KİTABA GİREMEYENLER CENNETE GİREBİLECEK Mİ?

Normalde bugün Milli Eğitim Bakanının yayınladığı genelgeyi yazacaktım. Kılık kıyafetten sınıf geçmeye kadar pek çok değişikliğin yapıldığı, 44 maddeden oluşan ve takdire şayan olarak değerlendirdiğim genelgeyi detayları ile yazmak istiyordum. Ancak geçtiğimiz perşembe günü ofiste sekreter hanım bir davetiye ile bir kitap getirdi. Davetiye Samsun Üniversitesi tarafından gönderilmiş, yanına da "Köklerden Geleceğe" adında, 2018/2026 yılları arasını anlatan, kalınca kuşe kağıda basılmış bir kitap gelmiş. Kitabı biraz inceleyeyim, bakayım ne var içerisinde dedim. Zaman zaman OMÜ de faaliyetleriyle ilgili, genellikle teknik ağırlıklı kitaplar bastırır ve basına yollar. Bunu da o minvalde hazırlanmış bir kitap olarak değerlendirdim ama maalesef yanılmışım. Bunca emek ve para verilerek hazırlanan kitapta Mahmut Hocanın reklamı dışında törenler var, bir de şehirde yaşayan bazı iş adamları ile iki gazeteci ve bazı esnafın Mahmut Hoca ile ilgili övgüleri var. Başka da bir şey yok. Canik'te FETÖ'cülerin kurup belli bir noktaya getirdiği Canik Başarı Üniversitesine devlet el koyduktan sonra Canik kampüsüne çivi çakılmamış. Orada idari bölümler dışında pek bir şey yok. Yatırımın tamamı Ondokuzmayıs ilçesinde bulunan Ballıca yerleşkesine yapılmış. Kitabı biraz detaylı inceleyince aklıma ilk gelen şey, Mahmut Hoca'nın kitabında olmayanlar acaba cennete girebilecekler mi oldu. Birkaç din adamı ile bazı belediye başkanlarını arayıp, "Acaba bizim halimiz ne olacak, Mahmut Hoca'nın kitabına giremedik, acaba cennete girebilecek miyiz?" demekten kendimi alamadım.

Kitap o kadar acemice ve bilimden uzak hazırlanmış ki anlatamam. Öncelikle Basın Kanunu gereği bir eserin basıldığı matbaayı beyan etme zorunluluğu var. Kitabın basım yeri kısmında sadece Samsun denmiş, başka bir detay yok, bu yanlış. O kısma matbaanın adı, adresi açık ve net yazılma zorunluluğu var. Usul olarak da önce şehrin valisi, belediye başkanı yazar, ardından rektör önsözü veya kitapla ilgili malumat veren yazıyı yazar. Vali beyi ve büyükşehir belediye başkanını, arkalarda Mahmut Aydın'ı övenler bölümünde normal bir vatandaşmış gibi değerlendirmişler. Aynı bölüme bazı iş adamları, sivil toplum kuruluşlarının başkanları ve iki gazetecinin Mahmut Hoca'yı öven yazılarını koyup sadakallahülazim demişler. Allah aşkına böyle bir dergiyi veya kitabı, adına siz ne derseniz deyin, kim ve nasıl hazırladı çok merak ediyorum. Diyelim ki işi bilmiyorsunuz, OMÜ'nün bu minvalde yaptığı pek çok yayın var. Onlardan birini alıp ona göre yapsaydılar, bu kadar hata yapmazlardı.

Bu işin teknik boyutu, gelelim işin vefa ve bürokrasi boyutuna. Seversiniz, sevmezsiniz ayrı bir konu ama hakkını teslim etmek gerekirse gerek SAMÜ'nün kuruluşunda gerekse Mahmut Aydın'ın iki dönem Rektör olmasında ve dergide resimlerini koyduğu iş adamlarına SAMÜ'ye destek vermeleri konusunda en büyük pay Fuat Köktaş'ındır. Ayrıca açılışını yapacağı rektörlük binasına bu kıt zamanda 300 milyon lira gibi devasa bir bütçeyi ayıran Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve Samsun Milletvekili Dr. Mehmet Muş ve emeği geçen diğer vekillerin, belediye başkanlarının, geçmiş ve günümüz il başkanlarının en ufak bir esamesinin olmaması, vefasızlığın bu kadarı da olmaz dedirtecek boyuttadır. Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı'dan tutun da Ondokuzmayıs Belediye Başkanı Osman Topaloğlu ve Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan'ın plan tadilatından yol yapımına kadar onca emekleri olmasına rağmen onlara en ufak bir teşekkürü çok gören, sadece ve sadece kendisini övdürüp kendisine sayfalarca yer veren bir insana ne denir, sizler takdir edin. Ben şahsen şunu beklerdim. Bayraktar Keşif Kampüsü'yle ilgili yapılan bir eser ve aldığı ödülden başlamak üzere, bilim alanında ve üniversiteler arasında dereceye girmede gelinen noktayı anlatan bir dergi diye düşündüm. Doç. Dr. Halil İbrahim Hoca'nın Cumhurbaşkanından aldığı ödülü de Halil İbrahim Hoca'yı derginin orta sayfasına saklayıp adamcağızın resmi bile belli olmayacak noktada olması manidar. Gerçi Halil İbrahim Hoca o işlere takılmaz ama bir şeyi yapıyorsanız adam gibi doğrusunu yapın. Ezcümle olayı bir fıkrayla anlatacak olursak; Devri Osmanlı'da iki adam davalık olurlar. Biri haklı çıkabilmek için kadıya bir halı hediye eder ve haklı çıkması noktasında kadıdan söz alır. Ardından bunu duyan karşı taraf kadı efendiye bir inek hediye eder. İnek halıdan pahalı olduğundan davayı kazanması noktasında o da kadıdan söz alır ve mahkeme başlar. Halı hediye eden bakar ki dava aleyhinde işliyor, döner kadıya, "Kadı efendi, kadı efendi, halimiz ne olacak?" (halimiz derken halıyı ihsas ediyor) deyince kadı efendi, "Halının üstüne inek pisledi." diyor. Şimdi Mahmut Hoca'ya buradan soruyorum... Hocam, o mübarek kitaba giremeyen bizlerin hali ne ola, cehennemi boyladık mı? diyerek sözlerime son veriyorum. Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Adnan Bahadır Arşivi
SON YAZILAR