Sessizliğe bırakılan cümleler
Hava sıcak.
Öyle bir sıcaklık ki, insana hareket etmeyi değil, olduğu yerde kalmayı öğütlüyor sanki.
Balkonda sen varsın.
Kahven bitmiş. Fincanın artık bulaşık makinesinde; yani biraz önceki anın küçük kanıtı da ortadan kalkmış.
Ama sen hâlâ oradasın.
Güzel olan da tam da bu: An, kahve bitince bitmemiş.
Sanki zaman durmuş,kelimeler susmuş,yorgun bedenin oturduğun koltuğa bırakmış usulca kendini.
Ben de yanında oturuyorum. Senin gördüğün denize bakıyorum. Ama benim baktığım yerde biraz daha başka bir şey var.
Bir insanın uzun zamandır ilk kez bir şeylere yetişmeye çalışmadığı bir an görüyorum.
Ne geçmişi toparlıyor, ne geleceği düşünüyor. İki saat sonra kalkıp gideceğini biliyor. Hayatın devam edeceğini de.
Ama şu anda...
Deniz uyuyor.
Gökyüzü açık.
Sen buradasın.
Ve insanın bazen bütün hayatının değişmesine gerek yok. Bazen iki saatliğine hayatın kendisine dokunmadan yanından geçmesine izin vermesi yeter.
Deniz bugün susmayı seçmiş, tıpkı bizim gibi.
Ne kıyıya söyleyecek bir sözü var, ne gökyüzüne. Bebek uykusundaki bir sessizlikte uzanmış; arada güneşin altında parlayan yüzü, uykusunda gülümsüyor gibi.
Gökyüzü öylesine mavi ki, insan bir süre sonra maviyi değil, içindeki ferahlığı seyrediyor.
Arada beyaz pamuk bulutlar geçiyor. Sanki biri bu büyük maviliğin üzerine fırçasındaki beyaz boyadan küçük parçalar bırakmış da rüzgâr onları usulca başka yerlere taşıyor.
Ne tuhaf, insan susunca ne kadar çok şey duyuyormuş sessizlikte.
Sana bakıyorum, yüzündeki dinginliği görüyorum. Sanki daha genç görünüyorsun gözüme.
Güneşin ışığının yansıması mı, yoksa hissettiğin huzurdan mı diye düşünüyorum.
Sanki ikimiz de yelkenlerimizi bu balkona indirmişiz. Yıllar dalga gibi bizi bu ana sürüklemiş.
Susuyoruz...
Sanki konuşsak, ağzımızdan çıkan en basit kelime bile ağırlık bırakacak havaya.
Sessizlik var ama uzaklık yok.Sevgi var ama gösteriş yok.Yakınlık var ama açıklama ihtiyacı yok.Ve tüm bunların arasında çaresizlik yok...
Arada gözlerimiz buluşuyor, tebessüm ediyoruz birbirimize.
Ben kalbimden bir cümle çıkarıyorum; sen de kendi kalbinden bir cümle çıkarıp onun yanına koyuyorsun.
Belki de sohbetlerimizin en güzeli bu, en güzel hâli...
Bazen insanın ihtiyacı, kalbinden geçenleri anlayabileceği bir kalp değil yalnızca; anlattıklarının karşılığında kendi sessizliğine bile iyi gelecek sessiz cümleler duyabileceği bir kalp.
Belki de yakınlık budur; birbirini sessizliğinde bile anlayabilmek.
Belki de bazı sohbetler konuşarak değil, iki insanın birbirinin sessizliğine iyi gelmesiyle tamamlanır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.