CHP'DE SULAR DURULMUYOR
Türk siyasetinde bazı dönemler vardır; yaşananlar yalnızca bir partinin iç meselesi olmaktan çıkar, ülkenin siyasi geleceğini doğrudan etkileyen bir kırılma noktasına dönüşür.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugün içinden geçtiği süreç de tam olarak böylesine tarihi bir döneme işaret ediyor.
Bir yıl öncesine kadar CHP için rüzgâr tersine dönmüş gibiydi.
Yerel seçimlerde elde edilen tarihi başarı, uzun yıllar sonra muhalefetin iktidar umudunu yeniden yeşertmişti.
İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyükşehirlerde kazanılan zaferler, yalnızca belediyelerin el değiştirmesi anlamına gelmiyordu; aynı zamanda seçmenin "alternatif mümkündür" mesajıydı.
Ancak siyaset, başarıyı yönetemeyenleri çok çabuk cezalandırır.
Bugün CHP’ye baktığımızda, yerel seçim zaferinin coşkusundan çok, liderlik tartışmalarının gölgesinde kalan bir parti görüyoruz.
Bir tarafta Genel Başkan Özgür Özel ve mevcut yönetim, diğer tarafta yıllarca partiyi yöneten Kemal Kılıçdaroğlu ve ona yakın isimler…
Arada ise yalnızca CHP’nin değil, belki de Türkiye muhalefetinin en önemli siyasi figürü haline gelen Ekrem İmamoğlu bulunuyor.
Aslında CHP’nin yaşadığı kriz, yalnızca isimler arasındaki bir mücadele değil.
Bu kriz, aynı zamanda partinin geleceğine ilişkin iki farklı anlayışın da çatışmasıdır.
Bir kesim, yerel seçim başarısının yarattığı ivmenin korunması gerektiğini savunuyor.
Onlara göre seçmen değişim istedi ve bu değişim süreci devam etmelidir.
Diğer kesim ise partinin kurumsal yapısının ve siyasi geleneklerinin zarar gördüğünü düşünüyor.
İşte CHP’deki gerilimin temelinde tam olarak bu yaklaşım farkı yatıyor.
Son dönemde yargı süreçlerinin de devreye girmesiyle birlikte parti içindeki tartışmalar daha da derinleşmiş durumda.
Mahkeme salonlarından çıkan kararların siyasi koridorlarda yankılanması, CHP’nin önümüzdeki dönemde daha zorlu sınavlarla karşı karşıya kalabileceğini gösteriyor.
Peki bundan sonra ne olur?
Kanaatimce CHP’nin önünde üç temel yol bulunuyor.
Birinci yol, uzlaşma.
Türk siyasetinde zor görünen ama en çok ihtiyaç duyulan senaryo budur.
Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekseninde oluşacak bir ortak akıl, CHP’yi yeniden iktidar hedefine odaklayabilir.
Fakat siyasette egoların ve güç mücadelelerinin çoğu zaman aklın önüne geçtiğini de unutmamak gerekir.
İkinci yol, yeni bir kurultay ve yeni bir hesaplaşmadır.
Delegeler yeniden söz sahibi olur, parti kendi içinde bir tercih yapar ve kazanan yoluna devam eder.
Ancak her kurultay aynı zamanda yeni kırgınlıkların da başlangıcı olabilir.
Üçüncü ve en riskli senaryo ise iç ayrışmanın derinleşmesidir.
CHP’nin tarihine bakıldığında, parti içi mücadelelerin zaman zaman yeni siyasi oluşumlara kapı araladığını görüyoruz.
Bugün böyle bir ihtimal uzak görünse de siyasette "asla olmaz" denilen gelişmelerin yaşandığına defalarca tanıklık ettik.
Burada asıl dikkat çekici olan nokta şudur.
CHP’de yaşanan her gelişme artık yalnızca CHP’yi ilgilendirmiyor.
Çünkü Türkiye’de muhalefetin ana omurgasını oluşturan bu partinin yaşayacağı güç kaybı da güç kazanımı da doğrudan ülke siyasetinin yönünü belirliyor.
İktidar cephesi açısından bakıldığında, muhalefetin kendi içinde yaşadığı her kriz bir avantaj olarak görülür.
Muhalefet açısından ise bu süreç, ya tarihi bir fırsata dönüşecek ya da kaçırılmış büyük bir imkan olarak siyasi tarihte yerini alacaktır.
Şurası açık ki CHP bugün yalnızca bir liderlik sınavı vermiyor.
Aynı zamanda iktidara yürüyebilecek bir siyasi hareket olup olmadığının da testini yaşıyor.
Siyasette bazen seçimler değil, kriz anlarında verilen kararlar tarihi değiştirir.
Ve görünen o ki, CHP’nin kaderini belirleyecek olan da sandıktan çok, önümüzdeki aylarda alınacak siyasi kararlar olacak.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.