Mehmet Ali Coşkuner

Mehmet Ali Coşkuner

AK PARTİ'NİN BAŞARI SIRRI

14 Ağustos 2001

Türkiye siyaseti için sıradan bir tarih değildi.

Ekonomik krizlerin, siyasi istikrarsızlıkların ve koalisyon hükümetlerinin yıprattığı bir Türkiye tablosunun ortasında yeni bir siyasi hareket ortaya çıktı.

Adalet ve Kalkınma Partisi.

Aradan tam 25 yıl geçti.

Bugün AK Parti, Türk siyasi tarihinin en uzun süre iktidarda kalan siyasi hareketlerinden biri olmanın ötesinde, Türkiye'nin son çeyrek asrına damgasını vurmuş bir siyasi gerçeklik olarak karşımızda duruyor.

2002 seçimlerinde yüzde 34,3 oyla 363 milletvekili çıkararak tek başına iktidara gelen parti, 2007'de oyunu yüzde 46,6'ya, 2011'de ise yaklaşık yüzde 50'ye taşıdı.

Bunu sadece Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğiyle açıklamak eksik olur.

Sadece ekonomik başarılarla açıklamak da yetmez.

Sadece muhafazakâr seçmenin desteğiyle açıklamak ise AK Parti'nin ulaştığı toplumsal genişliği anlamaya yetmez.

Asıl cevap, bütün bu unsurların aynı siyasi zeminde buluşmasında yatıyor.

AK Parti'nin doğduğu Türkiye'yi bugünün Türkiye'siyle karşılaştırmadan bu hikâyeyi anlamak mümkün değil.

2001 ekonomik krizi, yüksek enflasyon, bankacılık sistemiyle ilgili sorunlar, siyasi istikrarsızlık ve toplumda geleceğe ilişkin ciddi bir güvensizlik vardı.

AK Parti tam da böyle bir dönemde ortaya çıktı.

Siyasette en büyük avantajlardan biri, toplumun değişim talebini doğru zamanda okuyabilmektir.

İlk yıllarında kendisini yalnızca belirli bir ideolojik grubun partisi olarak konumlandırmak yerine merkez siyasete doğru yürüdü.

Akademik çalışmalar da AK Parti'nin ilk dönem başarısında ekonomik istikrar, büyüme, Avrupa Birliği perspektifi ve farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren daha geniş bir siyasi çizginin etkili olduğunu ortaya koyuyor.

Yani AK Parti'nin ilk başarısı, toplumun "değişsin ama belirsizliğe sürüklenmesin" talebini okuyabilmesiydi.

Bununla birlikte AK Parti hikâyesinin merkezinde bir isim var.

Recep Tayyip Erdoğan.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden itibaren oluşan siyasi liderlik profili, 2001 sonrasında ülke çapında bir karşılık buldu.

Erdoğan'ın siyasi iletişimindeki en önemli özelliklerden biri, kendisini bürokratik ve elit bir siyasetçi görüntüsünden uzak tutarak doğrudan seçmenle ilişki kurmasıydı.

Bu ilişki yalnızca seçim dönemlerinde kurulmadı.

Teşkilat yapısı, mahalle örgütlenmeleri, kadın ve gençlik kolları, belediyeler ve sürekli saha çalışması AK Parti'nin toplumla bağını canlı tuttu.

Oxford Academic'te yayımlanan bir çalışmada da AK Parti'nin ilk dönem başarısının önemli unsurlarından biri olarak güçlü yerel örgütlenme ile modern siyasi pazarlama yöntemlerini bir araya getiren hibrit yapısına dikkat çekiliyor.

Başka bir ifadeyle AK Parti'nin sandık başarısı yalnızca seçim günü kazanılmadı.

Sandık kurulmadan aylar, hatta yıllar önce başlayan bir teşkilat çalışmasının sonucu oldu.

AK Parti'nin en güçlü taraflarından biri de vatandaşın günlük hayatına dokunan hizmetleri siyasetin merkezine yerleştirmesiydi.

Yollar, hastaneler, üniversiteler, toplu ulaşım, konut projeleri, sosyal yardımlar, altyapı yatırımları ve sağlık hizmetlerindeki dönüşüm.

Bunların tamamı elbette yalnızca AK Parti döneminde ortaya çıkmış meseleler değildi.

