• BIST 109.330
  • Altın 155,771
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Samsun 18 °C
  • Ankara 8 °C
  • İstanbul 8 °C
  • ZEREN: "Yarın kazanan taraf biz olacağız"
  • GİRESUN’A  BİLENİYORLAR
  • SAMARAS'IN KEYFİ YERİNDE
  • ZEREN: "Yarın kazanan taraf biz olacağız"
  • GİRESUN’A  BİLENİYORLAR
  • SAMARAS'IN KEYFİ YERİNDE

YOZLAŞMANIN BEDELİ 'KAOS'TUR

M.Halistin Kukul

YOZLAŞMANIN BEDELİ 'KAOS'TUR

        M.HÂLİSTİN KUKUL

           Aslında, 'kaos' kelimesini hiç sevmem. Fakat; yaşadığımız bugünkü hâli de, ne yazık ki,  'karmaşa' kelimesiyle îzâh etmem pek mümkün değil.

           Sosyoloji ilmi, hâdiseleri sâdece 'teşhis' ve 'tespit'le kalmaz / kalmamalıdır. Meydana geliş sebeplerini, cereyân tarzlarını, hâdiseler yumağının birbirleriyle olan irtibatlarını, kültür dâirelerinin çatışmalarını veya uzlaşmalarını...inceden inceye kayda aldıktan sonra  çâreye değil, belki de çok yönlü çârelere  müracaat edebilir.

           Bilinmelidir ki; dünyâ, yaratılalı, köyler, kasabalar şehirler kurulalı beri, hâdisesiz zaman mümkün olmamıştır. Târih, ferdî, millî, milletlerarası ve her türlü içtimâî hâdiseleri, mümkün olabilen vesîkalarıyla, az veya çok, bize ulaştırmış / ulaştırmaktadır. Bu, bir tabiî akış'tır.

           Bunlardan alınan 'hisse / pay / ibret' çok mühimdir ki, günümüz dünyâsı, maalesef bu ibreti alamamış gözükmektedir.

          Ahlâkî zaaf, baş unsurdur. İnsanların olduğu gibi, devletlerin tatminsizliği, kanaatsizliği, gözüdönmüşlüğü...nice adâletsizliklerin, cinâyetlerin, katliâmların, gaspların ve savaşların sebepleri olagelmiştir.

           Sabır, şükür, kanaat, muhabbet, sevgi, hak, aşk, hoşgörü, tevâzû...sâdece lâf olarak söylenip tatbik edilmediği sürece, 'adâlet' kavramı asla tecelli edemez ve ahlâkî çöküntünün vahîm hâl almasıyla da, sözünü ettiğimiz 'kaos' başgösterir.

         Sanılmasın ki, bu işler, günübirliktir; bir günde gelir, bir veya birkaç günde defolur gider. Hayır!..Bu, tamamiyle bir kanma/ kandırmaca, avunma/ avutma, hattâ gafletir.  

          Geniş çaplı düşündüğümüzde, bu durum, 'kültür bozulması'nın taa kendisidir. Dilin bozulması, dînî mefhûmların tahribatıyla ibâdette başlayan gayrı ciddî hâller, argonun yerleşmeye başlaması, müstehcenliğin meşrulaştırılması, büyüklere hürmetsizliğin yaygın hâle büründürülmesi yanında, bilhassa çocukları ve gençleri ümitsizliğe düşürücü söz ve tavırlar,  hedef şışırtıp millî  ülkülerden uzaklaştırmak, hüviyetsizlik / kozmopolitlik... günümüzün en tehlikeli gidişatıdır.

        Türkiye'mizde, bugüne kadar olduğu gibi, son dönemlerde daha da hızlanan 'maarif'teki kifayetsizlik ve  lâçkalık, bunun başlıca sebeplerinden biridir.

         İçki, uyuşturucu, fuhuş, kumar, hırsızlık, gasp, yalan...herbiri, başlıbaşına 'yozlaşma"nın dehşet saçan kötü numûneleridir.

       Dilenciliği, gürültüyü ve çöp mes'elesini bile hâlledemiyoruz!

       Şehirlerimizin caddeleri - sokakları, dağlarımızın yamaçları ve zirveleri, denizlerimizin dibi, çöp yığını değil mi? Gecenin bir yarısındaki korna sesi hangi 'ileri' memlekette vardır? Dilencilik; artık câmilerin avlusunda değil, içine kadar nüfûz etmiştir!..

      Kimin haberi var, kimin yok söyleyebilir misiniz?

      Silâhlı 'terör'den bahsetmiyorum!..O, zâten aldı başını gidiyor!..

      Etrafımıza bakalım, gazetelerden okuyalım, televizyondan seyredelim, radyodan dinleyelim, Türkiye'miz, maalesef dünyâda ve bilhassa İslâm ülkeleri arasında hiç de iftihar edilebilecek bir yerde değildir.

        Düşünebiliyor musunuz ki, hapishânelerimizdeki insan sayımız, Avrupa devletlerindekilerden daha fazladır. Kaldı ki, hapishâne dışında da bir o kadar suçlumuz yok mudur dersiniz? Peki öyleyse; "Biz, nasıl bir İslâm ülkesiyiz?"

        Yalan: En büyük 'baş - belâmız'dır.

        Sanki; "Ey îmân edenler! Allah'tan korkun ve sözün doğrusunu söyleyin." (Ahzâb, 70)

        Hitâbının / nasihatinin 'muhatabı' bizler değiliz!

        Vahlanmıyor musunuz?..

        Bilinmeli ve bununla da kalmayıp iyice idrâk edilmelidir ki, bu, 'yozlaşma' denilen meret, boğazımızı iyice sıkmaya başlamıştır. Bir ân önce, ondan kurtulmanın çârelerini aramak zorundayız.

          Boş lâfların gölgesinde iz sürmenin hiçbir mes'eleyi hâlledemediği artık görülmelidir.  Zaman; 'adâlet' ile 'icraat' zamanı olmalıdır. Kaos'tan çıkmanın tek ilâcı: Adâlet'tir!..

        İlâç hazırdır fakat...Evet, herkes biliyor; 'doktora veya doktorlara' ihtiyaç vardır!..   Bence; âcilen!..    

   

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim