olan Anadolu Türkmen aşiretleri Şah İsmail"in eski Türk federasyonculuğu özlemindeydi. Yani Yavuz"a kadar Osmanlı Padişahları eski Türkmencilik geleneğinden kopmak ve siyasi İslamcı olarak biraz sivilleşmek istiyorlardı; ama Türk-İslam sentezi olarak askeri-sivil yönetim kurmak istiyorlardı.  Bütün Doğu dinlerinin siyasi iktidar sahibi büyük kahramanları, hilafetin zıllüllah anlayışı Tanrı adına ahkam kesmişlerdir. Yani Allah"ın Oğlu olarak yasa geliştirmişlerdir. Ulus Devlet, bütün aşiretler halinde parçalanmış ırkları tek bir siyasi-askeri kahramanın kucağında hamur etmektir.

Ama Batı"da, dolayısıyla Amerika Birleşik Devletlerinde yasa hakimiyeti esastır. Bunun adına da demokrasi ve insan hakları demişler ve anayasalarının ikinci maddesinde bu gerçeği vurgulamışlardır. Bu nedenle Dünya liderliğine oynamasından korktukları Ahmedi Necad"ı da bu nedenle demokrasi ve insan hakları düşmanı görmekte, kendi çizgilerine çağırmakta ve Cumhurbaşkanlığını onaylamamaktadırlar.  

Bu sorunun cevabını, Kürtler'in kurtuluşunu da Türkçülük'te gören büyük düşünür ZİYA GÖKALP vermektedir:

- "Osmanlı Devleti, eski TÜRK federasyonunun bazı esaslarını muhafaza etmiş bir ümmetten ibarettir"

"Osmanlılar ümmet esasına dayanan bir devlet kurdukları için aşiret ve soylu sınıf teşkilâtlarını bozarak boy beyleri yerine Enderun'dan çıkma sancak beylerini koydular"…

"Safevi Devleti ise, tam tersine Türkmenler'e eski Aşiret ve soylu sınıf teşkilâtının muhafaza edileceğini vaad ederek Eski TÜRK Konfederasyon Teşkilâtı"na döndü"… " Her aşiretin ırsî bir hanı bulunan bu teşkilâtta, Şah; bir Hanlar Hanı'ndan ibaret oldu"… Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri sf. 59-60

Prof. Dr. Kazım Mirşan şöyle diyor:

Doğuda Şah İsmail henüz ortaya çıkmış iken, İstanbul'da Balım Sultan; Bektaşiliğe yeni bir yön veriyor ve dönemin padişahı 2. Bayezid bu tarikata giriyordu!... Padişah aynı zamanda Hacı Bektaş'ın piri olduğu Yeniçeri teşkilatının da "1" numaralı neferi sayılıyordu!..

Diğer yandan Türkçesi, Yavuz'unkinden daha sade olan.Şah İsmail hem BEKTAŞİ, hem de öz-be-öz TÜRK idi! Çaldıran'da iki TÜRK ve BEKTAŞİ hükümdar karşı karşıya gelmiş ve savaşmıştı!.. Bu iki Bektaşi Türk hükümdar çarpışırken, AnadoluTürkmenleri Şah İsmail'e bu nedenle meyletmişlerdi?..

Osmanlı Türkmen aşiretleri her ne kadar eski Türk federasyon sistemini uzun süre önce terketmişlerse de, tam olarak unutmamışlardır... Doğuya göçünce serbest aşiret düzeninin Kürtler'e tanındığını görmüşler, bu haktan kendileri de yararlanmak istemişlerdir.

İşte Dersim'in Türk kökenli halkının isyanının altında, bu gerçekleşmemiş 500 yıllık beklenti yatar!.. Dersimliler: "Niye Kürtler'e tanınan haklar bize de tanınmadı, tanınanlar da elimizden alındı?" zihniyeti etkisini hâlâ sürdürür.
İşte Antalyalı Türkmen boylarından olan Baykal ve kendini Tanrı Dağı olarak Erciyes"te gören Bahçeli, acaba eski Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail"in Çaldıran"ına mı soyunuyorlar?

 Acaba muhalefetin asla cesaret edemediği ve ürktüğü demokratik açılım cesareti nasıl sonuç verecek? Resmi devlet televizyonu hüviyetindeki TRT"nin bir kanalının muhalefete göre, Anayasa"ya ve yasalara da aykırı bir biçimde TRT Şeş adıyla Kürtçe yayın yapmaya başlaması tartışılırken, şimdi de AKP"nin açılım politikasının bir diğer önemli ayağı olarak öne çıkan “Alevi açılımı” gündeme oturdu.

