ERBAKAN'DAN ERDOĞAN'A SAVUNMA SANAYİ
Tarih bazen ilginçtir...
Bazı insanların kıymeti yaşadıkları dönemde tam olarak anlaşılamaz.
Söyledikleri sözler hayal olarak görülür, projeleri imkânsız bulunur, mücadeleleri ise çoğu zaman yalnız bırakılır.
Fakat yıllar geçer, şartlar değişir ve bir zamanlar "olmaz" denilenlerin birer birer gerçekleştiğine şahit olunur.
İşte Türkiye'nin savunma sanayii hikâyesi de böylesine uzun bir yolculuğun eseridir.
Bugün televizyon ekranlarında izlediğimiz Bayraktar TB2'ler, AKINCI, KIZILELMA, KAAN, MİLGEM, TCG Anadolu, SİPER ve daha birçok yerli savunma sistemi, aslında yalnızca son yılların başarı hikâyesi değildir.
Bu başarıların arkasında onlarca yıl süren fikir mücadelesi, sabır, emek ve inanç vardır.
Bu nedenle bugünü doğru anlayabilmek için biraz geriye dönmek gerekiyor.
Özellikle genç neslin yakından tanımadığı bir isim var ki, Türkiye'nin yerli sanayi ve savunma teknolojileri konusunda attığı ilk büyük fikir adımlarından birinin sahibidir.
O isim Prof. Dr. Necmettin Erbakan'dır.
Erbakan, birçok kişinin bildiği gibi önce siyasetçi değildi.
O, her şeyden önce başarılı bir makine mühendisi, akademisyen ve sanayileşmenin bağımsızlığın temeli olduğuna inanan bir bilim insanıydı.
1950'li yıllarda Almanya'da dizel motor teknolojileri üzerine çalışırken gelişmiş ülkelerin neden güçlü olduğunu yerinde gördü.
Onları güçlü yapan yalnızca orduları değildi; kendi motorlarını, makinelerini, fabrikalarını ve teknolojilerini üretmeleriydi.
Türkiye'ye döndüğünde ise acı bir tabloyla karşılaştı.
Kendi motorumuzu üretemiyor, ağır sanayide dışa bağımlı yaşıyor, en temel teknolojileri bile ithal ediyorduk.
İşte Erbakan'ın hayatını değiştiren mücadele tam da burada başladı.
Türkiye'nin ilk yerli motor fabrikalarından biri olan Gümüş Motor'u kurdu.
Hayali sadece traktör motoru üretmek değildi.
O günlerden itibaren tank motorunun, uçak motorunun ve ağır sanayinin tamamen yerli olması gerektiğini savunuyordu.
Bu mücadele kolay olmadı.
Sermaye bulmakta zorlandı, yerli üretimin yeterince desteklenmediğini düşündü ve zaman zaman çeşitli engellerle karşılaştığını dile getirdi.
Yaşadığı bu tecrübeler ona önemli bir ders verdi.
Sanayi hamlesi yalnızca mühendislikle değil, devlet politikasıyla da desteklenmeliydi.
İşte bu düşünce onu siyasete taşıdı.
1969 yılında başlayan siyasi hayatı boyunca "Ağır Sanayi Hamlesi"ni Türkiye'nin gündeminde tuttu.
O yıllarda birçok kişi onun anlattıklarını hayal olarak gördü.
"Türkiye kendi motorunu yapamaz."
"Türkiye kendi savaş teknolojisini üretemez."
"Bu işler bize göre değil."
Fakat Erbakan aynı cümleyi farklı şekillerde tekrar ediyordu.
"Bağımsızlık, savunma sanayiinde bağımsız olmadan tamamlanamaz."
Yıllar geçti...
Türkiye değişti.
Teknoloji değişti.
Dünya değişti.
Ve özellikle son yirmi yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde savunma sanayiine verilen güçlü siyasi destek, yerli üretime yönelik yatırımlar ve uzun vadeli projeler sayesinde Türkiye, yıllardır hayalini kurduğu birçok hedefi gerçeğe dönüştürmeye başladı.
Bugün Bayraktar TB2, AKINCI, KIZILELMA, KAAN, MİLGEM, TCG Anadolu, HİSAR, SİPER, ATAK helikopterleri, milli mühimmatlar ve daha birçok savunma sistemi yalnızca Türkiye'nin güvenliğine hizmet etmiyor; aynı zamanda dünyanın birçok ülkesine ihraç edilerek Türk mühendisliğinin ulaştığı seviyeyi de gösteriyor.
Elbette bu başarı tek bir kişinin veya tek bir dönemin eseri değildir.
Bu başarı; yıllarca hayal kuranların, fikir üretenlerin, mücadele edenlerin, mühendislerin, bilim insanlarının, teknisyenlerin ve bu projelere sahip çıkan siyasi iradenin ortak eseridir.
Necmettin Erbakan'ın yıllar önce ektiği yerli sanayi fikri, bugün farklı kurumlar ve farklı nesiller tarafından büyütülmeye devam ediyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde ise bu fikir, devlet politikalarıyla desteklenerek dünyanın dikkatle takip ettiği savunma sanayii projelerine dönüşmüş durumda.
Bugün gökyüzüne baktığımızda sadece bir savaş uçağı görmüyoruz.
Denizlerde sadece bir savaş gemisi görmüyoruz.
Sınırlarımızda sadece bir savunma sistemi görmüyoruz.
Aslında onlarca yıl önce kurulmuş büyük bir hayalin gerçeğe dönüşmüş hâlini görüyoruz.
Belki de bu yüzden tarih, sadece sonuçları değil; o sonuçların ilk tohumlarını atan insanları da hatırlamayı hak eder.
Çünkü büyük eserler, tek günde ortaya çıkmaz.
Önce bir fikir doğar…
Sonra o fikir uğruna mücadele edilir…
Ve yıllar sonra, o mücadele bir milletin gururuna dönüşür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.