• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Samsun 9 °C
  • Ankara 15 °C
  • İstanbul 9 °C
  • TRABZON’DA KARADENİZ DERBİSİ
  • HAZIRLIKLAR SÜRÜYOR
  • HASTA YATAĞINDA ÇARŞAMBASPOR AŞKI
  • TRABZON’DA KARADENİZ DERBİSİ
  • HAZIRLIKLAR SÜRÜYOR
  • HASTA YATAĞINDA ÇARŞAMBASPOR AŞKI

GÜNDELİKÇİ GAZETECİLER

Adnan Bahadır

Bizim oralarda yevmiyeci olarak çalışıp para kazanan insanlara gündelikçi denilir. Gündelikçilik, hangi işlerde yapılır derseniz, her meslekte gündelikçiler vardır. Tarım sektöründeki gündelikçilerden tutun, inşaat sektöründeki gündelikçilere, sanayi sektöründeki gündelikçilerden basın sektörğndeki gündelikçilere dek neredeyse her sektörde gündelikçiler vardır. Biz bugün Basın camiasındaki gündelikçileri ele alacağız, basın camiasında iki türlü gündelikçi var. Birincisi iş başına gündelikçilik yapan gazetecilerdir, ki bunların ücretleri de çok düşüktür, ellilik bir rakıyla onları kiralayabilirsiniz. Yetmişlik rakıyı içirdiniz mi, değil bir gün, bir hafta istediğiniz gibi kiralayıp yazdırıp çizdirebilirsniz onlara. Bir de götürü iş yapan gazeteciler var. Bunların ücretleri diğer gündelikçiler gibi düşük değildir, biraz daha yüksektir ücretleri. 

Ya siyasetçilerin perde arkasında sahip oldukları gazetelerde yazıp çizerler ya da iş adamlarının sahip oldukları gazetelerde yazıp çizerler. Siyasetçilerin sahip oldukları gazetelerde yazıp çizenler sadece ve sadece siyasetçilerin talimatları doğrultusunda yazıp çizerler. İş adamlarının gazetelerinde yazıp çizenler ise iş adamlarının menfaatleri doğrultusunda, onlara menfaat temin etmek için yazıp çizerler. Bir de benim şehrin Dinazorlarını ortaya çıkarmak adına her türlü çileye talip olmuş, gazetecilik mesleğine sonradan giren ve Donkişot gibi Yel Değirmeni ile savaşan Molla Kasımın son versiyonu var.

Biz bugün iş başına gündelikçilik yapan gazetecileri değil, götürü iş yapan gazetecilerden bahsedeceğiz. Bu arkadaşların iş adamları adına iş yapanları köşe yazılarında fındıktan, tarımdan, çiçekten, böcekten, terörden bahsederler. Onların şehrin gerçekleri ile yanlışlarla veya ülke menfaatiyle ilgili en ufak bir sıkıntıları yoktur. Akşam likörün gözüne vurup, öğlene doğru iş yerlerine gidip bir kaç protokol açılışına katılıp köşe yazılarını yazdılar mı işleri biter. Bir de iki üç ayda bir yurt dışı gezilerine gidip orada nefislerini tatmin edip hatunlara manikür, pedikür yaptırdılar mı onlardan keyiflisi yoktur. 

Bu insan bozuntularının ömrü hayatları gazetecilikle geçmiştir ama hayatlarında bir kez olsun yaşadıkları şehrin yolsuzlukları ile ilgili bir haber yapmadıkları gibi "Derin Devlet"ten birileri onlara talimat vermesi halinde her türlü haberi yapacak kadar da basit kişiliğe sahiptirler.

Siyasetçilerin götürü gazeteciliğini yapanlara gelince... Onların bir kısmı botokslu siyasetçinin gündelikçisi olarak çalışırlar bir kısmı da Vezir Hazretleri'nin gündelikçisi olarak çalışırlar. Son günlerde Botoksçu'nun gündelikçisi ile Vezir'in gündelikçisi girmişler birbirlerine... İkiz Kuleler'le ilgili gerçekleri bilmeden yazıp çiziyorlar. Oysa ki biz olayın perde arkadını defalarca yazmıştık. Neden yazmıştık?  Çünkü arsaların ilk alımında merhum Kayıkçıbaşı bizi de istemeden ortak etmişti; kimin nasıl ortak olduğunu çok ama çok iyi biliyorum. Bu işin mimarları, başta, altına işeyen adam olarak adlandırdığım dönemin Yeşilkent Belediye Başkanı, merhum Kayıkçıbaşı ve gizli kasa pozisyonundaki Akın Özgün. Bu işin ilk mimarları bunlar. Arsaların satınalınmaları döneminde merhum Kayıkçıbaşı beni de zorla ortak yapınca, ben de dedim ki "Madem siz iyi niyetlisiniz, sadece birer veya ikişer daire alıp çoluk çocuğunuza istikbal olarak bırakmak istiyorsunuz, Süleyman Kaldırım'la Erdoğan Tok’u da bu işe dahil edelim". Yoksa bu iki arkadaşın bu işlerden en ufak bir malumatı yoktu.

