Hayır demek neden bu kadar zor?
Bir danışanım, hayatındaki insanlara sınır koyamadığı için problem yaşıyordu. “Hayır” demek onda suçluluk duygusu hissettiriyordu. Ben de sosyal medyada bununla alakalı bir anket yaptım ve sonuç olarak “suçluluk” duygusunu seçenlerin sayısının fazla çıktığını gördüm.
Bizler büyürken “aman kimseyi kırma”, “sus, kimseyle kötü olma”, “büyüklük sende kalsın” diye büyütüldük. O yüzden nasıl sınır koyarız, kendimizi incinmekten nasıl koruruz, öğrenemedik. “Hayır” demenin saygısızlık olduğunu düşündük, karşımızdakini incitmekten korktuk.
Bir bahçe yaptığınızı düşünün. Çeşit çeşit sebzeler ektiniz. Ama bu bahçe sıradan bir bahçe değil. İçinde emeğiniz var, sabrınız var. Görünmeyen yorgunluklarınız, sessizce büyüttüğünüz umutlarınız var. Ve siz her gün o bahçeyi daha da güzelleştirmeye çalışıyorsunuz. Toprağıyla ilgileniyor, kuruyan dalları buduyor, yeni filizler yetiştiriyorsunuz.
Ama bahçenizi koruyacak bir çitle çevirmediniz, bir kapı koymadınız. İsteyen bahçeye girebiliyor, istediği sebzeden alabiliyor ve alırken de hiç özenli davranmıyor. Dallar kırılıyor, sebzelerin üzerine basılıyor, emeğiniz zedeleniyor.
Siz sustukça onlar daha rahat davranıyor, siz verdikçe onlar daha fazlasını istiyor. Siz eksildikçe farkına bile varmıyorlar. Çünkü insanlar sakınca görmedikleri yerde diledikleri gibi hareket ederler. Bir de size teşekkür bile etmezler. Zamanla oranın sahibi gibi davranırlar. Sanki o kadar emeği veren siz değilmişsiniz gibi, sanki orası size ait değilmiş gibi...
Bir dal kırıldığında sanki içinizde bir şeyler kırılıyor, toprak ezildiğinde sanki içinizde bir yer yoruluyor. Yine de bir şey diyemiyorsunuz. Çünkü sınır koymak, “hayır” demek zor geliyor. Belki kırılırlar diye, belki yanlış anlaşılırsınız diye, belki terk ederler diye...
Ve bir gün fark ediyorsunuz; bu bahçeyi korumadıkça içinde büyüyen hiçbir şey size ait olmayacak.
Bu bahçeyi bir çitle çevirdiğinizi ve bir kapı koyduğunuzu düşünün. Kapının anahtarı da yalnızca sizde. Herkesi dışarıda bırakmak için değil, kendi emeğinizi korumak için yaptınız bunu. Artık herkes istediği gibi giremiyor. Siz emek verdiğiniz şeylerin büyüdüğünü, olgunlaştığını izleyebiliyorsunuz. Bu da size daha çok mutluluk ve şevk veriyor.
O bahçeye giren insanlar sizin seçtikleriniz. Yaptıklarınızı görüyor, takdir ediyorlar. Ve siz yetiştirdiklerinizi sevdiklerinizle paylaşırken tükenmiş değil, değerli hissediyorsunuz. Bahçenize girenler azalıyor belki ama kalanlar değer bilenler oluyor. Dallar kırılmıyor, toprak ezilmiyor. Ve en önemlisi, siz artık o bahçede daha huzurlu yaşıyorsunuz. Çünkü oranın gerçekten size ait olduğunu hissediyorsunuz.
Şimdi kendinize sorun...
Hangisi kulağa daha mantıklı ve huzurlu geliyor? Bu şekilde düşündüğünüzde “hayır” demek, sınır koymak hâlâ suçluluk hissettiriyor mu?
Oysa lisanı münasip ile “hayır” demek birini reddetmek, onu kırmak değildir. Kendini, zamanını, emeğini, kalbini sahiplenmektir.
Bu bahçe sizsiniz; hayatınız, emeğiniz, sınırlarınız... Onu korumak sizin sorumluluğunuz. Hayatınızı bir kapıyla korumak, o kapının anahtarını sadece kendi elinizde tutmak en doğal hakkınız.
Kendinizi korumayı öğrendiğinizde, içinizde büyüyen bahçenin aslında kimlere ait olduğunu da anlarsınız. Ve bazı kapılar kapanmak için değil, değerini bilenlere açılmak için vardır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.