Sessizliğe özlem
Sokakların sesi...
Koşturan, öfkelenen, mutlu olan, dertli olan insanların sesi...
Kedinin, köpeğin, kuşun; tüm hayvanların sesi...
Kimini hüzünlendiren, kimini neşelendiren, kiminin başını şişiren müziğin sesi...
Denizdeki hırçın dalganın, esip geçen rüzgârın, o rüzgârın çarpıp ses çıkardığı yaprağın sesi...
Dünya ne kadar sesli... Bazen insan, tüm sesleri durdurup gözlerini kapatarak sessizliği dinlemek istiyor. O sırada da kafanın içinden yükselen o iç sesi duyuyorsun. Ve tam o an, dışarısı sustuğunda içerisi konuşmaya başlıyor.
Ne zaman susar bütün sesler ve ne zaman dinlenir insan?
Bir hocam, “İnsan iradesiyle gözünü kapatır, ağzını kapatır ama kulağını kapatamaz.” derdi; insan dinlemeyi öğrensin diye. İnsanlar dünyaya kulakları açık gelir. Gözünü kapatabilir, sözünü tutabilir, bedenini geri çekebilir; ancak işitme, varoluşun nöbetini hiç bırakmaz.
Modern yaşam, insanı sürekli bir duygusal maruziyet hâlinde bırakır. Sokak gürültüsü, insan sesleri, medya akışı; doğal ve yapay seslerin iç içe geçtiği bir alan yaratır. Bu durum zihinsel yorgunluğu derinleştirir.
Ancak insanı yoran, seslerin çokluğu kadar onlara yüklediği anlamdır. Bir kahkaha birini iyileştirirken, bir başkasında eksiklik duygusu uyandırabilir. Bir müzik kimi için sığınakken, kimi için tahammülsüzlük oluşturabilir. Aynı dalga bir insana huzur verirken, bir diğerine içindeki fırtınayı hatırlatabilir.
Sessizlik bir çözüm gibi gelir; oysa dışarıdaki sessizlik, zihnin susacağı anlamına gelmez. Aksine, çevresel sesler sustuğunda içsel diyalog daha duyulur hâle gelir. Bu, insanın kendisiyle karşılaşma anıdır. Ve tam o an, dışarısı sustuğunda içerisi konuşmaya başlar: Yarım kalmış cümleler, söylenmemiş sözler, ertelenmiş duygular, geçmişten taşan pişmanlıklar...
İnsan anlıyor ki yorgunluk seslerden değil, taşınan anlamlardandır. Sessizlik, seslerin yokluğu değildir; onlarla kavga etmeyi bırakmaktır. O zaman zihnindeki ses de bağırmayı bırakır, ilk kez gerçekten dinlendiğini hisseder.
Zihin sessizlikte susmaz; sessizlikte konuşur. Zihinsel dinlenme, düşüncelerin yokluğu ile değil; onlara verilen tepkinin değişmesiyle mümkündür. Buna “yargısız gözlem” denir.
“Şu an buradayım ve bu yeterli.”
diyebildiğinde kendine, zihin ilk kez yükünü yere bırakır. İnsanın sessizliğe özlemi, dünyadan kaçma arzusu değil; kendisiyle temas etme ihtiyacıdır. Ve bazen en derin dinlenme, insanın kendiyle diyaloğundaki tonun yumuşamasıdır. Kendini şefkatle duymasıdır.
İnsan ne zaman dinlenir?
Tüm sesler sustuğunda değil... Onlara tutunmayı bıraktığında.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.