DÜĞÜNLER "VEFA ADRESİ"DİR...
Hayatta bazı şeylerin fiyatı, bazı şeylerin ise değeri vardır. Fiyat; parayla, değer ise; gönülle ölçülür. Ne yazık ki modern hayat, değeri fiyatla ölçmeye başladığından beri birçok güzelliğimizi fark etmeden kaybediyoruz. Düğünler de bunlardan biridir. Eskiden bir düğün haberi duyulduğunda insanlar, "Ne takacağız?" diye değil, "Ne zaman gidelim?" diye konuşurdu. Çünkü asıl mesele, yeni kurulan yuvanın sevincine ortak olmaktı. Bir omuza dokunmak, bir tebessüm bırakmak, "Allah mesut etsin." diyebilmek, çoğu zaman en pahalı hediyeden daha kıymetliydi. Bugün ise düğün davetiyeleri bazen gönülleri birleştiren bir davet olmaktan çıkıp ekonomik bir hesap cetveline dönüşüyor. Davetli, düğün tarihini öğrenmeden önce altının fiyatını öğreniyor. Salona girmeden önce cebini kontrol ediyor. Kimi, "Yeterince takamam." diye mahcup oluyor, kimi de "Az takarsam ayıp olur." endişesiyle katılmaktan vazgeçiyor. Böylece sevincin yerini hesap, muhabbetin yerini muhasebe alıyor.
Düğün; ticaret değil, vefa meclisidir. Kur'ân-ı Kerîm, müminleri tarif ederken onları "birbirlerini seven, birbirlerine yardım eden kardeşler" olarak tanımlar. Allah Teâlâ, "Müminler ancak kardeştir." (Hucurât,10) buyurur. Kardeşlik ise; yalnızca acıyı paylaşmak değil, sevinci de paylaşabilmektir. Başkasının mutluluğundan mutlu olamayan bir gönül, kardeşlik hukukunu tam olarak yaşayamaz. Resûlullah Efendimiz (sav), düğün davetine icabet etmeyi tavsiye etmiş, bunu Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarından biri olarak saymıştır. Çünkü düğüne gitmek sadece bir yemeğe iştirak etmek değil, "Senin mutluluğun benim de mutluluğumdur." diyebilmektir. Asıl mesele budur. Katkı güzeldir ama katılım daha güzeldir. Katkı, cebin verebildiğidir. Katılım ise kalbin gösterebildiğidir. Katkı imkânla ilgilidir. Katılım ise imanla, vefayla ve muhabbetle ilgilidir. Bir insan milyonluk hediyeler gönderebilir ama yokluğu hissedilir. Bir başkası ise mütevazı bir zarfla gelir, içten bir tebessüm eder, samimi bir dua eder; yıllar geçse de unutulmaz. Çünkü insan hafızası verilen hediyeleri değil, yanında duran insanları saklar. Yıllar sonra düğün albümleri açıldığında kimse takılan altınların gramını hatırlamaz. Ama fotoğrafta görünen dostları tek tek hatırlar. "Bak, şu da gelmişti... İşini bırakıp kilometrelerce yol gelmişti... Maddî imkânı azdı ama bizi yalnız bırakmamıştı..." İşte gönüllerde kalan miras budur. Bugün düğünlerimizi yoran şey; maddiyat değil, maddiyatın maneviyatın önüne geçirilmesidir.
Bir başka yanlış ise iyiliği borç senedine çevirmektir. "O bana şu kadar takmıştı.", "Onlar bizim düğüne gelmedi.", "Biz de gitmeyelim..." Bu cümleler, kardeşliği zedeleyen görünmez virüslerdir. İyiliğin muhasebesi yapılmaya başlanınca bereket çekilir, samimiyet kaybolur. Hâlbuki Kur'ân'ın ahlakı, "Biz sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz." (İnsan/9) anlayışıdır. Mümin verirken Allah için verir, giderken Allah için gider, severken Allah için sever. Bir düğün, aslında toplumun ahlak aynasıdır. Salonda sadece gelin ve damat yoktur; orada vefa vardır, sadakat vardır, akrabalık hukuku vardır, sıla-i rahim vardır. Nice küslükler bir düğünde son bulur. Nice hasretler bir düğünde giderilir. Nice çocuklar yıllar sonra akrabalarını ilk defa bir düğünde tanır. Bu yönüyle düğünler, sadece nikâhın değil; toplumun da yeniden inşa edildiği günlerdir. İsrafın gölgesinde yapılan gösterişli düğünler ise çoğu zaman bereketten uzak kalır. Allah Teâlâ'nın, "İsraf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez." (A'râf/31) ikazı, düğünlerimiz için de geçerlidir. Bereket; lüks salonlarda değil, ihlaslı gönüllerdedir. Gösterişli sofralarda değil, samimi dualardadır. Asıl zenginlik; davetli sayısının çokluğu değil, gönülden gelen insanların varlığıdır. Asıl servet; takılan altınlar değil, kazanılan dualardır. Asıl kazanç; pahalı hediyeler değil, ömür boyu sürecek dostluklardır.
Hayatın akışı insana bir gün şunu mutlaka öğretecektir; altınlar bozdurulur, paralar harcanır, eşyalar eskir. Fakat bir dostun omzunuza bıraktığı el, gözünüze bakarak söylediği "Allah mesut etsin." duası ve en mutlu gününüzde sizi yalnız bırakmayan insanların hatırası, ömrünüzün sonuna kadar sizinle yaşar. O nedenle; düğünler yeniden gözdengeçirilmeli, Müslümanın düğün geleneği oluşturulmalıdır. Çocuklara altının ayarını öğretmeden önce vefanın değeri öğretilmelidir. Misafirlerin cebine değil, gönlüne bakılmalıdır. Takılan hediyeyi değil, yapılan dua önemsenmelidir. Çünkü katkı; yeni kurulan yuvaya eşya kazandırır, katılım ise; o yuvaya bereket kazandırır.
Bir düğünün en değerli takısı altın değil "Vefa"dır. Düğünler; "Vefa'nın Adresi"dir. Gösteriye dönüşenler olsa da, düğünlere katılanların neredeyse tamamı vefalarını ifade etmektedir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.