Aslında AKP; “toplumsal barışı sağlamak”, “özgürlüklerin önünü açmak” sloganları ile gerçekten de son derece özgürlükçü bir manzara çabası sergiliyor. Etnik ve dinsel kimliklerin kendi dillerinde yayın yapması, kendi kimliklerini özgürce ifade etmeleri, bu bakış açısıyla yaklaşıldığında tepki de çekmiyor. Ama özellikle MHP bu gelişmeleri vatana ihanet olarak değerlendirmekte, biraz da CHP buna benzer politika izlemektedir.

Ancak AKP"nin ustaca uyguladığı ve muhalefetin gözlerinin kör olmasına çalışıldığı politik kurnazlığı sonucu: “Bu işin sonu nereye varır?” sorusunu akla getirmektedir.

Hemen ardından, Çerkezler başta olmak üzere pek çok etnik ve dinsel kesim benzer taleplerle ortaya çıktılar. Girişimler, daha haftasını doldurmadan Çerkezler “hani bana” dercesine, Abdullah Gül"e Çerkezce yayın talebinde bulundular.

Ergenekon"dan yola çıkan bu millet, kendini ifade eden anayasasını asla oluşturamamış, hangi toplumun emrine girmişse o başka toplumların anayasalarını kopya etmiş ve kendi içinde bölünmelere uğrayarak birbirlerine saldırmışlar ve birbirlerine bölücülük yapmışlardır. İşte Batılılaşmak uğruna bir önceki Müslüman Osmanlılığı ve onun değerlerini hiç saymıştır. Yeni bir kimlik oluşturmuş ve Moğol"un devamı Avrupa ırklarının anayasalarını aynen kopya etmiştir. O yüzden baskıcı askeri rejin olan tek partili Cumhuriyet yıllarından sonra, sırasıyla: 1950, 1960, 1971, 1980 ve 1997 “28 Şubat” çıkarmalarıyla oyalanmaktadır. Artık milli bir anayasa düzenlemenin zamanı gelmiş ve geçmektedir.

Ancak baştan söyleyelim bu çok da kolay bir iş değil. Geçtiğimiz hafta içinde yayınlanan yabancı kaynaklı bir raporda Türkiye"de yaşayan 26 değişik etnik ve dinsel topluluk olduğu belirtiliyordu. Tabii bu tür raporların yıllardır hiç aksatılmadan yazılması ve yayınlanması boşuna değil. Moğol çıkışlı bu odakların maksadı, aynı mantıkla, nasıl Kürtlere, Alevilere ve daha önce de Ermeni ve Rum azınlıklara pek çok hak tanıyan “açılım”lar gündeme getirildiyse, aynı şekilde bu 26 değişik etnik ve dinsel yapıya da aynı hakları tanımanın önünü açmaktır. Madem devletin tüm etnik ve dinsel kimliklerin haklarını koruması ve güvence altına alması gerekmektedir, o halde devlet devletliğini yapmalıdır!

Şimdi bugünkü iktidar, silkinip kendine dönerek kendi anayasasını yapmanın alıştırmalarına mı soyunuyor? Atatürk ve MHP Türk kimliğine dayanan ulus devlet yapısı yerine çok dilli ve çok dinli mozaik bir yapının tanımlandığı bir coğrafya, AKP"nin açılım politikası ışığında daha da anlam kazanmaktadır.

Etnik ve dinsel kimliklerin tümü için farklı talepler, farklı yasal düzenlemeler sıradadır. İyi bilinmelidir ki bundan sonra bu talepler daha da genişletilecektir. Son nokta ise bağımsızlık, otonomi, özerklik, federasyon, adına ne derseniz deyin, Türkiye"nin çok dinli, çok dilli, çok etnikli bir aşiretler federasyonu haline getirilmesi olacaktır. Üst kimlik inşallah Atatürk, MHP"nin anladığı Türklük yerine, yeni bir Türklük olacaktır. Özellikle MHP"nin kudurması ve CHP çırpınışı bu tehlikeyi şimdiden sezmeleri yüzündendir. Yepyeni bir İslam-Türk sentezi kimliği mi gelir?

