• BIST 97.894
  • Altın 145,758
  • Dolar 3,5755
  • Euro 3,9991
  • Samsun 20 °C
  • Ankara 19 °C
  • İstanbul 24 °C
  • SAMSUNSPOR'A 83 BİNLİK REKOR CEZA
  • BASIN TOPLANTISI İPTAL EDİLDİ
  • GÖSKU YAŞADIĞI O ANLARI ANLATTI
  • SAMSUNSPOR'A 83 BİNLİK REKOR CEZA
  • BASIN TOPLANTISI İPTAL EDİLDİ
  • GÖSKU YAŞADIĞI O ANLARI ANLATTI

YAZMANIN HÂLLERİ

Ahmet Ufuk Erkan

                                                        YAZMANIN HÂLLERİ

       Vatan Gazetesi’nin, aylık yayınlanan vatankitap ilâvesinde, mayıs 2011,  birbirinden güzel yazılar var. Kırkıncı sayfasında, “yazar tıkanıklığı” başlığını taşıyan çalışmayı, yazarken zorlanmaya ayırmışlar.

 

                        Hatta “zorlanmaktan” öte, “yazamamak”… Bu dertten muzdarip olmuş yazarları da bahis mevzuu ederek, örneklerle, eğlenceli olmayı da başaran hoş bir yazı çıkartılmış ortaya.

 

                        Bu dertten kurtulmanın yöntemlerini de –elbet kendilerince- sıralamışlar, on madde halinde. Yazarken zorlananlara, faydalı olacağını sanıyorum.

 

      Ben, “yazar tıkanıklığı” başlığını görünce, yazar sayısının tıkandığı gibi bir anlam çıkarmıştım, öyle değilmiş.

 

                        [Gerçi örnek verilenler, romancılar, öykücüler, senaristler… Köşe yazmayı irdelememişler pek. ]

 

                        Yazmak konusunda tıkanma, yazıdaki tabirle “boş ekran sendromu” gibi bir sorun yaşamadım. Beni asıl bunaltan, var olan yazıyı uzatabilmek. Yani yazı, birkaç cümle içinde bitmiş oluyor ve ben onu –yazıyı- uzatmak zorundayım. Korkunç olan bu. Elbet benim açımdan…

 

                        Ya da yazı çok uzuyor ve kısaltmak gerekiyor. Bu da andığım sorundan farklı değil yazarken bunaldığım…

 

                        Beni sıkıntıya sokan, yazıyı uzatmak ya da kırpmak olduğundan, hiç bunalmadan, sular seller gibi ve istenen uzunlukta yazabilenlere hayran olmuşumdur. Fakat sanırım, o hayran olunan yazarları, bir de masaları başında görebilseydim, onların da –belki- benimle aynı derde düçar olduklarını anlardım.

 

                        [Bakın, bir de yukardaki parağrafta olduğu  gibi “sorunlu cümleler” vardır uğraştığım, sorunundan arındırmaya çabaladığım. Örneğin, yukardaki son cümle, “…. onların da benimle aynı dertte olduklarını görürdüm” diye bitiyordu ilk hâliyle. Fakat bu sefer, “….masalarının başında görebilseydim…”den sonra, iki kez ve aynı cümlede “görmek” kelimesini kullanmış olacaktım ki okurken, sıkıntı oluşturacaktı. ]

 

                        Yoksa yazmak, konuşmak gibidir. Konuşuyorsunuzdur da karşınızda kimse yoktur. Lâf nasıl, konuşma esnasında uzarsa, içimizden “çok uzattım galiba” deyip nasıl kısalırsa ve hatta biterse, yazı da tıpkı öyle uzar, kısaltılır, budanır ve bitirilir.

 

                        Kelimelere dans ettirirsiniz bir nevi. Yanlış adım attırırsanız, yazı düşer.

 

Not: Gazetedeki yazıyı merak edenler için, internet adresini de verelim. Galiba artık evleri kâğıda boğmak gerekmiyor.

http://vatankitap.gazetevatan.com/haber/ustalarin_bile_korkulu_ruyasi_yazar_tikanikligi/1/17119

                        

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim