Kendini Tanımanın Sessiz Gücü
İnsan, kendini tanımaya başladığında önce dünyayı değil, aynaya baktığında gördüğü kişiyi farklı görmeye başlar. Aslında insanın en zor karşılaşması, kendisiyle olan karşılaşmasıdır.
Çünkü insan, başkalarının yüzüne bakmayı erken öğrenir; kendi içine bakmayı ise çoğu zaman erteler.
Oysa insanın en sessiz aynası, kendi vicdanıdır. Orada ne alkışın yankısı vardır ne de yargının gürültüsü. Yalnızca hakikat bekler.
Kendini tanıyan insan kusurlarını inkâr etmez.Ama onları sevilmeye engel olarak da görmez.Eksikliklerini bilir; güçlü yanlarını da...
Ne kibirle büyütür kendini ne de acımasızca küçültür. Olduğu hâliyle hayatın içinde kendine yer açar. Kendini olduğu gibi kabul etmekten vazgeçmez; ama olduğu yerde kalmaya da razı gelmez. Çünkü kendini tanımak, durmak değil; dönüşmeye cesaret etmektir.
Bilir ki emek, anlamını alkıştan değil, insanın kendi vicdanından alır.
Bu yüzden anlaşılmak için kendinden taviz vermez. Çünkü önce kendi sesini duymayı öğrenmiştir. Kendi sesini duyan insan, başkalarının gürültüsünde kaybolmaz.
Belki de insanın hayatındaki en büyük sessizlik, kendi iç sesini ilk kez gerçekten duyduğu andır. O andan sonra mutluluk da başka bir anlam kazanır.
Kendini tanımak, kusursuz olduğunu görmek değildir. Hiç yara almamış olduğunu sanmak da değildir. İnsan bazen en çok, kırıldığı yerleri tanıdıkça kendine yaklaşır.
Çünkü bazı yaralar kapanmaz; ama insan onlarla yaşamayı öğrenir. İşte o zaman değişen yalnızca insanın ruhu değildir.
Bakışı değişir. Bekleyişi değişir. Sevme biçimi değişir.
Artık sevgiyi, eksik kalan yanlarını tamamlayacak bir el gibi değil; paylaşılacak bir hâl gibi taşır.
Sabah aynaya baktığında kendine içten bir tebessüm edebiliyorsa... Küçük bir başarının ardından, kimse duymasa bile içinden "Aferin.” diyebiliyorsa...
Ve bazen tek başına yürürken, sessizliğin içinde kendi kalbine rastlayabiliyorsa...
Bilmelidir ki uzun zamandır aradığı şey, yavaş yavaş yerine oturmaya başlamıştır.
Hayat yine eksiltecektir. Bazı insanlar yine yanlış anlayacaktır. Bazı vedalar yine can yakacaktır. Acı yine kapıyı çalacaktır.
Ama artık içeride onu karşılayan başka biri vardır.
Bu yüzden acı yalnızca kalbine uğrar, canını yakar belki; ama ona değerini unutturamaz. Çünkü insan, kendini tanıdığında hayat kolaylaşmaz. Sadece omuzları biraz daha sağlamlaşır.
Kendini bilen insan her zaman mutlu değildir.
Ama mutsuzluğu, kim olduğunu unutturacak kadar büyümez. Çünkü insan en çok kendinden uzaklaştığında yorulur.
Ve en derin dinlenme, bazen yalnızca kendine dönebildiğin o sessiz anda saklıdır.
Belki de mutluluk dediğimiz şey, coşkuyla gelen büyük bir misafir değildir.
Belki mutluluk, hiçbir yere yetişmeye çalışmadan oturabildiğin bir akşamdır.
Belki acele etmeden içtiğin bir kahvedir.
Belki kendi sesini yabancı biri gibi dinlememektir.
Belki de insanın erişebileceği en büyük huzur, aynaya baktığında gördüğü kişiyi her şeyiyle kabul edip sevebilmesidir. Belki de yalnız kaldığında karşılaştığı kişiyle mutlu olabilmesidir.
Çünkü insan sonunda şunu öğrenir:
Kendini tanımak, başka biri olmak değildir.
Yıllarca üstüne sinen yabancılıkları usul usul üzerinden silkelemektir...
Ve en sonunda, kendi hayatına misafir gibi değil, ev sahibi gibi dönebilmektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.