Sözün silah olduğu çağda retorik

Retorik, Antik Çağ’dan itibaren eğitimin temel unsurlarından biri olmuş, üniversitelerde bir bilim ve ders olarak okutulmuştur. Tarihte iz bırakmış pek çok düşünürün, devlet adamının ve siyasetçinin retorik eğitimi aldığını biliyoruz. Peki bugün nerede duruyoruz? Retorik hâlâ bazı üniversitelerde akademik bir disiplin olarak varlığını sürdürse de genel eğitim anlayışında hak ettiği yeri koruyabildiğini söylemek pek mümkün değil. Oysa insanın en önemli özelliklerinden biri olan sözlü iletişim ve düşünceyi ifade etme becerisi açısından bu alanın önemi tartışılmaz.

Eğitim yalnızca bir işin nasıl yapılacağını öğretmekten ibaret değildir. İnsana, o işi yaparken aniden karşısına çıkabilecek olumsuzluklar karşısında nasıl hareket edeceğini de öğretmelidir. Aksi takdirde kişi, ezberlediği yöntem işe yaramadığında sudan çıkmış balığa döner. Doğaçlama yeteneği yeterince gelişmemiş birey, beklenmedik bir durum karşısında çoğu zaman nasıl davranacağını bilemez. Günümüzde internetin ve sosyal medyanın üzerimize boca ettiği sayısız uyaranın da bu durumu beslediğini düşünüyorum. Sürekli hazır cevaplara, hazır fikirlere ve başkalarının düşüncelerine maruz kalan zihin, kendi muhakemesini geliştirmeye yeterince fırsat bulamıyor.

Oysa teori ile pratik birbirinin düşmanı değil, tamamlayıcısıdır. Teorik bilgi, pratikte karşılaşacağımız durumları değerlendirebilmemiz için bize bir zemin hazırlar. Elbette yalnızca teorik bilgiyle doğaçlama yeteneği kazanılmaz; bunun uygulamayla ve muhakemeyle desteklenmesi gerekir. Ancak düşünsel altyapısı olmayan birinin beklenmedik durumlar karşısında sağlıklı kararlar verebilmesi de oldukça güçtür.

Bir fikri ele alalım mesela. Sadece o fikri öğrenip benimseyerek onun savunucusu olmak, insanın düşebileceği en büyük düşünsel acziyetlerden biridir. Yapılması gereken, karşıt fikirler hakkında da bilgi sahibi olmak, bunları kendi akıl süzgecimizden geçirmek ve ancak bundan sonra bir kanaate varmaktır. Çünkü bir düşünceyi gerçekten benimsemek, onu hiç sorgulamadan kabul etmek değil, karşısına çıkan itirazlara rağmen neden savunduğunu bilmektir.

Bilgi, geçmişte olduğu gibi bugün de çok büyük bir güç, hatta önemli bir silahtır. Fakat silahı kullanmayı bilmeyen kişi hem kendisine hem de çevresine şüphesiz zarar verir. Üstelik bu silahın nasıl kullanıldığını bilmek kadar, başkalarının onu bize karşı nasıl kullandığını anlamak da önemlidir.

Retoriğin asıl kıymeti de burada ortaya çıkıyor. Antik Yunan düşüncesinde retorik yalnızca güzel konuşma veya insanları ikna etme sanatı değildi. Aristoteles’in ortaya koyduğu ethos, pathos ve logos kavramları, iknanın güvenilirlik, duygu ve akıl yürütme gibi farklı temeller üzerine inşa edildiğini gösteriyordu. Bir başka ifadeyle retorik, sözün nasıl etkili kullanılacağını anlamanın yanında, karşımızdaki kişinin bizi hangi yöntemlerle etkilemeye çalıştığını kavramamıza da yardımcı oluyordu.

Bunun ne denli tehlikeli bir silaha dönüşebileceğini tarihten biliyoruz. Nazi Almanyası’nın propaganda bakanı Joseph Goebbels, Hitler rejiminin toplumu yönlendirme ve kendi ideolojisini meşrulaştırma çabasında merkezi bir rol oynadı. Sansür, medya kontrolü, kitlesel gösteriler ve sistematik propaganda, bu mekanizmanın temel araçlarıydı. Goebbels’e atfedilen, ancak tarihsel kaynaklarda doğrulanamayan meşhur bir söz vardır: Bir yalan ne kadar sık tekrarlanırsa insanların ona inanma ihtimali o kadar artar. Bu sözün gerçekten ona ait olup olmamasından bağımsız olarak, propaganda mekanizmasının nasıl çalıştığını oldukça iyi özetlediği söylenebilir.

