• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Samsun 9 °C
  • Ankara 17 °C
  • İstanbul 12 °C
  • "Galibiyetlere alıştık"
  • PEKŞEN AİLESİNİN EN MUTLU GÜNÜ
  • Final Etabı Programı Belli Oldu
  • "Galibiyetlere alıştık"
  • PEKŞEN AİLESİNİN EN MUTLU GÜNÜ
  • Final Etabı Programı Belli Oldu

NİÇİN ORALARDAYIZ

Dursen Özalemdar

İlhan Bardakçı’ nın Zafer İlmi Araştırma Dergisinin 1996 yılı  11 sayılı GERÇEĞE DOĞRU Dergisinde, “O’na Mescid-i Aksa’da Rastladım” başlıklı yazısı bir tarihi ve bu Tarih içinde Türk Askerinin övülmüşlüğünü anlatan bir DESTAN’ ın anlatımı dır.

-Mevki Kudüs, Mekân, Mescid- ül Aksa. Tarih, 21 Mayıs 1972. Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzi oğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek mekanı dolaşıyoruz. Kudüs Kapalı Çarşısı’nda rüzgar gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid- ül Aksa’ nın önüne kavuşturur. Mi’raç  mücizesinin  soluklandırdığı ilk Kıble’mize yani. . . Hemen oracıkta  ilk avlu vardır ki, hala bizim lakabımızla anılır.  “ 12 bin ŞAMDANLI AVLU” derler oraya. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü  Küdüs’ ü devlete kattığında, ortalık kararmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber.  Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin ŞAMDAN… O isim oradan kalmadır. Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes mescid’in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız.

O’nu o merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy. İskeletleşmiş vucudu üzerinde bir garip giysi. Palto, Kaput pardüse veya kaftan ? Değil , Öyle bir şey işte. Başındaki kalpak mı, takke mi, fes mi ? Hiçbirisi değil. Oraya dimdik dikilmiş. Yüzüne baktım da ürktüm. Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi. Yüzlerce çizgi karışık ve kavruk bir deri kalıntısı. Yanımda İsrail Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Yusuf var. Bizim eski vatandaşımız. İstanbullu. “Kim bu adam.?” Dedim. lâkaydi ile omuz silkti. “Bilmem” diye cevap verdi. Bir meczup işte. Ben bildim bileli yıllardır burada durmuş. Çakılı gibi. Hala duruyor ya. Kimseye bir şey sormaz. Kimseye bakmaz. Kimseyi görmez. Nasıl, neden niçin hala bilmiyorum. Yanına vardım. Türkçe “Selamünaleyküm baba” dedim. Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütrelenmiş gibi jiletle çizilmişcesine donuk gözlerini araladı. Yüzü gerildi. Bana .bizim o canım Anadolu Türkçemizle cevap verdi. “Aleykümüsselâm oğul. . . Donakaldım. Ellerine sarıldım. Öptüm… öptüm…-Kimsin sen Baba ?  dedim.

Anlattı ki ben de size anlatacağım. Ama evvela biliniz. O canım devlet çökerken, bir Kudüs’ü  401 yıl 3 ay ve 6 günlük bir hakimiyetten sonra bırakırız.

 Günlerden 9 Aralık 1917 Pazar günüdür. Tutmaya imkân yok. Ordu bozulmuş, çekiliyor. Devlet zevalin kapısında İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde yağmalanmasın diye oraya bir ardçı bölük bırakırız, adet odur ki, kenti zabteden galip. Asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmaz. Anlattı, dedim ya. Gerisini tamamlayayım. –Ben dedi. Küdüs’ü kaybetigimiz günü buraya bırakılan ardçı bölüğünden…Sustu , sonra elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı. –ben o gün buraya bırakılmış 20 Kolordu. 36 Tabur, 8 Bölük. 11 Ağır Makinalı Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım. . . Yarabbi, Baktım bir minare şerefesi gibi gerğin omuzları üzerindeki başı öpülesi sancak gibiydi. Ellerine bir kere daha uzandım, Gürler gibi mırıldandı. “Sana bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi ? Elbette dedim. Buyur hele. . . Konuştu. Memlekete avdetinde yolun Tokat Sancağı’na düşerse, Git burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası Mustafa Efendiyi bul. Ellerinden benim için bus et. (öp) Ona de ki. Sonra kumandanı olduğu takımın makinalası gibi gürledi. – O’na de ki, gönül komasın. Ona de ki. “11. Makinalı Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığım yerde nöbetinin başındadır. Tekmilim tamamdır kumandanım” dedi dersin. Öle yazdım. Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından dört bin yıllık Peyganber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi. Tam 57 yıl kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen, devletine küsmemişti.  Bu gün niye oralardayızı bilemeyenlere, zamanın rehavetine kapılıp, sadece keyif ve zevklerini düşünenlere tarihi hatırlatmak vazifemiz dir. . . 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim