Hepimiz bir şeylere bağımlıyız

Bağımlılık deyince hâlâ çoğumuzun aklına aynı görüntü geliyor. Elinde sigara olan biri, masanın üzerinde birkaç şişe, iskambil kağıtları...

Oysa bağımlılık artık o kadar açık seçik yaşanmıyor. Hatta çoğu zaman bağımlı olduğumuzu bile düşünmüyoruz. Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyoruz mesela. Daha yataktan kalkmadan başkalarının hayatlarına bakıyoruz. Kim ne yazmış, kim ne paylaşmış, kim kimin fotoğrafını beğenmiş, gece dünyada ne olmuş…

Kendi hayatımıza başlamadan önce başkalarının hayatlarını kontrol ediyoruz. Sonra işe gidiyoruz. İlk fırsatta yine telefon. Çay içerken telefon. Yemek yerken telefon. Tuvalette telefon. Otobüste telefon. Sırada telefon. Bir arkadaşımızla otururken bile telefon. Hatta bazen karşımızdaki insan konuşurken telefon ekranına bakıyoruz ve bunun kabalık olduğunu bile düşünmüyoruz artık.

Çünkü herkes yapıyor.

Herkes yapınca da normal oluyor.

Bence çağımızın en tehlikeli taraflarından biri tam olarak bu: Bağımlılıkların normalleşmesi. Eskiden bir insanın kumar oynaması garip karşılanırdı. Şimdi cebimizde bizi saatlerce tutmak üzere tasarlanmış bir cihaz taşıyoruz ve günde birkaç saatimizi ona teslim ettiğimizde bunun adına “boş vakit” diyoruz.

Bir uygulamayı açıyoruz. Bir video. Sonra bir video daha. Bir haber. Bir başka haber. Bir yorum. Bir başka yorum. Derken yarım saat geçmiş. Ama ortada yaptığımız hiçbir şey yok. Bize bir şey de kalmıyor. Ne öğrendiğimizi hatırlıyoruz ne izlediğimizi. Sadece biraz daha yorulmuş oluyoruz. Üstelik telefon bağımlılığı, bu çağın bağımlılıklarından yalnızca biri.

Bir de ilgi bağımlılığı var.

Bence bunun üzerinde daha fazla konuşmamız gerekiyor.

İnsanların artık yalnızca sevilmek değil, sürekli olarak görünür olmak istemesi… Yaşamak için yaşanmıyor artık hayatlar, bir başkası görsün diye her şey.

Bir yere gidiyoruz, fotoğraf çekiyoruz. Bir şey yiyoruz, paylaşıyoruz. Bir başarı elde ediyoruz, duyuruyoruz. Tatile çıkıyoruz, gösteriyoruz. Üzgünüz, onu bile gösteriyoruz. Sanki yaşadığımız hiçbir şey, başkaları tarafından görülmediği sürece tam olarak gerçekleşmiş sayılmıyor.

Bir insanın kendi hayatını yaşaması yetmiyor, seyirci istiyor; ve seyirci sayısı arttıkça kendisini daha değerli hissediyor.

Bir paylaşım beklediği ilgiyi görmeyince moralimiz bozuluyor. Bazen tek bir kırmızı kalp işareti, bütün günümüzün ruh hâlini değiştirebiliyor. Bunun sağlıklı olduğunu söylemek zor.

Çünkü insanın kendisiyle ilgili düşüncesi, yavaş yavaş kendi içinden değil başkalarının tepkilerinden oluşmaya başlıyor. Daha kötüsü, artık yalnızca ilgiye değil mutluluğa da bağımlı hâle geliyoruz. Her an iyi hissetmemiz gerektiğine inanıyoruz. Canımız sıkıldığında hemen bir şey açıyoruz. Üzüldüğümüzde alışveriş yapıyoruz. Yalnız kaldığımızda sosyal medyaya giriyoruz. Sıkıldığımızda dışarı çıkıyoruz. Evde kaldığımızda film açıyoruz, film bitince başka bir şey açıyoruz. Artık filmleri bitirmek bile bir mesele. Öyleki ekranda film akarken, telefondan bir başka bir şey daha oynuyor çoğu insanın evinde.

Çünkü sessizlikten korkuyoruz.

Kendi kafamızın içinden korkuyoruz.

Belki de en büyük problemimiz burada başlıyor.

Kendimizle baş başa kalamıyoruz.

Belki de özgürlük biraz da şu cümleyi yeniden söyleyebilmek: “İstemiyorum.”

Yeni videoyu izlemek istemiyorum. Telefonuma bakmak istemiyorum. Beni herkesin sevmesini istemiyorum. Her gün mutlu olmak zorunda değilim. Daha fazlasına ihtiyacım yok.

Ve evet…

Bugün hiçbir şey yapmayacağım.

Çünkü belki de uzun zamandır ilk kez gerçekten kendi hayatımı yaşayacağım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Muhammet Torun Arşivi
SON YAZILAR