CEMAATLERE İHTİYAÇ VAR MI?

Konumuza girmeden iki hususa değinmekte yarar görüyorum. Bunlardan ilki, Millî Eğitim Bakanlığının yayınladığı genelge gereği öğrenci ve öğretmenlerin önlük giyme zorunluluğu konusu. Bu konuda şunu açık ve net ifade etmek isterim ki Allah'ın emri olan başörtüsünü serbest bırakmak için herkesin istediği kıyafetle okullara gitmesi öyle enteresan bir boyuta geldi ki acaba Allah'ın örtün emrini uygulamak mı, yoksa adeta yatak odası kıyafetleriyle okullara gelen öğrenci ve öğretmenleri engellemek mi öncelikli sorusunu sorar hale geldik. Millî Eğitim Bakanlığının yeni çıkarmış olduğu genelgeyi sonuna kadar desteklediğimi, bu konuda emeği geçenleri de tebrik ettiğimi ifade etmek isterim. Öğretmenin ve öğrencinin saygınlığını koruyacağına inandığım genelgenin detaylarını bu hafta salı günkü programımızda konuşmak üzere ikinci konumuza geçmek istiyorum.

Aslında ikinci konumuz da birincisiyle bağlantılı. Rize İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yavuz Köktaş, özel hesabından yaptığı paylaşımda ülkemizin İslami yaşam konusunda geldiği noktaya tepki vermek adına bir paylaşımda bulunmuş, Rektörlük de buna soruşturma açmış. Yavuz Hoca paylaşımında kimseye hakaret etmemiş, toplumun değer ölçülerini hatırlatıp, minarelerinden ezan okunan bir ülkenin sokaklarında adeta cıscıbıl gezen bayanlarla ilgili düşüncelerini ifade etmiştir. Bilim adamının düşüncelerini ifade etmek adına yaptığı bu paylaşıma soruşturma açmak düpedüz ifade özgürlüğüne vurulan bir prangadır. Kaldı ki Nur Suresi'nin 30. ayetinde, “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar…” emri ilahisi açık ve net ortadayken, İlahiyat Fakültesi hocasının Allah'ın emrine uygun uyarısına soruşturma açmak da neymiş, merak ettim doğrusu. Bu yaz hem kumdan istifade edeyim hem de denize gireyim diye yazlıkta sabahları denize gittim. Sağıma döndüm cıscıbıl, soluma döndüm cıscıbıl, denize baktım aynı manzara. Ya Rab sen bizi affet demekten kendimi alamadım. Rabbim hepimizi kendi yolundan ayırmasın diyerek asıl konu başlığımıza geçmek istiyorum.

Tarikatların tarihi geçmişi çok eskidir. İslam'ın gelişinden altı asır sonra ortaya çıkan tarikatların temel hedefi, kişileri daha takva, daha samimi ve içten dinine bağlı insanlar haline getirmekti. O günkü şartlar göz önüne alındığında, Cemel vakıaları, Sıffin olayları ve Kerbela olaylarının yaşandığı dönemlere rast gelir. Böyle bir dönemde tasavvuf topluma ilaç gibi gelir. Tarikatlar daha sonraki süreçte Selçuklulardan Osmanlılara, başka dine mensup insanları İslamlaştırmak için kullanılan faydalı müesseseler olmuşlardır. Abdülkadir Geylani Hazretlerinden başlamak üzere Şah-ı Nakşibendi'den, İmam-ı Rabbani'ye, Mevlana Celaleddin-i Rumi'den, Şems-i Tebrizi'ye, İmam-ı Gazali'den Hacı Bayram-ı Veli'lere, Yunus Emre'den Şabani Veli Hazretlerine dek yüzlerce Allah dostu bu yolda hizmet etmiş. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Tekke ve Zaviyeler kapatılıp Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkması ile birlikte Kur'an okumanın yasaklanması, ezanın Türkçe okunması ile başlayan İslam karşıtlığı icraatları frenlemek adına merhum Said-i Nursi Hazretleri, Külliyat olarak adlandırdığımız, içeriği Kur'an tefsiri olan eserleri yazmaya başlamış, bu minvalde medreseler, dershaneler devreye girmiş, ama üstad ve şakirtleri çok büyük sıkıntılar çekmişlerdir. Diğer yandan Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, Kur'an tedrisatının devamı için çok büyük mücadeleler vermiş, yurdun her tarafında gizli Kur'an kursları açmış, o da çok büyük çileler çekmiştir. Olayı Tevhid-i Tedrisat kapsamında yasal çerçevede çözmek için İmam Hatip okullarının açılması noktasında da merhum Celalettin Ökten Hoca çok büyük uğraşlar vermişlerdir.

Bunların dışında altmışlı yıllardan itibaren merhum Zahit Kotku Hazretleri, Mahmut Efendi Hazretleri, Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri ve Adıyaman'da Abdülhakim Elhüseyni Hazretlerinin başlattığı tasavvufi cemaatleşme, onların irtihalleriyle ikinci nesle, onların da irtihalleriyle üçüncü nesle kalmıştır. Üzülerek ifade etmek gerekirse, gelinen noktada bu maneviyat sultanlarının varislerinin hiçbirinin onların manevi alanındaki eksikliğini gideremediği, işi tamamen maddiyata döküp mücadeleyi bu minvalde yaptıkları açık ve net ortada. Üstad Bediüzzaman'ın yolundan gittiğini iddia edenler çok fırkaya ayrılmış, FETÖ de bu yolu kullanmak suretiyle üstadı suistimal etmiştir. Süleyman Efendi cemaati ise önce Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin damadı olan Kemal Kacar döneminde Hüseyin Kaplan'cılarla mücadele etmiş, onları büyük ölçüde devre dışı bırakmış, onun vefatının ardından cemaat bugünkü duruma düşmüştür. Kanaati acizanem şu ki bugün devlet binlerce Kur'an kursu, İmam Hatip okulları, yüzlerle ifade edilebilecek İlahiyat fakülteleri açmış, milyonlara varan din adamları varken cemaatlere ihtiyaç var mıdır? Bu fikrime kızanlar elbette olacaktır. Bundan on sene önce ben de onlar gibi düşünmekteydim ama gelinen noktayı çok iyi incelediğimizde artık cemaatler dini hizmet müessesesi olmaktan çıkmıştır, ekonomik rant ve makam sevdasına düşmüş insanların kavga ettikleri ve zavallı gariban insanların da onların kavgasından yorgun düştükleri günlere geldik. Devlet bunların ekonomik boyutu bulunanların tamamına el koymalı veya yeniden formatlayıp eski hallerine getirmeli. Aksi halde Osmanlı'nın son dönemindeki rezalete dönecek duruma geleceğimizi açık ve net buradan söyleyerek sözlerime son veriyorum. Bugünlük de bu kadar, kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Adnan Bahadır Arşivi
SON YAZILAR