Empati hatası
Bir insanın neden öyle davrandığını anlamak için bazen kendimize sormamız gereken en son soru şudur: Ben olsam ne yapardım?
Çünkü biz, çoğu zaman başkalarını anlamaya çalışırken farkında olmadan kendimizi onların yerine koymuyoruz. Onları kendi yerimize koyuyoruz.
Kendi imkânlarımızı, korkularımızı, alışkanlıklarımızı, yetiştiğimiz ortamı ve hayata bakışımızı alıp karşımızdaki insanın hayatına taşıyoruz. Sonra da bizim yerimizdeymiş gibi davranmadığı için onu yargılıyoruz.
İşin ilginç tarafı, bunu çoğu zaman iyi niyetle yapıyoruz.
Birine akıl veriyoruz mesela. “Ben olsam öyle yapmazdım” diyoruz. Bir başkasına, “İnsan biraz çabalasa her şeyin üstesinden gelir” diye öğüt veriyoruz. Bir başkasının neden mutsuz olduğunu anlayamıyoruz. Elindekilere bakıp mutlu olması gerektiğine karar veriyoruz.
Peki, gerçekten onun yerinde olsak aynı şeyi yapar mıydık?
Belki de asıl mesele tam olarak burada başlıyor. Bir insanın koşullarını bilmekle o koşulların içinde yaşamak aynı şey değil.
Yoksulluğu dışarıdan gören biri, parasını biriktiremeyen insanı sorumsuz bulabilir. Oysa ay sonunu getirmeye çalışan birinin öncelikleriyle, geleceği için yatırım yapabilen birinin öncelikleri aynı değildir. Birinin tasarruf edememesi, diğerinin savurganlığından değil, ortada tasarruf edilecek bir şey kalmamasından kaynaklanabilir.
Benzer bir yanılgıyı insan ilişkilerinde de yaşıyoruz. Yalnız birine arkadaş edinmesini, mutsuz birine hayata olumlu bakmasını, korkan birine cesur olmasını söylüyoruz. Sanki bunları yapmamak bir tercih meselesiymiş gibi. Sanki herkes aynı başlangıç çizgisinden yarışa başlamış, aynı engelleri aşmış ve aynı imkânlarla bugüne gelmiş gibi.
Üstelik insanların yalnızca koşulları farklı değil. Aynı olayın iki insan üzerinde bıraktığı etki de farklı olabilir. Birinin kolayca atlattığı bir şey, bir başkasının hayatında derin bir iz bırakabilir. Birinin göze alabildiği risk, diğeri için kaybedecek son şey anlamına gelebilir.
Bunları anlamak için karşımızdaki insanla aynı fikirde olmamız gerekmiyor. Yalnızca onun hayatını kendi ölçülerimizle tartmaktan vazgeçmemiz gerekiyor.
Çünkü empati, bir başkasının ne yapması gerektiğini düşünmek değil, neden başka türlü davranamadığını anlamaya çalışmaktır.
Elbette burada ince bir çizgi var. İnsanların koşullarını anlamak, yaptıkları her şeyi haklı bulmak demek değil. Her davranışın bir açıklaması olabilir ama her açıklama bir mazeret değildir. Başkasının hayatını anlamaya çalışırken sorumluluk kavramını bütünüyle ortadan kaldırmak da başka bir yanılgıdır.
Ancak bir davranışı eleştirmekle bir insanı anlamaya çalışmak birbirine engel değil. Hatta sağlıklı bir eleştiri, çoğu zaman anlamaya çalışmakla başlar.
Belki de bu yüzden, başkaları hakkında hüküm verirken biraz daha yavaş davranmalıyız. Bir insanın neden başarısız olduğunu, neden bir türlü harekete geçemediğini, neden yanlış bir ilişkide kaldığını veya neden bizim için çok basit görünen bir kararı veremediğini hemen açıklamaya kalkışmamalıyız.
Görmediğimiz şeyler olabilir. Bilmediğimiz hikâyeler, bize hiç anlatılmamış mücadeleler, dışarıdan fark edilmeyen korkular…
Üstelik bu mesele yalnızca başkalarını anlamakla da ilgili değil. Bazen insan kendisine de aynı haksızlığı yapıyor. Başkasının başarısıyla kendi hayatını karşılaştırıyor, onun sahip olduğu imkânları hesaba katmadan kendisini yetersiz buluyor. Başkasının hızını kendi ölçüsü kabul edip geride kaldığını düşünüyor.
Oysa herkesin hayatı aynı şartlarda başlamıyor ve aynı yöne ilerlemiyor.
Başkalarının koşullarını bilmeden onları yargılamak ne kadar yanlışsa, kendi koşullarımızı görmezden gelerek kendimizi yargılamak da o kadar yanlış.
Belki dünyayı daha yaşanabilir bir yer hâline getirmek için büyük fikirlerden önce küçük bir alışkanlığa ihtiyacımız var: Hemen hüküm vermemek.
Birini anlamadığımızda, onun yanlış yaptığından emin olmak yerine bizim bilmediğimiz ne olduğunu sormak.
Çünkü insan, kendi hayatının içinden baktığında her şeyi olduğundan daha basit görebiliyor. Kendi aşabildiği engelleri herkesin aşabileceğini, kendi vazgeçebildiği şeylerden herkesin vazgeçebileceğini sanıyor.
Oysa insanın göremediği en büyük körlük, kendi bakış açısının sınırları olabilir.
Ve belki de gerçek empati, kendimizi bir başkasının yerine koyduğumuzu sanmayı bırakıp onun yerinin nasıl bir yer olduğunu gerçekten merak etmekle başlar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.