ZAMANI ÖLDÜRMEYİN...
İnsan hayatının en kıymetli sermayesi zamandır. Para kaybedilir yeniden kazanılır, mal gider yerine yenisi konulur, bazı imkânlar kaçırılır başka imkânlar bulunabilir. Fakat geçen bir dakika bile geri getirilemez. Bu sebeple insanın en büyük israflarından biri, sahip olduğu zamanı kıymetini bilmeden tüketmesidir. Ömür dediğimiz şey zaten bize verilmiş belirli bir zamandan ibarettir. Zamanı öldürmek, aslında ömürden öldürmektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu gerçeği son derece veciz bir ifadeyle haber vermiştir; “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunların kıymetini bilmekte aldanmıştır; sağlık ve boş vakit.” (Buhârî) İnsanların çoğuğu, sağlık ve zamanın değerini, onları kaybetmeden anlayamıyor. Hastalanınca sağlıklı günlerini, yaşlanınca gençliğini, yoğunlaşınca boş vakitlerini arıyor. Halbuki nimet, kaybedildikten sonra kıymeti anlaşılsın diye değil; eldeyken değerlendirilsin diye verilmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm'de bir sûrenin doğrudan zamana yeminle başlaması da son derece dikkat çekicidir; “Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyandadır. Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (Asr,1-3.) Demek ki zaman kendi başına insanı kazançlı hâle getirmiyor. Zamanın içerisinin neyle doldurulduğu önemlidir. İman, amel, hak ve sabırla değerlendirilmeyen ömür, Kur’an'ın ifadesiyle hüsrana dönüşebiliyor. Bu sebeple fikir işe, hayal hedefe, hedef harekete dönüştürülmelidir. “Bir gün yaparım” diyerek güzel düşünceler zihinlerde köreltilemelidir. Araştırmak, hesaplamak, istişare etmek, planlamak ve imkân ölçüsünde yola çıkmak gerekir. Çünkü bazen güzel fikirler başarısız oldukları için değil, hiç başlanmadıkları için ölmüştür. İnsan bazen başarısızlıktan korkarak beklerken, başarısızlıktan daha büyük bir kayıp yaşar: Zamanını kaybeder. Ancak zamanı değerlendirmek demek, insanın yirmi dört saat çalışması, sürekli para kazanması veya durmadan bir şey üretmesi anlamına gelmez. Böyle bir hayat anlayışı insanı makineleştirir. Dinlenmek, tatil yapmak ihtiyaçtır.
Aileyle oturmak, eş ve çocuklarla vakit geçirmek, dostlarla sohbet etmek, akraba ziyaretinde bulunmak, seyahat etmek, tabiatı seyretmek ve bazen yalnız kalıp düşünmek de boşa geçirilen zaman değildir. Aksine bunlar bedenin, zihnin ve ruhun hakkıdır. İslâm'ın zaman anlayışında denge vardır. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) öğrettiği ölçüyle insanın Rabbi üzerinde hak sahibidir; nefsinin ve ailesinin de onun üzerinde hakkı vardır. (Buhârî,) Dolayısıyla dinlenmek tembellik değildir. Dost ziyareti vakit kaybı değildir. Aileyle geçirilen saatler üretimsizlik değildir. İnsanın ruhunu, bedenini ve ilişkilerini güçlendiren her meşru faaliyet hayatın bir parçasıdır. Boşa geçirilen zaman başka, dinlenmeye ayrılan zaman başkadır.
Zaman kaybı; amaçsızca oyalanmak, sürekli ertelemek, saatleri faydasız meşguliyetlerle tüketmek ve insana ne dünyası ne de ahireti adına bir şey kazandırmayan alışkanlıkların esiri olmaktır. Bugün özellikle telefon ve sosyal medya, farkına varmadan ömrümüzden büyük parçalar koparabiliyor. İnsan “birkaç dakika bakacağım” diye başladığı yerde saatlerini bırakabiliyor. Teknolojiyi kullanmak başka, teknolojinin insanı kullanması başkadır. Kur’an, insanın yarını düşünmesini ister; “Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın.” (Haşr/18.)
Bu ayet yalnızca ahiret hazırlığını değil, Müslümanın hayatındaki sorumluluk bilincini de besleyen büyük bir ölçüdür. Bugünün hesabını yapmayan insanın yarını tesadüflere kalır. Müslüman tevekkül eder ama tedbiri bırakmaz, dua eder ama çalışmayı terk etmez, Allah'tan ister ama kendisine verilen aklı, zamanı ve imkânı da kullanır. Gençseniz gençliğinizi, sağlıklıysanız sağlığınızı, vaktiniz varsa vaktinizi değerlendirin. Bir fikriniz varsa üzerinde çalışın. Bir mesleğiniz varsa geliştirin. Bir iş kurabilecek kabiliyetiniz varsa araştırın ve cesaret gösterin.
Öğreneceğiniz bir şey varsa öğrenin, okuyacağınız kitap varsa okuyun, ziyaret edeceğiniz anne-babanız varsa ziyaret edin, gönlünü alacağınız bir dostunuz varsa geciktirmeyin. İyilikleri de işleri de sevgiyi de sürekli yarına bırakmayın. İnsanın en büyük yanılgılarından biri, yarının mutlaka geleceğini zannetmesidir. Ömür uzun görünür ama çabuk geçer. Dün çocuk olan bugün ihtiyar, dün işe başlayan bugün emekli, dün “daha çok zamanım var” diyen bugün geçmiş yıllarını arıyor. Bu yüzden mesele çok yaşamak değil, verilen zamanı anlamlı yaşamaktır. Zamanı öldürmeyin. Çünkü öldürdüğünüz zaman değil, kendi ömrünüzdür. Çalışmanın vaktini çalışarak, ibadetin vaktini ibadetle, dinlenmenin vaktini dinlenerek, ailenin vaktini aileyle, dostluğun vaktini dostlarla değerlendirin. Giden zaman geri gelmez, fakat doğru değerlendirilen zaman; dünyada esere, ahirette ecir ve sevaba dönüşür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.