Belediye Başkanı Osman Baydemir Kürtçe televizyonun açılışında, mücadelenin verdiği meyveyi Kürt halkına anlatmış, şu kahramanlığı göstermiştir: “Kürt halkının dilini, kültürünü ve kimliğini kabul etmeyenler 20 yıldır verilen mücadelenin sonucunda bunu kabul etmişlerdir. Bu mücadele böyle devam ederse, yakında bu toprakların adını da kabul edecekler” diyerek “Bağımsız Kürdistan”ın müjdesini vermektedir adeta. Bu açıklama da göstermektedir ki, etnik kimlik mücadelesinin tek bir hedefi vardır, o da ayrılıkçılık ve toprak talebidir.

Alevi açılımı... bir etnik ya da dinsel topluluk arayışı… Toprak isteğinde bulunup bağımsız bir devlet kurma talebinde de bulunabilir. Elbette bu noktaya gelindiğinde buna kim, nasıl ve hangi gerekçeyle karşı çıkacaktır? “özgürlükçülüğün” o geniş işkembesi bu taleplerin önünü alabilecek midir? Bugün sorulmayan ama esas sorulması gereken soru budur. Çünkü süreç hızla bu noktaya doğru ilerlemektedir.

Yabancı medyada Ermeni açılımı seslendiriliyor: “Onyıllarca devam eden güvensizlikten sonra yakınlaşıyorlar”… “Görüşmeler hala birçok tehlikeyle karşı karşıya”… “Önemli bir adım”… “Onarılması zor bir çatlağın üstesinden geliyorlar”… “İki ülke sınırları açma eşiğinde…, “Futbol odaklı diplomasi: Ankara Sarkisyan maça gelsin diye sürpriz adımlar atıyor” gibi yorumlar yapılıyor.

Mehmet Şandır "Bu yoldan dönmeyeceğiz ve her bedeli ödemeye hazırız" diyen Erdoğan için: "Hükümetin yürüttüğü demokratik açılım projesi, devleti bölme ve yıkma projesidir" dedi ve ekledi:

"Öncelikle etnik kimliği özne yaparak sorun tartışılmaya başlanırsa bulunacak çözüm ayrışmadır, bulunacak çözüm parçalanmadır. Temel yanlışlık buradadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz ne bir tek insanımızdan, ne de bir tek çakıl taşımızdan vazgeçmeyeceğimizi ısrarla söylüyoruz ve hükümeti tekrar uyarıyoruz, bu yol çıkmaz sokaktır."

Türkiye'nin Balkanlar ve Ortadoğu gibi parçalanmaya çalışıldığını iddia eden Şandır, "Birileri 25 yıllık dağ mücadelesi ile bu toprakları parçalama hayalindeyse, MHP'liler de 50 yıl dağda mücadeleye hazır. Potamyalı Erdoğan'a bir Pontus Rum devleti kurdurmayacağız" diye konuştu.

Deniz Baykal ise bir türlü kesin tavrını ortaya koyamamaktadır. Kendi camiasında birlik sağlayamamaktadır ve Zafer Bayramı resepsiyonunda iktidardaki Başbakanla el sıkışmıştır.

Biz bu gibi sosyal konularda kesin görüşümüzü asla sergileyemeyiz. Ama anladığımız kadarıyla yeni bir anayasayla Türk"ün makus talihini değiştirerek Cumhurbaşkanlığının forsundaki 16 yıldızın 17. siyle Türk"ün bölünmüşlüğüne asla taraf olmayacaktır. Böylece son 85. yılını değil, tıpkı İran gibi, tıpkı İsrail gibi, tıpkı Yunan gibi tek bir millet olarak ve bir bütün olarak 3000-4000 yıllık yıldönümünü kutlayacak zemini oluşturacaktır.

Bugünkü iktidar, 26 değişik etnik ve dini toplumdan oluşan Türkiye Cumhuriyeti tek bütün olarak 3000 veya 4000 yıllık Ergenekon Çıkışını kutlayacak ve dünyada Oğuz Kağanların veya Osman Gazilerin kuruluş yıllarına dönecektir.  İçte barış ve dışta barış sağlanacak ve evlat acısıyla artık anneler ağlamayacaktır.

“Kuşkusuz Allah kullarının isteklerine dayanamaz. Söyle: "Eğer Allah'ı seviyorsanız; benim sünnetimi örnek edinin ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı yarlığasın. Allah, yarlığayıp rahmet ağını aralayandır." Ekle: "Allah'a, dolayısıyla Resulün sünnetine saygı duyun. Şayet dinden kaçış gösterirseniz bilesiniz ki Allah o kâfirleri sevmez." Kuşkusuz Allah Adem'i, Nuh'u, ayrıca İbrahim'in dölü ile İmrân'ın dölünü ayıklayıp tüm ırkların iradesi üstünde tuttu” Al-i İmran Suresi: 30-33.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim