"ASİL İNSAN"I TANIYABİLKEK...

İnsanın hayatta öğrenmesi gereken en önemli bilgilerden biri insan tanımaktır. Yanlış insanın verdiği zarar yalnızca maddî değildir. Bazen zihninizi yorar, bazen bedeninizi tüketir, bazen itibarınızı zedeler, bazen zamanınızı çalar, bazen de cebinizi boşaltır. Bu sebeple, asil insanla aşağılık insanı ayırt edemezseniz başınız sıkıntıdan kurtulmaz, iflah olamazsınız; zihniniz de, bedeniniz de, cebiniz de sürekli iflas eder. Asalet; ahlâkın, vicdanın, vefanın ve karakterin kalitesidir. Nice fakir insan vardır ki; asil bir karakter taşır, nice makam ve servet sahibi vardır ki; davranışları son derece bayağıdır. Nice diplomasız insan vardır ki; sözünün eri, emanete sadık ve vefalıdır, nice yüksek tahsilli insan da vardır ki; menfaati söz konusu olduğunda bütün değerlerini bir kenara bırakabilir. İnsanın gerçek kalitesini üzerindeki elbise, oturduğu koltuk veya cebindeki para değil; güç, para ve menfaat karşısındaki duruşu gösterir.

Asil insan; kendisine yapılan iyiliği unutmaz, emaneti korur, dostunun sırrını araları bozulduğunda bile açıklamaz. Güç kazandığında eski dostlarını küçümsemez, işi düştüğünde yaklaşıp işi bittiğinde uzaklaşmaz. Başkasının zaafını kendi menfaatine kullanmaz, kendisine yapılan iyiliğin karşılığını veremese bile onun kıymetini bilir. Vefa, onun için menfaat sürdüğü müddetçe geçerli bir sözleşme değil, karakterinin gereğidir. Çünkü asil insanın ahlâkı şartlara göre değil, sahip olduğu değerlere göre şekillenir. Aşağılık karakter ise; menfaati kadar dosttur. İşi düşünce yaklaşır, işi bitince uzaklaşır, ihtiyacı olduğunda sizi över, ihtiyacı kalmadığında sizi görmezden gelir. Sırrınızı öğrendiğinde onu emanet olarak değil, gerektiğinde kullanabileceği bir silah olarak görür. Zaafınızı fark ettiğinde merhamet etmek yerine istismar eder, iyiliğinizi iyilik olarak değil, kullanabileceği yeni bir imkân olarak değerlendirir. Böyle insanlara ne kadar verirseniz verin, çoğu zaman minnet değil daha fazlasını isteme duygusu gelişir. En büyük yanılgı; bazen karşımızdaki insanı kendi karakterimiz üzerinden değerlendirmektir. Her insan, büyük ölçüde içinde taşıdığını davranışlarına yansıtır.

Nice insan ticaret bilmediği için değil, insan tanımadığı için iflas etmiştir. Hesabı doğru yapmış, piyasayı doğru okumuş, işi doğru kurmuş; fakat ortağını yanlış seçmiştir. Bazen yılların emeği, yanlış kişiye duyulan birkaç aylık ölçüsüz güven yüzünden yok olabilir. Bu nedenle ticarette sermaye kadar, hatta bazen sermayeden daha önemli olan şey, kiminle yol yürüdüğünüzdür. Kur’ân-ı Kerîm bu sebeple insanın yalnızca bireysel ahlâkına değil, beraber olduğu insanların niteliğine de dikkat çeker; “Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe,119) Çünkü beraberlik sadece aynı masada oturmak değildir. İnsan zamanla çevresindeki insanların düşüncesinden, davranışından ve ahlâkından etkilenir.

Peygamber Efendimiz de iyi arkadaşı misk taşıyan kimseye, kötü arkadaşı ise körük çeken demirciye benzetmiştir. Birinden güzel koku gelir; diğeri elbisenizi yakmasa bile kötü kokusunu üzerinize sindirebilir. (Buhârî) Burada önemli bir ölçüyü de kaybetmemek gerekir. İyi insan olmak, herkese güvenmek değil, merhametli olmak kendini kullandırmak, affetmek aynı kişiye sınırsız fırsat vermek, yardım etmek de sömürülmeye razı olmak değildir. İslâm insanı merhametli olmaya çağırırken basiretli olmayı da öğretir. Nitekim Resûlullah’ın, “Mümin bir delikten iki defa sokulmaz.” (Buhârî) sözü tam da bu dengeyi ifade eder.

Mümin kin tutmaz ama ders çıkarır, affedebilir ama tedbiri terk etmez.
Bir insanı yanlış tanıyabilir, güvenip aldanabilir, iyilik yapıp nankörlük görebilirsiniz. Borç verip geri alamayabilir, sır verip ifşa edildiğini görebilir, dost bildiğiniz birinin zor zamanda ortadan kaybolduğuna şahit olabilirsiniz. Bunlar hayatın acı tecrübeleridir. Fakat aynı karakteri defalarca gördükten sonra hâlâ aynı insandan farklı sonuç beklemek artık sadece iyi niyet değildir; basiretsizliğe dönüşür. Tecrübenin değeri, yaşanan acıda değil; o acının insana kazandırdığı doğru okumadadır. İnsanları özellikle menfaatlerin çatıştığı zamanlarda gözlemlemek gerekir. Para ortaya çıktığında, makam elde edildiğinde, güç kazanıldığında, öfkelendiğinde veya size ihtiyacı kalmadığında insanın gerçek karakteri daha açık görünür. Herkes bolluk zamanında dost olabilir, asıl dostluk darlıkta belli olur. Herkes menfaatler aynı yöndeyken güzel konuşabilir, asıl karakter menfaatler çatıştığında ortaya çıkar. Asil insan sizinle yolları ayrılsa bile hakkınızı yemez, aranız bozulsa bile sırrınızı açıklamaz ve dostluğunuz sona erse bile geçmişte yaptığınız iyilikleri inkâr etmez. Aşağılık karakter ise dostluk devam ederken topladığı bilgileri, dostluk bittiğinde silaha dönüştürür.

Hayatta herkesi düzeltmek zorunda da değiliz. Bazı insanları ikaz eder, bazılarını affeder, bazılarına ikinci bir fırsat veririz, bazılarıyla ise aramıza mesafe koymamız gerekir. Çünkü insan tanımak yalnızca kiminle dost olunacağını bilmek değil, kimden uzak durulacağını da bilmektir. Herkese aynı mesafede durmak nasıl mümkün değilse, herkese aynı derecede güvenmek de doğru değildir. İnsan sevgisi başka, insan sarraflığı başkadır. Müslüman herkese adaletle davranır ama herkesi dost edinmek zorunda değildir. Asil insanı tanımak ve onunla yol yürümek büyük bir nimettir; aşağılık karakteri zamanında tanımak ve ondan uzak durmak ise insanı maddî ve manevî iflastan koruyan büyük bir basirettir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sami Kesmen Arşivi
SON YAZILAR