Ben zaman zaman Süleyman Kaldırım'la ilgili de olumsuz haberler yaptım, Erdoğan Tok'la ilgili de olumsuz haberler yaptım; örneğin Süleyman Kaldırım'ın çeteler tarafından tartaklandığını yazdığım için eşi o gün bugündür benimle konuşmaz, oysa ki Ayşe Abla'yı ablam gibi severdim ama bana gönül koymuş olmalı ki o günden beri benimle görüşmüyor. Görüşmesin, hiç önemli değil, ben doğru olanları yazdım... Süleyman Kaldırım azıcık dik dursaydı şehirde bir çok şey çok daha önceleri hallolmuş olacaktı. Her neyse konumuz bu değil ancak yiğidi öldür hakkını yeme. Süleyman Kaldırım'ın veya Erdoğan Tok'un bu arsaların alımı esnasında en ufak bir haberleri olmadığı gibi merhum Kayıkçıbaşı Gazi Bölgesi'nde yeni yapılan Eğitim Araştırma Hastanesi'nin orada satın aldığı arsayla ilgili imar uygulamasını Süleyman Kaldırım istediği gibi yapmadığı için O'nu ortak olarak almak istemedi. Ben, Erdoğan Tok ve Süleyman Kaldırım yoksa bende yokum diye restimi çekince, ikisini de ortak yapmak zorunda kaldılar. Ben bu olayı belki on kez yazmış olmama rağmen, bizim Botokslu siyasetçinin gündelikçisinin, özellikle bu iki arkadaşı ön plana çıkarmaya çalışması gerçekten akla hayale uymayan bir çalışmanın ürünü.
Peki Botokslu siyasetçinin gündelikçisi neden bunu yaptı derseniz, O'na topu pas veren Vezir Hazretletleri'nin gündelikçisi olan arkadaş. Bu arkadaşlar birbirinin düşmanıymış gibi gözükseler de onlar için önemli olan maaşlarını verenlerin talimatları olduğundan Vezir Hazretleri sıkıntıya düştüğünü görünce gündelikçisine, topu taca at sıkıştım talimatını verip topu taca attırdı. Ben olayın bu noktaya geleceğini anladığımdan Botokslu siyasetçinin gündelikçisine bazı ipuçları vermiş olmama rağmen, O da patronundan aldığı talimatı uygulayıp olayın gidişatını değiştirmeyi tercih etti. Üzülerek ifade etmek gerekirse, ne Botokslu siyasetçi, ne de yevmiyecisi işi bilmiyorlar... Önlerine azıcık yem atılınca sazan gibi atlıyorlar ona. Be evladım, azıcık akıllı olsanıza... Adam hazır köşeye sıkışmış, iş belli bir mecraya girmiş, Vezir Hazretleri gece sabahlara kadar uyuyamaz hale geldiğinden adliyeden bazı üst düzey görevlilerin çocuklarını veya yeğenlerini özel kalemden memur yapmak sureti ile soruşturmaları geciktirmek için her şeyini vermeye başlamış. Molla Kasım da adam gibi bu işleri tüm dökümanları ile yayınlamaya başlamış...  Ardından da yaptığı yayınlarla ilgili Adalet Bakanlığı'nın her ile kurulması talimatını verdiği, yapılan haberlerle ilgili sorumlu soruşturma bürolarının neler yaptığını sormaya gelecek iken, hatta ve hatta bu işlerle ilgi Cemaat, siyaset, bürokrasi üçgenini tam çözme noktasındayken olayı farklı mecraya çeken bu zavallılara ne demek lazım; aklım almıyor.
Şimdi buradan açık ve net olarak bu arkadaşlara sesleniyorum: Arkadaşlar, işinizi adam gibi yapın. Ya Molla Kasım'ı takip edip Cemaat, siyaset ilişkilerinin şifrelerini çözmede O'na yardımcı olun, ya da Molla Kasım hepinizin bayramlıklarını ortaya koyup, kimin ne olduğunu topluma anlatsın. 

Sorarım size, Denge Gazetesi kurulduğu günden bu güne dek yayınladığı belegelerin tek bir tanesi yalan çıktı mı? Veya bu fakirin, bende belge var, dediğinde işkembei kübrasından attığını gördünüz mü? Beyler biz adam gibi işimiz yapıyoruz, Caniğin tepelerinde nargile içip aldığımız talimatları uygulamıyoruz haa. Kalın sağlıcakla

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim