Işıkları Yanan Yalnızlık
Şehirler bazen insanlara benzer. Dışarıdan bakınca ayaktadırlar ama içlerinde uzun süredir konuşulmayan şeyler birikir. Bizim şehirde de öyle bir hava var son zamanlarda. İnsanlar hala sabah işe gidiyor, çay ocakları doluyor, minibüsler aynı güzergahlardan geçiyor ama herkesin içinde görünmeyen bir yorgunluk dolaşıyor.
Eskiden insanlar daha çok konuşurdu sanki. Şimdi herkes birbirine bir şey anlatıyor ama kimse gerçekten içini açmıyor. Çünkü modern hayat denilen şey bizi hızlandırırken birbirimizden uzaklaştırdı. Aynı masada oturup farklı ekranlara bakan insanlar olduk. Mahalle kültürü yerini sessiz apartmanlara bıraktı. Selam vermekten çekinen bir toplum haline gelmek, fark ettiğimizden daha büyük bir kayıp aslında.
Oysa insan bazen yalnızca anlaşılmak ister. Büyük cümlelere, mucizelere gerek yoktur. Bir esnafın “Kolay gelsin” deyişi, yaşlı bir amcanın otobüste açtığı kısa sohbet ya da sahilde yürürken duyulan bir martı sesi bile insanı hayata geri bağlayabilir. Çünkü şehir dediğimiz şey beton değil; birbirinin varlığını hisseden insanlardan oluşur.
Belki de biraz yavaşlamamız gerekiyor. Sürekli yetişmeye çalıştığımız şeyin ne olduğunu kendimize sormamız lazım. Daha fazla para kazanmak uğruna kaybettiğimiz huzuru, daha modern yaşamak uğruna unuttuğumuz samimiyeti düşünmek gerekiyor. Çünkü insan sadece yaşayan bir varlık değil, hisseden bir varlık. Ve hislerini kaybeden toplumlar zamanla yönünü de kaybeder.
Bazen akşam saatlerinde şehrin ışıklarına bakıyorum. Her pencerenin arkasında ayrı bir hikâye olduğunu düşünüyorum. Kimisi sevdiğini özlüyor, kimisi borcunu düşünüyor, kimisi yalnızlıktan kaçmak için televizyonun sesini açıyor. Hepimiz farklı hayatlar yaşıyoruz ama aynı yorgunluğu taşıyoruz aslında.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.