RÜŞVET-İ KELÂM: SÖZLE SATIN ALMAK, ÖVGÜYLE SATILMAK...

Rüşvet yalnızca para ile verilmez. Bazen bir zarfın içine para konulur, bazen de cümlelerin içine övgü yerleştirilir. Birinde el satın alınır, diğerinde gönül ve irade teslim alınmaya çalışılır. Eskilerin “rüşvet-i kelâm” dediği şey tam da budur. Hak edilmediği hâlde söylenen güzel sözlerle muhatabı etkilemek, onun teveccühünü kazanmak ve sonunda bir menfaat elde etmek de bir çeşit rüşvet ilişkisidir. Söz güzel olabilir fakat niyet bozuksa o söz iltifat olmaktan çıkar, menfaatin aracına dönüşür. Elbette insanları takdir etmek, güzel taraflarını söylemek, başarılarını tebrik etmek İslâm ahlâkına aykırı değildir. Aksine hakkı teslim etmek bir erdemdir. Sorun, hak edilmiş takdir ile menfaat için yapılan dalkavukluğun birbirine karıştırılmasıdır. İltifat gönülden gelirse muhabbet doğurur, hesaptan gelirse rüşvet-i kelâma dönüşür.

Dalkavuk, karşısındakinin iyiliğini değil kendi menfaatini düşünür, onun yanlışını doğru, kusurunu meziyet, başarısızlığını başarı gibi göstermeye başlar. Kur’ân-ı Kerîm, insanın sözündeki güzelliğin her zaman kalbindeki güzelliğin işareti olmadığını haber verir; “İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatına ilişkin sözü senin hoşuna gider…” (Bakara,204). Güzel konuşmak tek başına ölçü değildir. Sözü söyleyen kişinin niyetine, duruşuna ve menfaat karşısındaki tavrına da bakmak gerekir. Bazen zehir; balın içine konulur, bazen çıkar hesabı da; güzel sözlerin arasına saklanır. Peygamber Efendimiz de aşırı ve ölçüsüz övgü konusunda ümmetini uyarmıştır. Bir kimsenin yüzüne karşı aşırı şekilde övüldüğünü görünce, “Arkadaşınızın boynunu kestiniz” anlamındaki ikazıyla, ölçüsüz övgünün insanın nefsini ve karakterini bozabileceğine dikkat çekmiştir. Çünkü sürekli alkışlanan insan, bir müddet sonra kendisini alkışlayanların çizdiği hayalî şahsiyete inanmaya başlayabilir. Kendisini olduğundan daha başarılı, daha bilgili, daha güçlü ve daha vazgeçilmez görebilir.

Rüşvet-i kelâmın iki tarafı vardır. Öven ve övülmek isteyen. Dalkavukluk kadar dalkavukluğu besleyen makam ve karakter de sorgulanmalıdır. Sürekli kendisini övenleri yanında tutan, eleştireni uzaklaştıran, hakikati söyleyeni düşman gören kişi zamanla etrafında bir iltifat çemberi oluşturur. O çemberin içinden hakikat geçemez. Herkes yöneticinin duymak istediğini söyler, kimse duyması gerekeni söylemez. İşte ailede, ticarette, siyasette ve bürokraside büyük hataların başlangıç noktalarından biri budur. Makam sahipleri özellikle dikkat etmelidir. Makam yükseldikçe samimi iltifatla menfaat iltifatını birbirinden ayırmak zorlaşır. Dün telefonuna çıkmayanlar bugün kapısında bekliyorsa, dün adını bilmeyenler bugün meziyetlerini anlatmak için yarışıyorsa, insan biraz düşünmelidir. Övgünün arttığı yerde basiret de artmalıdır. Çünkü makamın dostuyla insanın dostu aynı değildir. Makam gider menfaat biter, rüşvet-i kelâm dağıtanların önemli bir kısmı başka kapılara yönelir.

Rüşvet-i kelâmın panzehiri samimiyettir. Gerçek dost gerektiğinde över, gerektiğinde uyarır. Yanlışa yanlış diyebilen insanı kaybetmemek gerekir. Sürekli alkışlayanlardan ziyade, gerektiğinde ayna tutanlara ihtiyaç vardır. Hz. Ömer’e nispet edilen yönetim anlayışında olduğu gibi, yanlışını gösteren insanı nimet bilmek büyük bir olgunluktur. Çünkü hakiki dost insanın nefsini değil, şahsiyetini korur. Kur’ân’ın emri açıktır; “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin.” (Ahzâb,70). Müminin sözü menfaatin değil, hakikatin hizmetinde olmalıdır. Övecekse hak ettiği için övmeli, eleştirecekse düşmanlığından değil doğrunun hatırından eleştirmelidir. Sevdiğinin yanlışına doğru, sevmediğinin doğrusuna yanlış dememelidir.

İltifat başka, dalkavukluk başkadır. İltifat insanın hakkını teslim eder, dalkavukluk insanın zaafını kullanır. İltifatın arkasında muhabbet, rüşvet-i kelâmın arkasında hesap vardır. Biri gönül kazanır, diğeri irade satın almaya çalışır. İnsanlar hak ettikleri kadar takdir edilmeli, menfaat uğruna kimsenin nefsi şişirilmemelidir. Söylenen her güzel söz hakikat zannedilmemelidir. Parayla verilen rüşvet; insanın elini kirletir, sözle verilen rüşvet ise; aklını, iradesini ve vicdanını esir alır. En tehlikeli dalkavuk; yalan söyleyen değil, yalanını sevdirebilendir. Dalkavuğun işi; dalkavukluk yaptığı kişinin duyduğunda mutlu olacağı şeyler söylemesidir. Rüşvet-i Kelâm, dalkavukluğu da aşan bir arızadır. Karşı tarafı doğru olmayan cümlelerle ikna edip, menfaat elde etmek için söylenen laftır. Kısaca, Rüşvet-i Kelâm; insanın sözle satın alınması, övgüyle atılmasıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR