Tek başına seyahat eden daha çok yol alır
Tek başına seyahat eden daha çok yol alır; ilk duyulduğunda fazla iddialı gelen sözlerden biri gibi geliyor. Sonra insan düşünüyor: Belki de mesele seyahat etmek değil.
Mesele, yanında kimse yokken hangi yöne gideceğini kendinin seçebilmesi.
Kalabalıkla yürümek kolaydır. Herkes sola dönüyorsa sola dönersin. Herkes bir yerde duruyorsa durursun. Herkes aynı yere gitmek istiyorsa sen de oraya gidersin. Kimse nedenini sormaz. Çünkü herkes aynı şeyi yapıyordur.
Hayatın büyük bölümünde de böyle yaşamıyor muyuz zaten? Okul, iş, ev, araba, düğün, çocuk, kredi, tatil, emeklilik.
Sonra bir bakıyorsun, başkalarının çizdiği güzergâhta gayet düzgün bir şekilde ilerlemişsin ama nereye gittiğini hiç düşünmemişsin. Yanında insanlar varken yolculuk daha eğlenceli olabilir. Buna itirazım yok. Bir manzarayı paylaşmak, yolda saçma sapan bir şeye gülmek, kaybolunca beraber söylenmek güzeldir. Ama tek başına yola çıkmanın başka bir tarafı var. Kimseye danışmadan karar verirsin. İstersen erken kalkarsın, istersen bir kasabada durursun, istersen planını bozup başka bir yola girersin. İstersen bütün gün hiçbir şey yapmadan bir bankta oturursun.
Kimseye “Burada ne kadar kalalım?” diye sormazsın. Çünkü yol senindir.
Belki insanın zaman zaman buna ihtiyacı vardır.
Kendi hayatının direksiyonuna gerçekten oturmaya.
Çünkü kalabalıkların içinde insan kendi sesini çok kolay kaybediyor.
Ne yiyeceğimiz konusunda bile başkalarının fikrini soruyoruz. Nerede yaşayacağımızı, ne giyeceğimizi, hangi telefonu alacağımızı, hangi arabaya bineceğimizi, hangi müziği dinleyeceğimizi… Hatta bazen neyi sevip neyi sevmediğimizi bile başkalarından öğreniyoruz.
Sosyal medya bunun en güzel örneği. Bir yere gitmeden önce fotoğraflarına bakıyoruz. Bir şey almadan önce insanların yorumlarını okuyoruz. Bir restoran seçerken puanına bakıyoruz. Bir şarkıyı dinlemeden önce kaç milyon kişinin dinlediğini görüyoruz. Sonra da bütün bunların sonunda kendimize ait bir zevkimiz olduğunu düşünüyoruz. Belki de insanın yalnız kalması biraz bu yüzden gerekli. Kimsenin ne düşündüğünü bilmeden bir şey seçebilmek için. Bir yere sırf merak ettiğin için gidebilmek için. Kimse beğenmediği halde bir şeyi sevebilmek için. Ve gerektiğinde, herkes başka tarafa giderken ters yöne yürüyebilmek için. Ama tek başına yolculuğun en güzel tarafı bence başka. İnsan yalnızken kendisiyle karşılaşmak zorunda kalıyor. İlk birkaç saat güzel. Sonra sessizlik başlıyor. Konuşacak kimse yok. Telefonu çıkarıp birilerine yazabilirsin tabii. Ama bir süre sonra onun da anlamı azalıyor. Geriye sen kalıyorsun. Düşüncelerin, korkuların, merakların, saçma takıntıların.
Ve yıllardır susturmayı başardığın o iç ses. İşte insanın asıl yolculuğu orada başlıyor. Çünkü başkalarıyla birlikteyken kendimizi onlara göre ayarlayabiliyoruz. Yalnızken bunu yapacak kimse yok. Kendinden kaçacak yer kalmıyor. Nereye gidersen kendinden kaçabilirsin ki? Belki de bu yüzden herkes yalnız kalmayı sevmiyor. Oysa yalnız olmak her zaman yalnız hissetmek değildir. Bazen insan, kalabalığın ortasında dünyanın en yalnız insanı olabilir. Bazen de bilmediği bir şehirde, tek başına yürürken hayatında hiç olmadığı kadar kendisiyle beraber olabilir.
Bir sokak.
Bilmediğin bir dil.
Tanımadığın insanlar.
Haritada daha önce görmediğin bir yer.
Ve bütün bunların içinde yalnızca senin verdiğin kararlar.
İşte o zaman insan anlıyor: Yolun uzunluğunu bazen yanında kaç kişinin olduğu değil, kendi yönünü ne kadar özgürce seçebildiğin belirliyor. O yüzden tek başına seyahat eden daha çok yol alır deniyor belki.
Yanında kimse yok.
Kimse seni yavaşlatmaz.
Ama daha önemlisi, kimse seni kendi yolundan da saptıramaz. Elbette insan hayatını tamamen yalnız geçirmek zorunda değil. Hatta bence böyle bir hayat eksik olur.
İnsan paylaşmalı, sevmeli, dost edinmeli.
Birinin yanında yürümeli.
Ama bütün bunların arasında zaman zaman tek başına da yola çıkabilmeli, çünkü insan başkalarıyla beraberken onların hikâyesinin bir parçası oluyor.
Tek başınayken ise kendi hikâyesini yazıyor.
Belki mesele gerçekten daha fazla yol almak değildir.
Belki mesele, sonunda dönüp geriye baktığında, “Bu yolu ben seçtim.” diyebilmektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.