Çünkü bir bomba, bombadır. Çalışma mekanizması, içindeki enerji ve yaratacağı tahribat bellidir. Gerekli önlemleri alarak ondan korunmak mümkündür. Fakat bilgi, sözcükler ve düşünceler böyle değildir. Bazen en tehlikeli fikirler, en makul cümlelerin arkasına saklanır. Bazen bir yalan, öylesine süslü ve teknik bir anlatımla sunulur ki insan karşısındaki metnin doğruluğunu sorgulamak yerine kendi bilgisinden şüphe etmeye başlar.

Sosyal medya, bu bilgi silahının savaş meydanına dönüşmüş durumda. Para kazanmak, dikkat çekmek veya duygusal tatmin sağlamak uğruna sözcükler adeta makineli tüfek gibi kullanılıyor. Karşımıza çıkan metinlerin bir kısmı belki doğru bilgiler içeriyor. Ancak bunları kaleme alan kişi teknik terimler, uzun cümleler ve süslü bir üslupla anlatısını öylesine iyi paketliyor ki okuyan kişi çoğu zaman içeriği sorgulamak yerine anlatımın etkisine kapılıyor. Kimi hayatını bu metinlere göre şekillendiriyor, kimi de sorgulamadan o fikirlerin savunucusu haline geliyor.

Burada asıl sorun, insanların bilgiye ulaşamaması değil, ulaştıkları bilgiyi değerlendirecek araçlardan yoksun olmasıdır. Bir metnin bilimsel görünmesi, onun bilimsel olduğu anlamına gelmez. Bir kişinin kendinden emin konuşması, haklı olduğunu göstermez. Uzun cümleler kurmak, sağlam argümanlar üretmek demek değildir. Hatta bazen anlatımın karmaşıklığı, düşüncenin içindeki boşlukları gizlemek için kullanılan bir perdeye dönüşür.

Yapılması gereken, önümüze gelen metinleri süzebilmek. Fakat tek bir elekle her şey süzülemez; doğru eleğe ihtiyaç vardır. Bu eleklerden biri de retoriktir. Elbette retorik tek başına hakikati bulmamızı sağlamaz. Mantık, kanıt değerlendirme ve eleştirel düşünmeyle birlikte kullanıldığında gerçek işlevini yerine getirir. Retorik yalnızca ofansif bir bilim değil, aynı zamanda defansif bir araçtır. İnsanlara düşüncelerini etkili biçimde savunmayı öğrettiği kadar, başkalarının ikna yöntemlerini tanımayı da öğretir.

Modern çağlar bireyselleşme üzerine gelişiyor. Ancak insan hâlâ sosyal bir canlı; topluma, topluluğa ve iletişime ihtiyaç duyuyor. Bununla birlikte toplumun bir parçası olmak, bireyin kendi düşünsel bağımsızlığından vazgeçmesini gerektirmiyor. Tam tersine, insanın toplum içerisinde varlığını sürdürebilmesi için kendi zihnini de koruması gerekiyor. Hele ki her yerden bilgi fışkıran, herkesin bir konuda uzman kesilebildiği ve sözcüklerin bu kadar kolay silaha dönüştürülebildiği bir çağda…

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla bilgi değil, sahip olduğumuz bilgiyi kullanabilme ve bize sunulan bilgiyi sorgulayabilme becerisidir. Her duyduğuna inanmayan, her okuduğunu benimsemeyen, kendi düşüncesine yöneltilen itirazlardan kaçmak yerine onları değerlendirebilen bireyler yetiştirmek zorundayız.

Çünkü mesele yalnızca kendimizi ifade edebilmek değil, başkalarının ifadeleri karşısında da savunmasız kalmamaktır. Retorik bize herkesi ikna etmenin yollarını gösterebilir. Fakat belki de ondan öğrenmemiz gereken en önemli şey, her ikna girişimine teslim olmamaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Muhammet Torun Arşivi
SON YAZILAR