DİN–DİNDAR VE DİN ADAMI...

Dinin; emir, yasak ve ölçülerini kabul edip hayatını bu ölçülere göre yaşamaya gayret eden insana “dindar” denir. Ancak dindarlığı yalnızca namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetlerle sınırlandırmak, İslâm'ı eksik anlamaktır. Çünkü İslâm sadece mabedin değil; evin, çarşının, ticaretin, siyasetin, hukukun, ahlâkın, aile hayatının ve toplumsal ilişkilerin de dinidir. Müslüman camide nasıl Müslümansa; ticaret yaparken, yönetirken, konuşurken, komşuluk ederken, aile hayatını sürdürürken de Müslümandır.

Kur'ân-ı Kerîm, “Ey iman edenler! Hep birlikte barış ve teslimiyet yoluna girin...” buyurur. (Bakara,208) Bu ilâhî ölçü, dini; hayatın belli saatlerine veya belli alanlarına hapsetmemeyi işaret eder. İslâm, insanın sadece Allah ile ilişkisini değil; insanla, toplumla, mal ve servetle, makam ve güçle, tabiat ve diğer canlılarla ilişkisini de düzenler. Dolayısıyla dindarlık bir görüntü değil, hayat biçimidir.

Dindar kimse pasif değil, aksiyoneldir. Çalışır, üretir, öğrenir, öğretir; haksızlık karşısında hakkı savunur, iyiliğin yayılması için gayret eder. Dünyadan elini eteğini çekmeyi değil, dünyanın içinde kirlenmeden yaşamayı hedefler. Peygamber Efendimiz'in hayatına baktığımızda bunun en güzel örneğini görürüz. O; imamdı, öğretmendi, aile reisiydi, devlet başkanıydı, komutandı, hakemdi, tüccarların hukukunu düzenleyen bir rehberdi ve toplumun meseleleriyle yakından ilgilenen bir liderdi. İslâm'ın hayata dokunan yönü, onun hayatında fiilen görülmüştür.

Din adamı; dini insanlara öğreten, anlatan, yaşayan ve toplumun din konusunda doğru bilgiye ulaşmasına rehberlik eden kişidir. Din görevlisi Allah ile kul arasına girmez; kula Allah'ın kitabını ve Resûlü'nün sünnetini öğretmeye çalışır. Bu sebeple din adamının sorumluluğu ağırdır. Dini iyi bilmek tek başına yetmez; insanı da iyi tanımak gerekir. İnsanı tanımayan, hayatı anlamayan, yaşadığı çağın problemlerinden habersiz olan bir din adamının sahip olduğu bilgiyi topluma doğru biçimde aktarması güçleşir. Nasıl ki doktor sadece ilacı değil hastayı da tanımak zorundaysa, din adamı da sadece İslâmın hükümlerini değil, bu hükümleri anlatacağı insanı ve içinde yaşadığı şartları çok iyi bilmelidir.

Din adamı; Kur'an'ı, sünneti, fıkhı ve İslâm düşüncesini bilirken aynı zamanda toplumun nabzını da tutmalıdır. Gençlerin dünyasını, ailelerin problemlerini, ekonomik hayatı, teknolojiyi, sosyal medyayı, değişen insan ilişkilerini ve çağın oluşturduğu yeni soruları takip etmelidir. Din adamı; değişmeyen dini, değişen dünyada yaşayan insana anlatmaktadır. Buradaki mesele dini zamana uydurmak değil; dinin değişmeyen hakikatlerini zamanın insanının anlayabileceği bir dille anlatabilmektir.

Kur'an, “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır...” buyurur. (Nahl,125) Hikmet yalnızca ne söyleyeceğini bilmek değildir; neyi, kime, nerede, ne zaman ve nasıl söyleyeceğini bilmektir. Din adamının bilgisi kadar üslubu, ahlâkı ve temsil kabiliyeti de önemlidir. İnsanları sürekli azarlayan, dışlayan ve mahkûm eden bir dil yerine; yanlışın yanlış olduğunu söyleyen fakat insanı kazanmaya çalışan bir dil kullanmalıdır. En önemlisi de anlattığı din, kendi hayatında görülmelidir. Sözü başka, yaşayışı başka olan kişinin toplum üzerindeki tesiri zayıflar. Kur'an'ın, “Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” (Saff/2) ikazı özellikle dini anlatma sorumluluğu taşıyan herkes için düşündürücüdür. İnsanlar bazen anlatılan hakikatten önce, o hakikati anlatan insanın hâline bakarlar.

Dindar toplum; yalnızca camileri dolu toplum değildir. Dindar toplum; adaletin güçlü, kul hakkının dokunulmaz, ticaretin dürüst, ailenin sağlam, komşuluğun canlı, merhametin yaygın, yalanın ayıp, rüşvetin haram, emanete ihanetin utanç kabul edildiği toplumdur. İbadet insanı bu ahlâka taşımalıdır. Nitekim Kur'an, namazın insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyması gerektiğini bildirir. (Ankebût/45) Din; hayatın ölçüsü, dindar; bu ölçüyü hayatına taşıyan insan, din adamı ise; bu ölçüyü doğru öğrenen, yaşayan ve topluma doğru biçimde öğreten rehberdir. Din mabette öğrenilir ama hayatta yaşanır. Dindarlık sözle değil davranışla, din adamlığı ise yalnız bilgiyle değil; bilgi, hikmet, ahlâk ve güzel temsil ile anlam kazanır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR