Mehmet Ali Coşkuner

Mehmet Ali Coşkuner

DOLANDIRICI DOLANDIRICIYI DOLANDIRMIŞ

Dolandırıcının bile güvende olmadığı bir zamandayız.

Eskiden insanlar kapılarının kilidini hırsızdan korumak için kontrol ederdi.

Sonra telefon dolandırıcılarından korunmayı öğrendik.

Toplum olarak çok garip bir zamandan geçiyoruz.

İyi niyetin istismar edildiği, güvenin ticarete dönüştüğü, vicdanın menfaat karşılığında pazarlık konusu yapıldığı bir dönem yaşıyoruz.

Elbette herkes böyle değil.

Dürüst yaşayan, alın teriyle kazanan milyonlarca insan var.

Ancak fırsatçılar, toplumun tamamının güven duygusuna zarar vermeye yetiyor.

Eskiden dolandırıcılar sadece masum insanları hedef alırdı.

Bugün ise işin rengi tamamen değişti.

Artık dolandırıcı, dolandırıcıyı dolandırıyor.

Onu dolandırmaya çalışan başka bir dolandırıcı çıkıyor.

Bir başkası ise onları dolandırmaya kalkarken kendi tuzağına düşüyor.

Ortaya öyle bir tablo çıkıyor ki, "Kim kimi dolandırdı?" sorusunun cevabını bulabilmek için neredeyse bilirkişi raporu gerekiyor.

Bir düşünün...

Dolandırıcı, dolandırıcıyı dolandırıyor...

Dolandırılan dolandırıcı, hakkını aramak için gidiyor.

Diğer ortağını suçluyor.

Öteki de "Ben her şeyi anlatacağım." diyor.

Bir başkası etkin pişmanlığa başvuruyor.

Diğeri ihbarcı oluyor.

Bir diğeri itirafçı...

İnsan ister istemez gülümsüyor.

Çünkü ortada öyle bir tablo var ki, dolandırıcının bile dolandırılmaktan korktuğu bir döneme geldik.

Eskilerin "Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste." sözü bugün farklı bir anlam kazandı.

Artık haram kazanç peşinde koşanlar, çoğu zaman kendi kurdukları tuzağın içine düşüyor.

Ne yazık ki bu tablo sadece bireysel dolandırıcılıklardan ibaret değil.

Siyasette...
Ticarette...
Derneklerde...
Vakıflarda...
Sosyal medyada...
İş dünyasında...

Hatta dostlukların ve akrabalıkların içinde bile menfaat hesapları yapılabiliyor.

Birileri makam için...
Birileri para için...
Birileri şöhret için...
Birileri de sadece daha fazlasını kazanabilmek için her değeri gözden çıkarabiliyor.

Sonra ne oluyor?

Aynı masada oturanlar mahkeme koridorlarında birbirini suçluyor.

Dün "Kardeşim." diyenler, bugün ifade verirken birbirlerinin adını tek tek sıralıyor.

Dün birlikte fotoğraf verenler, bugün "Onu tanımıyorum." diyebiliyor.

Çünkü menfaat ortaklığı, gerçek dostluk değildir.

Çıkar bittiği anda ortaklık da bitiyor.

Aslında son yıllarda açılan birçok soruşturmada gördüğümüz manzara hep aynı.

İlk kriz anında herkes kendini kurtarmanın hesabını yapıyor.

Kimisi etkin pişmanlık diyor, kimisi itirafçı oluyor, kimisi gizli bildiklerini anlatıyor.

Dün sır gibi saklanan bilgiler, bugün pazarlık konusu haline geliyor.

İşin en acı tarafı ise bütün bunlar yaşanırken toplumun güven duygusunun da her gün biraz daha yıpranmasıdır.

Artık insanlar telefon çaldığında şüpheleniyor.

Kapıyı çalan kişiye güvenemiyor.

İnternette gördüğü ilana inanamıyor.

Yardım kampanyasını sorguluyor.

Bağış yaparken bile iki kez düşünüyor.

Birkaç kişinin açgözlülüğü, milyonlarca dürüst insanın güvenini de zedeliyor.

Oysa bir toplumun en büyük zenginliği para değildir.

En büyük zenginlik güvendir.

Güven varsa ticaret büyür.
Güven varsa siyaset güçlenir.
Güven varsa dernekler hizmet üretir.
Güven varsa insanlar birbirine omuz verir.

Ama güven kaybolduğunda herkes birbirinden şüphe eder hâle gelir.

Bugün yaşadığımız sıkıntının özünde de işte bu güven kaybı vardır.

Yalan üzerine kurulan düzen uzun ömürlü olmaz.

Menfaat üzerine kurulan dostluk ilk fırtınada dağılır.

Haram kazanç ise er ya da geç sahibini de yakar.

Son söz...

Dolandırıcının bile dolandırıldığı bir yerde kimse kendini akıllı sanmasın.

Çünkü hırsın pusulası olmaz.

Vicdanını kaybeden, eninde sonunda yolunu da kaybeder.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Ali Coşkuner Arşivi
SON YAZILAR