Fakat AK Parti bunları geniş kapsamlı bir "hizmet siyaseti" anlayışı içerisinde birleştirmeyi başardı.

Akademik çalışmalar da özellikle ilk dönemlerde ekonomik büyüme, sosyal politikalar, sağlık ve eğitim yatırımlarının partinin toplumsal tabanını güçlendiren faktörler arasında olduğunu ortaya koyuyor.

Burada önemli olan yalnızca yapılan hizmetin kendisi değildi.

Vatandaşın devletle kurduğu ilişkinin biçimi değişti.

Devlet dairesinde işi görülen vatandaş, hastanede hizmet alan hasta, üniversiteye giden genç, sosyal destek alan dar gelirli aile veya altyapısı yenilenen şehir sakini, siyaseti artık daha doğrudan kendi hayatında hissetmeye başladı.

Siyasetin soyut söylemden somut hizmete dönüşmesi, AK Parti'nin en önemli avantajlarından biriydi.

AK Parti'nin başarısının bir başka boyutu ise Türkiye'nin ekonomik ve sosyal dönüşümüyle yakından ilişkiliydi.

1980 sonrası dönemde Anadolu'da yeni bir girişimci sınıf ortaya çıkmış, küçük ve orta ölçekli şehirlerde ekonomik hareketlilik artmış, eğitim seviyesi yükselmiş ve şehirleşme hızlanmıştı.

Bu yeni toplumsal kesim kendisini Ankara'daki klasik siyasi elitlerin dışında hissediyordu.

AK Parti bu kesim için yalnızca bir siyasi parti değil, aynı zamanda siyasal temsil kanalı haline geldi.

2026'da yayımlanan bir akademik çalışma da AK Parti'nin yükselişini Anadolu'da gelişen yeni ekonomik sınıfların ve ekonomik merkezdeki değişimin siyasal kurumsallaşmasıyla ilişkilendiriyor.

Bu nedenle AK Parti'nin başarısını yalnızca "muhafazakâr seçmenin partisi" şeklinde okumak yetersizdir.

Ortada ekonomik, sosyal ve kültürel bir dönüşüm vardı.

AK Parti bu dönüşümün siyasi adresi olmayı başardı.

AK Parti'nin 25 yıllık hikâyesinin en dikkat çekici taraflarından biri de karşılaştığı krizlerin büyüklüğüdür.

2007 siyasi krizi, kapatma davası, ekonomik dalgalanmalar, Gezi olayları, 17-25 Aralık süreci, 15 Temmuz darbe girişimi, terör saldırıları, Suriye savaşı, ekonomik sorunlar ve ağır siyasi tartışmalar.

Bütün bu dönemlerde AK Parti zaman zaman oy kaybetti, söylemini değiştirdi, ittifaklar kurdu ve siyasi pozisyonlarını yeniden şekillendirdi.

Fakat siyasi sistemin dışına itilmedi.

Tam tersine birçok krizi yeni bir siyasi pozisyon oluşturmak için kullandı.

Burada siyasetin önemli bir kuralı karşımıza çıkıyor.

Bir parti için kriz yalnızca tehdit değildir; doğru yönetildiğinde yeniden yapılanma fırsatıdır.

AK Parti bunu defalarca yaptı.

AK Parti'nin uzun iktidarının bir başka sırrı da değişen siyasi dengelere uyum sağlayabilmesi oldu.

İlk dönemlerinde merkez sağa açılan parti, daha sonraki yıllarda milliyetçi seçmenle daha güçlü bir ittifak kurdu.

Cumhur İttifakı bu dönüşümün en önemli sonucu oldu.

2023 milletvekili seçimlerinde AK Parti yüzde 35,62 oyla 268 milletvekili çıkardı.

MHP'nin yüzde 10,07'lik oyuyla birlikte Cumhur İttifakı Meclis'te 323 sandalyeye ulaştı.

Bu sonuç bize önemli bir gerçeği gösterdi.

AK Parti artık yalnızca kendi oy tabanının büyüklüğüyle değil, kurduğu siyasi ittifakların toplam gücüyle de iktidarını sürdürebilen bir parti haline gelmişti.

Her başarı hikâyesinin içinde bir uyarı işareti vardır.

AK Parti açısından bu işaret 31 Mart 2024 yerel seçimleri oldu.

