ABD-İ BERÎSÂ: BİR ÂBİDİN ŞEYTANA YENİLİŞİ...
İnsan için asıl duruş; bir zamanlar iyi olmak değil, iyilik üzere kalabilmektir. Bir dönem ibadet etmek, güzel işler yapmak, insanlar arasında itibarlı ve güvenilir olmak elbette kıymetlidir; fakat hiç kimse geçmişteki iyiliklerine güvenerek geleceğini garanti altında göremez. Çünkü iman bir emanet, istikamet ise ömür boyu devam eden bir mücadeledir. Kur’ân’ın anlattığı şeytan gerçeğinde, şeytan insanı çoğu zaman doğrudan uçuruma çağırmaz; uçuruma götüren yolu küçük ve masum görünen adımlarla döşer.
İslâmî literatürde Barsîsâ veya Berîsâ adıyla anlatılan ibretlik kıssa bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Rivayetlerde uzun yıllar ibadet etmiş, çevresinde âbid olarak tanınmış bir kişiden söz edilir. İnsanların kendisine güven duyduğu, ibadetiyle şöhret bulmuş bu kişi, şeytanın vesvesesine bir anda teslim olmaz. Şeytan onu önce hayır görüntüsü taşıyan bir kapıdan yaklaştırır, sonra sınırları biraz daha esnetir, ardından günahı kolaylaştırır. Bir taviz diğerini, bir günah başka bir günahı doğurur. Böylece; başlangıçta asla yapmayacağını düşündüğü kötülüklerin içine sürüklenir.
Kıssanın ayrıntıları farklı rivayetlerle aktarılmıştır. Bu sebeple onu kesin tarihî bir hadise gibi değil, Kur’ân’ın ortaya koyduğu şeytanın aldatma yöntemini açıklayan ibretli bir anlatı olarak okumak daha isabetlidir. Çünkü Kur’ân bize aynı hakikati çok açık biçimde anlatmaktadır;
“Şeytanın durumu gibi; hani insana, ‘İnkâr et!’ der. İnsan inkâr edince de, ‘Ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım’ der.” (Haşr,16) Şeytanın dostluğu buraya kadardır! Günaha çağırırken insanın yanındadır, bedel ödeme vakti geldiğinde ortadan kaybolur. Vesvese verir ama sorumluluğu üstlenmez. Günahı süsler ama sonucunu paylaşmaz. İnsana yanlış yaptırır, sonra onu yaptığı yanlışla baş başa bırakır.
Berîsâ kıssasının mesajı; şeytan insana “Kötü ol!” diyerek yaklaşmaz, çoğu zaman “Bundan bir şey olmaz!” diyerek yaklaşır. Küçük bir tavizi önemsiz gösterir. Haramın kenarında dolaşmayı normalleştirir. Vicdan ilk defasında rahatsız olur, ikincisinde daha az rahatsız olur, tekrarlandıkça susmaya başlar. Böylece insanın dün “Asla!” dediğine bugün “Bir defadan ne çıkar?” dediği görülür. Yarın ise yaptığı yanlış hayatının normaline dönüşebilir. Kur’ân’ın “Şeytanın adımlarına uymayın” ikazı bu sebeple son derece dikkat çekicidir. Çünkü şeytanın yolu adım adımdır. Uçuruma düşmek son adımdır. Tehlike; uçuruma doğru atılan ilk adımla başlamıştır.
Haşr Sûresinde konu daha derin izah edilir; “Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Haşr,19) Allah’ı unutmanın sonucu, insanın kendisini unutmasıdır. İnsan Rabbini unutunca nereden geldiğini, niçin yaşadığını, nereye gideceğini ve kimin huzurunda hesap vereceğini de unutmaya başlar. Sonra kendi değerini, şahsiyetini ve sınırlarını kaybeder. Günahın en büyük tahribatlarından biri de budur. Günah sadece amel defterine yazılan bir yanlış değil, ısrar edildiğinde insanın iç dünyasını değiştiren, doğru ile yanlış arasındaki hassasiyeti körelten bir süreçtir.
Berîsâ'nın hikâyesinde üzerinde düşünülmesi gereken bir başka husus da ibadetin insana kibir vermemesi gerektiğidir. İnsan çok namaz kılmış, çok oruç tutmuş, yıllarca hizmet etmiş olabilir. Bunların hiçbiri “Artık bana bir şey olmaz” deme hakkı vermez. Bilakis kulluk arttıkça Allah'a karşı mahcubiyet, acziyet ve teslimiyet artmalıdır. İnsanın en tehlikeli hâllerinden biri, manevi durumundan emin olmasıdır. Hz. Yusuf'un duasındaki hassasiyet bunun güzel ölçüsüdür; “Canımı Müslüman olarak al ve beni salihlere kat.” (Yusuf,101) Peygamber bile güzel bir son isterken sıradan bir müminin geçmişine güvenerek kendisini emniyette görmesi düşünülemez. Bu sebeple Müslümanın duası yalnızca “Allah'ım beni doğru yola ilet” olmamalı; aynı zamanda “Allah'ım beni doğru yolda sabit tut ve son nefesimi imanla verdir” olmalıdır. Esas olan; iman etmek kadar imanla yaşayabilmek, güzel yaşamak kadar güzel ölebilmektir.
Berîsâ kıssası bir âbidin düşüşünden daha fazlasını anlatır. Bize kendimizi anlatır. Her insanın bir zaaf noktası vardır. Makam, para, şöhret, kadın, erkek, öfke, kibir, haset, ihtiras veya başka bir tutku... Şeytan herkese aynı kapıdan girmez; hangi kapının açık olduğunu araştırır. Akıllı insan yalnızca düşmanını tanıyan değil, düşmanın kendisine nereden yaklaşabileceğini de bilendir. Bu sebeple insanın en büyük muhasebesi başkalarıyla değil, kendisiyle olmalıdır. “Ben ne kadar iyiyim?” sorusundan önce, “Benim açık kapım neresi?” diye sormalıdır. Çünkü nice büyük düşüşler küçük ihmallerle, nice büyük günahlar küçük tavizlerle başlamıştır. Haşr Sûresi'nin ikazı bu bakımdan yalnız geçmiş toplumlara değil, doğrudan bize yöneliktir; Allah'ı unutmayın ki kendinizi unutmayasınız. İbadetinize güvenmeyin, Allah'ın rahmetine sığının. Geçmişinizle övünmeyin, istikametinizi koruyun. Günahı küçümsemeyin, ilk adımına karşı dikkatli olun. Şeytanın verdiği söze güvenmeyin, çünkü o insanı çağırır, kullanır ve sonunda yalnız bırakır.
İmanla başlayan bir hayatın en büyük duası; imanla tamamlanabilmesidir. Mühim olan bir zamanlar âbid diye anılmak değil, son nefeste Allah'ın kulu olarak kalabilmektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.