Herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor
İnsanlığın tarihinde belki de hiçbir dönem bugünkü kadar konuşkan olmadı. Günün her saati bir yerlerde birileri konuşuyor. Televizyon ekranlarında tartışma programları, sosyal medyada yorumlar, telefonlarda sesli mesajlar, kahvehanelerde sohbetler, iş yerlerinde bitmeyen fikir alışverişleri…
Görünüşe bakılırsa iletişimin altın çağını yaşıyoruz.
Peki öyleyse neden insanlar birbirlerini anlamakta bu kadar zorlanıyor?
Çünkü iletişim sadece konuşmaktan ibaret değildir. Hatta çoğu zaman iletişimin en önemli kısmı konuşmak değil, dinlemektir. Bugün ise dinlemek giderek kaybolan bir alışkanlığa dönüşüyor.
Bir sohbet sırasında çevrenizi dikkatlice gözlemleyin. İnsanların önemli bir bölümü karşısındaki kişinin ne söylediğini anlamaya çalışmıyor. Daha çok kendi vereceği cevabı düşünüyor. Karşı taraf cümlesini bitirmeden aklında yeni bir cevap hazırlıyor. Sözü alacağı anı bekliyor. Sonuçta ortaya karşılıklı bir konuşma değil, sırayla yapılan iki ayrı konuşma çıkıyor.
Bu durum sadece günlük sohbetlerde değil, toplumun tamamında kendini gösteriyor.
Siyasi tartışmalarda insanlar karşı tarafın neden öyle düşündüğünü anlamaya çalışmak yerine onu susturmaya çalışıyor. Sosyal medyada farklı görüşteki insanlarla konuşmak yerine onları engelliyor ya da aşağılıyor. Televizyon programlarında ise çoğu zaman aynı anda konuşan insanların arasında ne söylendiğini anlamak bile mümkün olmuyor.
Belki de bu yüzden herkesin fikrini özgürce ifade edebildiği bir çağda yaşıyor olmamıza rağmen, birbirimizi anlamak giderek zorlaşıyor.
Dinlemek emek ister. Sabır ister. Bazen kendi düşüncelerimizi bir kenara bırakmayı gerektirir. İnsanlar ise günümüzde hızla tüketmeye alıştı. Haberleri hızlı tüketiyoruz. Videoları hızlı tüketiyoruz. Kitapların özetlerini okuyor, filmlerin kısa kesitlerini izliyoruz. Bu hız alışkanlığı sohbetlerimize de yansıyor.
Kimsenin uzun uzun dinlemeye tahammülü kalmıyor.
Oysa hayatın önemli dönüm noktalarına baktığımızda çoğu zaman bir cümleden çok, bir insanın bizi gerçekten dinlemiş olmasını hatırlarız. Bazen çözüm bulamadığımız bir sorunu anlatırken karşımızdaki kişinin sessizce bizi dinlemesi bile yükümüzü hafifletir. Çünkü insan yalnızca konuşmaya değil, anlaşılmaya da ihtiyaç duyar.
Ne var ki günümüzde anlaşılmak isteyen insan sayısı çok, anlamaya çalışan insan sayısı ise giderek azalıyor.
Bu durum aile ilişkilerinde de kendini gösteriyor. Aynı evde yaşayan insanlar gün içinde saatlerce bir arada bulunabiliyor ancak birbirlerini gerçekten dinlemek için birkaç dakika bile ayırmıyor. Anne babalar çocuklarını, çocuklar anne babalarını, eşler birbirlerini duyuyor ama her zaman dinlemiyor.
Aradaki fark önemlidir.
Duymak kulağın görevidir. Dinlemek ise insanın.
Belki de son yıllarda bu kadar çok yanlış anlaşılmanın, kırgınlığın ve kutuplaşmanın altında biraz da bu gerçek yatıyor. İnsanlar fikir ayrılıkları yüzünden değil, birbirlerini dinlemeyi bıraktıkları için uzaklaşıyorlar.
Bir insanı dinlemek onunla aynı fikirde olmak anlamına gelmez. Her söyleneni kabul etmek anlamına da gelmez. Ancak karşımızdakine düşüncelerini ifade edebileceği bir alan tanımak, toplum olarak kaybetmememiz gereken bir erdemdir.
Bugün birçok kişi sesini duyurabilmek için daha yüksek sesle konuşmaya çalışıyor. Oysa belki de ihtiyaç duyduğumuz şey daha yüksek sesler değil, daha dikkatli kulaklardır.
Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştiren şey ona verilen bir öğüt değil, ilk kez gerçekten dinlendiğini hissetmesidir.
Konuşmanın bu kadar kolaylaştığı bir çağda, dinlemek belki de yeniden öğrenmemiz gereken en değerli beceri haline gelmiştir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.