Seçimde CHP yüzde 37,77, AK Parti ise yüzde 35,49 oy aldı.

AK Parti 12 büyükşehir ve 12 il belediyesi kazanırken CHP 14 büyükşehir ve 21 il belediyesi kazandı.

Bu sonuç AK Parti'nin 25 yıllık hikâyenin yeni bir aşamaya girdiğini gösteriyor.

Çünkü seçmen artık yalnızca geçmişte yapılan hizmetlere bakmıyor.

Bugünün ekonomik şartlarını, hayat pahalılığını, gençlerin gelecek beklentisini, emeklilerin gelirini, konut sorununu ve günlük hayatın maliyetini de değerlendiriyor.

AK Parti'nin ilk dönemlerinde vatandaşa "hayatınız değişiyor" duygusunu veren hizmet siyaseti, bugün daha zor bir sınavla karşı karşıya.

Çünkü toplumun beklentisi artık yalnızca yol, hastane ve altyapı değil.

Daha yüksek refah, daha güçlü hukuk, daha kaliteli eğitim, daha fazla fırsat ve özellikle gençler için daha umut verici bir gelecek.

Başa dönersek.

AK Parti 25 yıldır neden ayakta?

Çünkü tek bir başarı formülü yok.

Erdoğan'ın güçlü liderliği var.

Geniş ve disiplinli bir teşkilat yapısı var.

Toplumun değişen sosyolojisini okuyabilme kabiliyeti var.

Ekonomik ve sosyal politikalardan oluşan güçlü bir ilk dönem performansı var.

Anadolu'nun yükselen ekonomik ve sosyal kesimleriyle kurulan bağ var.

Hizmet siyaseti var.

Güçlü siyasi iletişim var.

Krizlerden yeniden yapılanarak çıkabilme becerisi var.

Ve bütün bunların üzerinde, Türkiye'deki geniş bir seçmen kitlesiyle kurulan uzun süreli bir siyasi ilişki var.

Bu nedenle AK Parti'nin 25 yıllık hikâyesi yalnızca bir parti tarihi değildir.

Aynı zamanda Türkiye'nin son çeyrek asrının siyasi, ekonomik ve sosyolojik dönüşümünün de hikâyesidir.

Fakat 25 yılı geride bırakmak, önümüzdeki 25 yılın da garanti olduğu anlamına gelmiyor.

Tam tersine, uzun süre iktidarda kalan partiler için en büyük tehlike başarıdan sonra değişen toplumu yeterince hızlı okuyamamaktır.

Bugünün Türkiye'si 2002 Türkiye'si değildir.

2002'de seçmenin önceliği ekonomik istikrar, temel kamu hizmetleri ve siyasi normalleşmeydi.

Bugünün seçmeni daha farklı talepler taşıyor.

Daha yüksek gelir, daha ucuz konut, daha güçlü eğitim, liyakat, adalet, özgürlük, teknolojik gelişme ve dünyayla rekabet edebilen bir Türkiye istiyor.

AK Parti'nin önündeki asıl sınav da burada başlıyor.

25 yıl önce değişim talebini okuyarak iktidara gelen parti, şimdi yeni kuşağın değişim talebini okuyabilecek mi?

Asıl mesele budur.

Çünkü siyasi partiler geçmişte yaptıklarıyla tarih yazabilirler.

Ama geleceği, yalnızca geçmiş başarılarıyla kazanamazlar.

AK Parti'nin 25 yıllık hikâyesinin bize öğrettiği belki de en önemli gerçek şudur.

Sandıkta kalıcı başarı, seçmeni bir kez ikna etmekten değil, toplum değiştikçe kendini yeniden anlatabilmekten geçer.

14 Ağustos 2001'de başlayan yürüyüş bugün 25 yılı geride bıraktı.

Şimdi Türkiye'nin önündeki soru AK Parti'nin 25 yılda ne yaptığı değil yalnızca.

Asıl soru, AK Parti'nin bundan sonraki 25 yılda Türkiye'nin değişen beklentilerine nasıl cevap vereceğidir.

Çünkü çeyrek asırlık iktidarın en zor sınavı, iktidara gelmek değil; değişen Türkiye'yi anlayarak iktidar olmanın anlamını yeniden tarif edebilmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Ali Coşkuner Arşivi
SON YAZILAR