Estetik kaygısı güçsüzlüğün ilk belirtisidir

İnsan ne zaman kendi olmaktan vazgeçip başkalarının gözünde nasıl göründüğünü düşünmeye başlar? Bu sorunun cevabı, sandığımızdan çok daha derin bir yerde yatıyor olabilir. Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin bozulduğu ilk an, çoğu zaman kendisini başkalarının bakışından seyretmeye başladığı andır.

Estetik kaygısı, ilk bakışta bir incelik, bir zevk meselesi gibi görünür. Güzel giyinmek, güzel konuşmak, güzel bir evde yaşamak, güzel görünmek… Bunların hiçbirinde başlı başına bir sorun yoktur. İnsan, çevresini güzelleştirmek ve kendisini ifade etmek ister. Sanatın tarihi de bir bakıma bu isteğin tarihidir. Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken bir ayrım var: Güzele duyulan ilgiyle güzel görünme zorunluluğu aynı şey değildir.

İlki insanın dünyayla kurduğu ilişkinin bir sonucudur. İkincisi ise çoğu zaman insanın kendisiyle kuramadığı ilişkinin.

Bir insanın güzel görünmek istemesi doğaldır. Fakat güzel görünmediğinde kendisini değersiz hissetmesi, meselenin artık estetik olmaktan çıktığını gösterir. Çünkü bu noktada güzellik bir tercih değil, bir varoluş şartı hâline gelmiştir. İnsan artık yaşamakla değil, yaşadığı hayatın nasıl göründüğüyle ilgilenmektedir.

Modern insanın en büyük açmazlarından biri de budur. Hayatını yaşamaktan çok, yaşadığı hayatın görüntüsünü üretir. Gittiği yeri deneyimlemekten çok orada bulunduğunu göstermeye, bir şey öğrenmekten çok bilgili görünmeye, bir şey üretmekten çok üretken görünmeye çalışır. Gerçekliğin kendisi giderek önemsizleşirken, gerçekliğin sunumu başlı başına bir uğraşa dönüşür.

Sosyal medya bu eğilimi icat etmedi; yalnızca onu görünür, ölçülebilir ve sürekli beslenebilir hâle getirdi. Beğeniler, takipçiler, yorumlar ve görüntülenme sayıları… İnsan, kendi değerini ölçmek için kendi dışında bir cetvel buldu. Üstelik bu cetvelin üzerinde hiçbir zaman yeterince yukarıda olamayacağını da çok geçmeden öğrendi.

Çünkü görünüş üzerinden kurulan üstünlük, doğası gereği geçicidir. Her zaman daha güzel görünen, daha iyi giyinen, daha çok kazanan, daha fazla ilgi gören biri vardır. Kendisini başkalarının gözünde kuran insan, kendi değerini de başkalarının eline bırakmış demektir. Böyle bir insanın özgür olması mümkün müdür?

İşte güçsüzlük dediğim şey tam olarak burada başlıyor.

Güçsüzlük, insanın güzel olamaması değildir. Güçsüzlük, güzel görünmediğinde kendisini savunamamasıdır. Güçsüzlük, başkalarının beğenisine ihtiyaç duymak değil, o beğeni olmadan kendi varlığını anlamlandıramamaktır. İnsanların kendisi hakkında ne düşündüğünü merak etmek değil, kendi hakkında düşünebildiği her şeyi onların düşüncelerine göre değiştirmektir.

Elbette estetik kaygısının her türünü bir zayıflık belirtisi olarak değerlendirmek haksızlık olur. Bir sanatçının biçim üzerine düşünmesi, bir insanın kendisine yakışanı araması veya bir mimarın güzelliğin peşinden gitmesi, insanın yaratıcı gücünün tezahürüdür. Buradaki mesele estetik değil, estetiğin arkasına saklanan korkudur. Beğenilmeme korkusu, sıradan bulunma korkusu, görünmez olma korkusu.

İnsan bazen kendisini geliştirdiğini sanırken yalnızca kendisini pazarlamayı öğrenir. Daha iyi bir insan olmak yerine daha iyi bir izlenim bırakmaya çalışır. Bilgisini derinleştirmek yerine bilgisini sergiler. Bir eserin karşısında saatlerce düşünmek yerine o eserin önünde fotoğraf çektirir. Kitap okumayı bir zihinsel faaliyet olmaktan çıkarıp kültürel bir aksesuar hâline getirir.

Bütün bunların ortak noktası, yapılan şeyin kendisinden çok başkalarında yaratacağı etkinin önemsenmesidir.

Oysa insanın bazı şeyleri kimse görmeden de yapabilmesi gerekir. Kimsenin duymayacağı bir müziği çalmak, kimsenin okumayacağı bir kitabı bitirmek, kimsenin bilmeyeceği bir konuda kendini geliştirmek… Bunlar, insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin ne kadar sağlam olduğuna dair önemli işaretlerdir. Çünkü ortada ödül yoktur. Alkış yoktur. Birilerine kanıtlama zorunluluğu yoktur. Yalnızca yapılan şey ve onu yapan insan vardır.

Belki de bugün yeniden öğrenmemiz gereken şey budur: Her eylemimizin bir seyirciye ihtiyacı yoktur.

Güzelliği sevebiliriz ama güzel görünmek zorunda değiliz. Sanatı önemseyebiliriz ama kültürlü görünmek zorunda değiliz. Başarılı olabiliriz ama başarımızı sürekli ilan etmek zorunda değiliz. Hatta bazı şeylerde başarısız olmayı, bunu kimseye açıklamadan ve kendimize bir kimlik meselesi hâline getirmeden kabullenebiliriz.

Çünkü insanın özgürlüğü, her istediğini yapabilmesinde olduğu kadar, kendisini göstermek zorunda hissetmediği bir hayat kurabilmesinde de saklıdır.

Estetik, insanın dünyaya kattığı bir anlamdır. Fakat insan kendi varlığını yalnızca estetik bir nesneye dönüştürdüğünde, kendi hayatının öznesi olmaktan çıkar ve kendi görüntüsünün seyircisine dönüşür.

Belki de asıl soru, güzel olup olmadığımız değil; güzel görünmediğimizde geriye kim olduğumuzun kalıp kalmadığıdır.

Estetik kaygısı, güçsüzlüğün ilk belirtisidir. Ama yalnızca insanın kendi değerini güzelliğe, görünürlüğe ve başkalarının onayına teslim ettiği yerde. Çünkü insanın kendisi olmaya cesaret edemediği yerde, başkalarına nasıl göründüğü bir hayat meselesine dönüşür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Muhammet Torun Arşivi
SON YAZILAR